Duygu Görücü
Gerçek neydi?
Akşamki ödül töreni için hazırlanırken aklımda bu soru vardı. Onca oynanan film, dizi, canlandırılan birbirinden farklı karakterler. Her iş sonrası sayısız övgü, tebrik… Bunları hak eden ben miyim gerçekten?
Aynada karşımda duran kadına baktım. Gözlerinde aradığım ışık, nerdeydi? Çocukluğumdaki günlerimi düşündüm. Yerinde duramayan, neşeli o küçük kız. Okula başladığında öğretmenlerin gözdesi, arkadaşlarının öfkesi olan o kız. O olaydan sonra uzun süre konuşamayan ama azimle derslerinde başarı gösteren. Ortaokul, lise, üniversite derken iki kelimeyi bir araya getiremeyen, topluluk önünde tıkanıp kalan ama hep başarılı olan kız. Neden öfkeliydiler hiçbir zaman çözemedim. Okul müsameresinde yaptıkları şaka dedikleri olayla tüm okula rezil olmuştum. Sonrasında da…
Yıllar sonra okul arkadaşları buluşması olduğunu, beni de çağırdıklarını duyunca hem şaşırmış hem de sevinmiştim. Sonuçta hepimiz çocuktuk ve artık eski nefretler bitmişti. Bitmemiş. Konservatuara başladığım yılın başıydı. Bir otelin yemek salonunda düzenlenmiş, güzel bir organizasyondu. İçeriye beni o yıllardan beri bırakmayan arkadaşım Pelin ile birlikte girmiştik. Çoğu değişmemişti, tanıyabiliyordum. Merhabalar, sohbet derken yemeğe oturmadan önce onu gördüm. Bakışları tıpkı o günkü gibi nefret doluydu. Nedenini hiç sormamıştım. Masada tam karşıma oturduğunda bu akşamın nasıl biteceğini düşündüm. Biraz önce sohbet ettiğim herkes onu görünce sustu. Bu kızda bu kadar korkulacak ne vardı? Salondaki tek konuşmayan masa bizimkiydi. Çalan müzik eşliğinde yemek faslından sonra herkese veda edip ayrıldım.
İlk film galamdaydım. Oyunculuğum beğenilmiş, başarılı olmuştum. Gazetecilerin sorularını cevaplarken birden sustum. Kalabalığın arasındaydı. Yavaş adımlarla yanıma yaklaştı. Sırtımdan geçen ürpertiye engel olamadım. Yine ne yapacaktı? Elini uzattı, “Tebrik ederim,” dedi. Uzattığı eli ile yüzü arasında gidip gelen bakışlarımı bir flaş ışığı böldü. Nerede olduğumu hatırlayıp, tokalaştığımda parmaklarımı sıkışı ile elim felç oldu sandım. Sonrasındaki her galada, ödül töreninde karşıma çıktı. Amacı neydi hiç çözemedim. Tek bildiğim ne zaman topluluk önünde olsam karşıma dikilip, gözleri ile beni öldürmesiydi. Dilimin tutulup, konuşmaları kısa kesmeme sebep olması bir zaman sonra hakkımda kibirli olduğum hakkında dedikoduların çıkmasına yol açtı. Menajerim ne derse desin bu algı değişmedi. Sadece yazılı basın ile görüşme kararı almam da bunu destekledi. Zira kalabalığın içinde olmadığım zaman daha rahat konuşuyordum.
Yıllar içinde hakkımda söylenenleri duymamaya çalıştım. Her rolümde farklı bir karaktere bürünüyordum. Bazıları öyle ki gerçek hayatımda da bana eşlik edip, beni rahatlatmaya başlamıştı. Şimdi aynadaki kişiye baktığımda gördüğüm kişi kimdi? Işıksız, donuk gözler hangi karaktere aitti? Çocukluğumdaki o canlı bakışlar neredeydi?
Akşam ödül töreninin olduğu salona girdiğimde sırtımdan geçen ürperti de benimle birlikte adım attı. Bir yandan salonu tararken bir yandan da gülümsememi yüzümde tutuyordum. Gece başlayıp, ismim okunduğunda sahneye çıkmayacağımı düşünen çoktu, biliyordum çünkü hep menajerimi gönderirdim salonda olsam da. Bu kez de öyle yapacağımı düşündüğünden yerinden kalkmak üzereyken kolunu tuttum. Şaşırdı. Kalktım. Yavaşça sahneye doğru yürüdüm. Gülümseyerek ödülümü aldığımda mikrofona yaklaştım. Üzerime gelen titreme ile gözlerim yine onunla buluştu. Yüzündeki müstehzi gülüşle yine susmamı, teklememi bekliyordu. Başımla hafif bir selam verdim ve teşekkür konuşmamı yaptım. Sahneden inerken yüzündeki ifade paha biçilmezdi.
Gece eve geldiğimde makyajımı temizlemek için oturduğumda aynadaki küçük kız bana gülümsüyordu.

Duygu Görücü, Balıkesir’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Balıkesir’de, liseyi yatılı olarak İzmir’de Maliye Okulu’nda okudu. 1996 yılında başladığı memuriyet hayatı devam ederken, öğrendiği günden bu yana okumayı, ortaokuldan bu yana da yazmayı seviyor. İki kolektif kitapta öyküleriyle yer aldı. Halen kızı ve kedisiyle Balıkesir’de yaşıyor ve yazmaya devam ediyor.

