Close Menu
    Son Eklenenler

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Perşembe, Nisan 30
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      1 KAVRAM 10 DÜŞÜNÜR: Varoluşun On Yüzü

      Ağustos 2, 2025

      Ulus Baker: Kısacık hayatına çağları sığdıran ‘birisi’

      Temmuz 12, 2025

      Institut français, Fransız yazar, felsefeci ve filolog Barbara Cassin’i ağırlıyor

      Şubat 25, 2025

      Sade Yaşamın Gücü: Epikür ve Tao’nun izinde sadeleşmek

      Aralık 7, 2024

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Yeni Eril: Dr. Nil Keskin’den kapsamlı bir dönüşüm rehberi

      Mart 4, 2025

      Cansel Oruç’un ‘Başarmaktan Korkma’ kitabı okuyucuyla buluştu

      Aralık 26, 2024

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      “Bir ‘teselli’ ver…”

      Nisan 20, 2026

      Sandviç Kuşağı: Arada Kalmışlık

      Nisan 19, 2026

      Var ol! Kelime büyücüsü çok yaşa!

      Nisan 15, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

      Nisan 27, 2026

      Filiz Çiçek’ten adalet ve intikam romanı: Kayıp Ada ve Şeytanları

      Nisan 22, 2026

      Adını Sen Koy: İki farklı zaman, iki farklı kadın ve benzer bir hikaye

      Nisan 21, 2026

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      Ayın Şarkıları: MART AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Mart 8, 2026

      İş Sanat’ın Parlayan Yıldızlar konserleri devam ediyor

      Ocak 15, 2026

      AYIN ŞARKILARI: OCAK AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Ocak 1, 2026

      Sanatın özgür ruhlu bilgesi Patti Smith İstanbul’a geliyor

      Aralık 14, 2025

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Nisan 12, 2026

      Sibel Kırcadere Uslu ile İsmi Olmayan Hikayeler

      Mart 16, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lll

      Mart 16, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Río Sur, Pera Müzesi’nde

      Ekim 16, 2025

      Dalí’nin Tavşan Deliği: Bir romanın resme dönüşen rüyası

      Haziran 12, 2025

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nden ücretsiz sergi turları

      Şubat 20, 2026

      Isabel Muñoz’un Göbeklitepe fotoğrafları Berlin’de

      Şubat 10, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Palu Ailesi skandalı belgesel oldu

      Nisan 10, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      İstanbul Film Festivali 9-19 Nisan’da sinemaseverlerle buluşuyor

      Mart 24, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Sahnede paranormal bir deneyim: “Geceyarısı Hayaleti” başlıyor

      Mart 19, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

      Nisan 29, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

      Nisan 27, 2026
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Vildan Külahlı Tanış: Kelimeler efsunlu nesneler gibidir

      Nisan 11, 2026

      Ebru Karaayvaz’dan ağlarken güldüren kitap: Reçeteye Mizah Ekledim

      Mart 9, 2026

      Bozkurt: Yeni nesil yayıncı Toros, kitabı sadece basılı ürün gibi görmüyor!

      Mart 2, 2026

      “Gençler Nereye?” kitabının yazarı Tuğçe Tatari: Türkiye gençlerini duymuyor ve görmüyor

      Şubat 27, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      Don Quixote’un zırhı: Dünyaya karşı giyinmek

      Ocak 10, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Pablo Neruda: Aşkın, kavganın ve sessiz coğrafyaların şairi

      Temmuz 12, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      Vildan Külahlı Tanış: Kelimeler efsunlu nesneler gibidir

      Nisan 11, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Suare Öykü
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » HİLEAVCISI
    Gökbanu Sezi Çoskuner

    HİLEAVCISI

    Nisan 1, 2026Yorum yapılmamış7 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Gökbanu Sezi Coşkuner

    İlk karşılaştığımızda üzerinde çok şık füme rengi bir takım elbise vardı. Parlak mor kravatı ve ceket cebindeki aynı renk ipek mendili ona apayrı bir hava katmıştı. Belliydi diğerlerinden, bizden, farklı olduğu. Oturmuş ‘extra hot’ daha da sert içim ‘double’ espressom ve içindeki organik badem sütünün tadını çıkarırken, “Yanınıza oturabilir miyim?” demişti. Nedense hayır diyemedim. Çok tanıdık bir yüzü vardı. Çok güvenilir. Konuşmaya başladık. Önce havadan sudan… Sonra konular derinleşmeye başladı.

    Bir anlığına gözüm masaya kaydı. İşlemeli küçük ahşap bir kutu vardı tam önünde. Hep mi masadaydı? Yoksa o mu çıkarıp koymuştu? Yavaşça açtı kutuyu, içinden özenle sarıldığı belli bir sigara çıkardı. Ateş kırmızısı Zippo bir çakmakla yakıp derin bir nefes çekti. Suratımdaki ifadeyi görünce, “İster misin?” dedi gülümseyerek. Cevabı beklemeden uzattı kutuyu bana doğru. Tereddüt etmedim bile. Kırmızı Zipposuyla yaktı. Ahh, o ilk nefes. Genzimden ılık ılık ciğerlerime akan o tat ve burnuma dolan o koku… Neyse…

    Sohbet etmeye başladık ama gözlerimi ahşap kutudan alamıyordum. Kırmızıya çalan bir rengi vardı. Tıpkı Bussotti’nin Kırmızı Keman’ı gibi. Doğum sırasında ölen karısının kanıyla kemanını boyayan şu ünlü keman ustası hani. Filmini izlemiştim. Üzerinde özenle oyulmuş ejderha ve yılan figürleri vardı. İlgimi fark edince, “Pandora’nın Kutusu,” dedi müstehzi bir tebessümle. “Bana hep uğur getirir.”

    Niye bir insan sigara kutusuna böyle bir isim verir diye düşündüm, ama üstünde durmadım. Özenle sarılmış sigaralarımızı tüttürürken uluslararası ticaret alanında çok önemli bir iş adamı ve ciddi bir koleksiyoncu olduğunu anlattı.

    Hikâye koleksiyonu yapıyormuş. Ziyaret ettiği ülkelerde tanıştığı insanların hikayelerini topluyormuş yıllardır. Aklına yazıyormuş tüm bu hikâyeleri. Şaşırmıştım. Çok ilgimi çekmişti. Konuşurken gözlerini gözlerimden hiç ayırmıyordu. O kadar derin bakışları vardı ki ben de çekemiyordum bakışlarımı gözlerinden. Arada bir kıpkırmızı bir parıltı mı beliriyordu gözlerinde? Yoksa kahve mi çarpmıştı beni? Uzunca bir süre konuştu. Ben de dinledim. İki espresso, üç espresso derken, “Hadi, yemeğe gidelim,” dedi. “Benden.”

    Hiç kaçırır mıyım bedava yemeği? Hesabı ödedi. Taksiye bindik ve çok şık bir Fransız restoranın önünde durduk. Vale kapımızı açtı, bize içeri kadar eşlik edip başıyla selamladıktan sonra simsiyah saçlı, kıpkırmızı dudaklı, iri mavi gözleri kopkoyu boyanmış ince, uzun boylu bir kadın bizi masamıza yönlendirdi. Siyah daracık elbisesiyle çok çekiciydi. Bir o kadar da ürkütücü.  Ne deniyordu bu tiplere? Hah, hatırladım: Gotik. Evet, evet çok gotikti.

    Deniz kenarında gurme aperatiflerle donatılmıştı masamız. Sanki geleceğimizi önceden biliyorlardı. Hiç sorgulamadım. Halimden pek memnundum. Bir daha nereden bulacaktım böyle bir ortamı? Hem de bedavaya. Sandalyelerimize oturur oturmaz pahalı bir Fransız şarabı geldi masaya. Biliyordum çünkü şaraplarla ilgili bir belgeselde izlemiştim. Ne kadar da şanslıydım. O, restorana geldiğimizden beri ağzını hiç açmamıştı. Tabii ki buna da çok takılmadım. Her şey o kadar normal ve kendiliğindendi ki. Kırk yıllık arkadaşmışız da bu da bizim rutinimizmiş gibi. Şaraplarımızı yudumlarken bir anda bana bakıp “Ya sen?” dedi, “Biraz kendinden bahsetsene.”

    Anlatmaya başladım. Amatör bir yazar olduğumdan, mütevazı bekar hayatımın sözde nimet ve özgürlüklerinden bahsettim. Hayatıma arada bir giren kadınları araya sıkıştırıverdim yanlış anlamasın diye. Annesi fahişe olan bir piç olduğumu ise söylemedim elbette. Ne olduğunu daha sonra hatırladığım bazı şeylerden de bahsetmişim. İkinci görüşmemizde söyledi bana. Hiç tanımadığım bir adama neden bunları bu kadar rahatlıkla anlattığımı çok sorguladım. Ne garip di mi? Benim gibi biri için? Neyse… Nerede kalmıştım? Tamam, hatırladım.

    Kadehimi almak için masaya baktığımda Pandora’nın Kutusunu gördüm. Ne zaman çıkarıp koymuştu yine? Kafamı kaldırıp ona baktığımda uzaklara dalmış, denizi seyrettiğini gördüm. Ben konuşurken bana hiç bakmıyordu ama arada bir söylediklerimi onaylarcasına kafasını sallıyordu. Bir şekilde biliyordum beni can kulağıyla dinlediğini. Tuhaf bir histi. Aniden o da konuşmaya dahil oldu. Uzun uzun sohbet ettik. Üç şişe şarap su gibi akmıştı. Kendimi havada savrulan bir tüy gibi hissediyordum. Kuş tüyü… Zamanın nasıl akıp gittiğini anlayamadım. Saat gece yarısını ne ara geçmişti? Ertesi gün önemli bir işi olduğunu söyleyip beni eve bırakmayı teklif etti. Tabii ki kabul ettim.

    Restorandan çıktığımızda kapının önünde son model ateş kırmızısı spor bir araba duruyordu. Tıpkı Zipposunun rengi gibi. Bindik. Hiç konuşmadan evimin önüne geldik. Adresimi söylemiş miydim ona? Önemsiz bir detaydı o an için. Tahmin edeceğiniz üzere çok üstünde durmadım. O kadar çok şey konuşmuştuk ki, ‘herhalde arada söyleyiverdim,’ diye geçiştiriverdim içimden “Yine görüşeceğiz,” dedi o suratından pek de eksik olmayan müstehzi tebessümüyle. “Çok sevinirim,” dedim. Vedalaştık ve arabadan inip apartmanıma girdim. Asansörle en üst kattaki bekar daireme çıkıp hiçbir şey yapmadan kendimi yatağa bırakıverdim.

    Etraf darmadağınıktı ve hiç umurumda değildi. İçim geçmiş. Gerçek mi rüya mı olduğunu ilk anda kestiremediğim bağırış çağırışlarla sıçradım yataktan. Zar zor açabildiğim gözlerimle etrafıma bakındım. Perdenin arasından belli belirsiz bir ışık geliyordu. Daha uyumalıydım ama ben. Amma çabuk sabah olmuştu. Kafam zonkluyordu. Ağzımın içi balçıkla sıvanmıştı sanki.  Ne çok gürültü vardı! Çarpılan kapılar, haykırışlar beynimi deliyordu.

    “Aç! Polis!”

    Kapım çılgıncasına yumruklanıyor, aynı anda da “Aç yoksa kapıyı kıracağız!” haykırışları duvarlarda yankılanıyordu. Nasıl fırladıysam yataktan ayağım yerdeki bir kütleye takıldı ve yüzüstü yapıştım yere. Ben kalkamadan üzerime çullandılar. Kaç kişi olduklarını göremedim bile. Yerden azıcık kaldırabildiğim suratımı biri tabanıyla tekrar yere yapıştırdı. Ağzıma dolan paslı metal tadı midemi bulandırdı. Burnum zonkluyordu.

    Nefes alamadığımı fark edince tabanını biraz gevşetti tepemdeki. Zar zor kafamı sağa çevirdim. Neye takıldığımı o an gördüm. Aklımdan geçen ilk şey çok ürkütücü bir güzelliği olduğuydu. Hatta çok daha güzeldi. Ve daha gotik. Kafasındaki delikten akan kırmızı ayrı bir hava katmıştı mavisi donmuş kopkoyu boyalı gözlerine. Ne ara kelepçelediler, asansöre sokup arabaya tıktılar? Hâlâ çözemedim.

    Bu satırları şehrin epey dışındaki bir tesisten yazıyorum. Her tarafında tel örgüler – hem de elektrikli – ve bir sürü tüfekli siyah kıyafetli adamlar var. Çok havalı. Bu tarz yerlerin Alcatraz’ı diye biliniyor.  Benim gibiler için inşa edilmiş. 1911 yılında. Hatta bir öykümde – kolektif bir öykü kitabında basılmış dört öykümden biriydi – ben de bahsetmiştim buradan. Her şeyi itiraf ettim. Ancak kullandığım yöntemlerin ‘çeşitliliği’ buraya gönderilmeme sebep oldu. Kiler olarak kullandığım odadaki alet dolabı ve temizlerken gözümden kaçmış bazı vücut parçaları ve sıvıları da etkili oldu sanırım bu kararda. Bilemiyorum.

    Son kez ziyaretime geldi bugün. Özel izin almış. Üzerinde aynı füme takım, aynı mor kravat ve ceket, cebinde aynı mor ipek mendil. Ceketinin iç cebinden çıkardığı Pandora’nın Kutusunu masaya koydu. Bu sefer fark etmiştim. Ellerim ve ayaklarım aramızdaki metal masaya zincirli olduğundan o yaktı sigaramı ilkinde olduğu gibi. Özenle sarılmış… O içirdi bana sabırla. O zaman aklıma geldi “Kimsin sen?” diye sormak. “Hileavcısı diye bilinirim. Birçok ismimden biri,” dedi yine o müstehzi tebessümüyle. “Ama ben Lucifer’ı tercih ediyorum bu aralar. Dizisi de var ya şimdi. Bayağı popüler. Hoşuma gidiyor,” dedi. Gözlerimiz meşum kutuda buluştu. Kafamı kaldırmadan “Şık bir son oldu benim için. Artık ünlüyüm. Herkes okuyacak hikayelerimi,” dedim. “Sana başka türlüsü yakışmazdı,” dedi. ‘Görüşecek miyiz?’ dedim. “Hiç ayrılmadık ki,” diyerek sigarasını söndürdü. Ayağa kalktı, yavaşça arkasına dönerken kendi kendine fısıldadığını duydum: “Ben kazandım.” Biliyordum suratında hâlâ o müstehzi tebessüm, gözlerinde ise yakut kırmızısı bir parıltı vardı.

    “Yemin ediyorum bunun gibisini daha önce görmedim,” diye fısıldadı esmer olan. Devasa bedenine yapışmış mavi üniformanın içinde kollarını zar zor kavuştururken.

    “Ben de,” diye cevap verdi kumral olan. Ense kökünden başlayan ürperti yavaşça aktı kuyruk sokumuna kadar. Bir elinde ne olur olmaz diye tuttuğu şırınganın içindeki sarı sıvı bile rahatlatamadı. Telli, kalın cam bölmeden içeriye bakarken, “Karşısındaki boy aynasını alma sırası sende bugün. Sıçarım böyle tedavi yöntemine. Geçen sefer aklımı aldı manyak,” diye mırıldandı. Sesinin titrediği anlaşılmasın diye yutkundu zoraki.

    Kikirdedi esmer olan. “Bunlarla uğraşa uğraşa sen de kafayı yedin ha. Neymiş efendim vallahi de billahi kıpkırmızı bir parıltı görmüşmüş gözlerinde… Yok artık. Daha neler.”


    Gökbanu Sezi Coşkuner, Ankara’da doğmuş, ilkokul 5. sınıfta İngilizce öğretmeni olmaya karar vermiştir. 1998’de ODTÜ İngilizce Öğretmenliği Bölümü’nden mezun olmuş, öğrencilik yıllarından itibaren çeşitli kurum ve kuruluşlarda öğretmenlik yapmıştır. 2001 yılından bu yana ODTÜ Temel İngilizce Bölümü Hazırlık Okulu’nda öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. Evlidir, Tılsım ve Alkım’ın annesidir. Çok küçük yaşlarından bu yana kitap, film ve yazma ile dolu bir hayatı yaşamaktadır. Birçok kolektif eserde, dijital ve matbu dergilerde öykü ve yazıları yayımlanmıştır. Ömrünü okuyarak ve yazarak geçirmekte kararlıdır.

    YAZARIN DİĞER YAZILARI
    gökbanu sezi Coşkuner suaremag yazar

    Related Posts

    BEYAZ LEKE

    Nisan 3, 2026 SUAREMAG

    SÜSÜ AKMIŞ

    Nisan 1, 2026 Hakan Akdoğan

    ADALARDAN BİR YAR GELİR BİZLERE 

    Nisan 1, 2026 Gönül Yasemin Ölmez

    SON DANS

    Nisan 1, 2026 SUAREMAG
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026 Sanat

    Dolunay Kocabağ, New York’taki oyunculuk kariyerine yeni başarılar eklemeye devam ediyor. Sahne adıyla Luna Vintner…

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026

    Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

    Nisan 27, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    KABUK: UNUTMA KORKUSU

    Kasım 1, 2025 SUARE ÖYKÜ DERGİSİ

    Doğan Satmış yeni kitabında Theresa Goell’i anlatıyor

    Ağustos 7, 2024 Kitap

    Oğuz Tansel Şiir Ödülü 2025 başvuruları başladı

    Mayıs 22, 2025 Edebiyat
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.