FELSEFEYİ, EDEBİYATI VE MODERN DÜŞÜNCEYİ ETKİLEYEN MİTOLOJİK FİGÜRLER – 5
H. Nilgün Karataş
İnsanlık tarihi, yeryüzünün ağırlığı ile gökyüzünün cazibesi arasında verilmiş sonsuz bir savaşın sahnesidir. Mitoloji bize bu savaşı hep sınırları zorlayan, zincirleri kıran kahramanlar üzerinden anlatır. Bazı mitler ise zaferin parıltısını değil sınır bilincini yitirmenin getirdiği tekinsiz bir boşluğa fırlatır bizi. İkarus tam da böyle bir trajedinin simgesidir.

Girit Labirenti’nden kaçmak isteyen mimar Daidalos, kendisi ve oğlu Icarus için kuş tüylerini balmumuyla tutturarak iki çift kanat imal eder. Uçuşa geçmeden önce oğluna hayati bir tembihte bulunur: “Ne çok alçaktan uç ne çok yüksekten. Alçaktan uçarsan denizin nemi kanatlarını ağırlaştırır, dibe çökersin. Yüksekten uçarsan güneşin ısısı balmumunu eritir, gökyüzünden çakılırsın.”
Daidalos’un öğüdü, kadim dünyanın o en büyük erdemidir: Denge ve orta yol.
Ancak Icarus, rüzgârın ve yükselmenin getirdiği o esrimeyle dengenin sınırlarını unur. Gökyüzünün mutlak hakimi olma yanılsaması zihnini bulandırır; babasının uyarılarını, yerçekimini ve ölümlülüğünü geride bırakarak güneşe, o mutlak ışığa doğru tırmanır. Sonrası malum: Eriyen balmumu, havada boşa çırpılan kollar ve Ege Denizi’nin serin sularında son bulan sert bir düşüş.
Onu yüzyıllardır sadece “babasının sözünü dinlemeyen şımarık bir çocuk” sığlığıyla okuyan geleneksel bakış, modern insanın en büyük yanılgısını gözden kaçırır. Çünkü Icarus; durmaksızın yükselme arzusunun, yapay protezlerle sınırları reddetme narsisizminin ve nihayetinde kaçınılmaz olan o dikey çöküşün zamansız bir anatomisidir.
Bugün modern insanın hikayesi de tam bu iki uç arasındaki salınımdır. Günümüz sistemi insanı ya o nemli aşağıya, yani depresyonun, değersizliğin ve eylemsizliğin dibine çekmekte ya da “başarı ve performans” güneşına doğru durmaksızın yükselmeye zorlamaktadır. Modern insan, sınırlarını bilmeyen kibrinin kurbanıdır.
Baudrillard’ın Aynasında: Modern İnsanın Protez Kanatları
Daidalos’un oğluna taktığı kanatlar gerçeğin kendisi değil; taklit, yapay birer araçtır. Jean Baudrillard’ın Tüketim Toplumuve İllüzyonun Sonu teorileriyle bu mite yaklaştığımızda, Icarus’un trajedisi bambaşka bir boyut kazanır. Modern insan da bugün finansal kredilerle, kurgusal statü göstergeleriyle, estetik müdahalelerle ve yapay zekâ destekli dijital kimliklerle aslında kendisine ait olmayan yapay kanatlar (simülakrlar) kuşanarak yükselmektedir.
Baudrillard’ın işaret ettiği gibi: “Modern tüketim kültürü, bireye sürekli kendi sınırlarını aşabileceği illüzyonunu satar; ancak bu yapay yükseliş, gerçeğin bittiği yerde başlayan bir protezler simülasyonundan ibarettir.”
Sistem, plazalarda, start-up dünyasında ya da sosyal medya metriklerinde modern bireye sürekli “Sınır sensin, daha yükseğe çıkabilirsin, kendi hayatının girişimcisi ol!” mottosunu pompalar. İnsan, kendi balmumunun (psikolojik sermayesinin) eridiğini fark etmeksizin başarının yakıcı parıltısına doğru körü körüne uçar. Tükenmişlik sendromu (burnout), modern Icarusların gökyüzünde kendi kendilerini yakarak tükettiği o anın klinik adından başka bir şey değildir.
Tam bu noktada Ikarus, Güney Koreli düşünür Byung-Chul Han’ın Yorgunluk Toplumu’nda bahsettiği o “performans öznesi” olarak yeniden canlanır. Han’ın işaret ettiği gibi, modern insan artık bir başkası tarafından sömürülmemekte, gönüllü olarak kendi kendinin celladı ve girişimcisi olmaktadır. Icarus’un gökyüzündeki o sınır tanımayan esrime anı, modern bireyin “Yapabilirim!” diyerek kendini tükettiği o sahte özgürlük illüzyonudur. Birey başarı güneşına yaklaştıkça, aslında onu ayakta tutan psikolojik sermayesi (balmumu) içten içe erir. Günümüzün en popüler klinik teşhisi olan tükenmişlik sendromu (burnout), modern Icarusların gökyüzünde kendi kendilerini yakarak tükettiği ve sisteme kurban verdiği o trajik çakılma anının modern adıdır.
Modern dünya, milyarlarca Icarus’un yapay kanatlarla güneşe koştuğu; ancak yere çakılanların çığlığının pazar gürültüsünde kaybolduğu devasa bir simülasyon sahnesidir.
Brueghel’in Tablosu ve Dünyanın Muazzam Kayıtsızlığı
Peki, bir insan hırsları uğruna en tekinsiz zirveden aşağıya çakıldığında dünyaya ne olur? Bu sorunun en sarsıcı cevabı edebiyat ve resmin o muazzam çatışmasında gizlidir. Kuzey Rönesansı’nın dâhisi Pieter Brueghel, İkarus’un Düşüşü Sırasında Bir Manzara (1558) tablosunda miti tersyüz eder.

Tabloya baktığınızda gözünüz önce gökyüzünü ya da düşen bir kahramanı arar; ancak ön planda alabildiğine sakin bir dünya vardır. Bir köylü sabanla toprağı sürmekte, bir çoban koyunlarına bakmakta, bir balıkçı oltasını denize sallamaktadır. Icarus ise sağ alt köşede, denizin içinde sadece iki bacağı görünen, fark edilmeyen küçücük bir detaydır. Kimse dönüp gökyüzünden düşen o hırslı gence bakmaz. Hayat, kendi sıradan ve acımasız ritminde akmaya devam eder.
İngiliz şair W.H. Auden, Brueghel’in bu tablosunu gördükten sonra yazdığı o ölümsüz “Musée des Beaux Arts” şiirinde resimle edebiyatı şöyle çarpıştırır:
“Her şey ne kadar da kayıtsızca yüz çeviriyor felaketten; Saban süren adam duymuş olmalı o şıpırtıyı, o çaresiz çığlığı, Ama onun için mühim bir başarısızlık değildi bu; Güneş parıldıyordu hâlâ, o yeşil sulara gömülen beyaz bacakların üzerinde; Ve o lüks, pahalı gemi, gökten düşen o şaşırtıcı çocuğu görmüş olmalıydı muhakkak, Fakat gidecek bir yeri vardı, sakince devam etti yoluna…”
İşte resim ve şiirin bu ortak çığlığı, modern çağın en acımasız aynasıdır. Bugün bir influencer linç edilip dijital olarak yok edildiğinde, bir CEO iflas edip plazanın tepesinden borsa zeminine çakıldığında ya da bir sanatçı hırslarının kurbanı olup zirveden aşağı yuvarlandığında kalabalıklar sadece izlemeye, kendi “çiftini sürmeye” ve kaydırmaya (scroll) devam eder. Lüks gemiler yollarına sakince devam ederken, Icarus’un suları köpürten o son çırpınışı sistem için sadece geçici bir veri (data) parazitidir.
Düşüşün Ardındaki Sınır Bilinci
Icarus’un hikâyesi bize yükselmenin değil, kibrin ve dengeyi yitirmenin tehlikesini anlatır. İnsan gökyüzüne sevdalanabilir, sınırlarını genişletmek isteyebilir; ancak sırtındaki kanatların yapaylığını unuttuğu an, düşüşü kaçınılmazdır.
Belki de bu dikey hız çağında yapılması gereken en bilgece eylem, durmaksızın yukarıya tırmanmayı reddetmektir. Yeryüzünün ağırlığını, ölümlülüğümüzü, kusurlarımızı ve babamız Daidalos’un o kadim “orta yol” felsefesini hatırlamaktır. Çünkü gerçek özgürlük, güneşe ulaşıp yanmakta değil; gökyüzü ile yeryüzü arasındaki o ince, hassas istikrarda, yani sınırlarını bilerek uçabilmektedir.
ICARUS OKUMA LİSTESİ
I. TEMEL OKUMA
- Ovidius – Dönüşümler (Metamorphoses) Daidalos’un Labirent’i inşa edişini, oğlu Icarus ile birlikte kuş tüyleri ve balmumundan yaptıkları kanatlarla kaçışlarını ve o trajik düşüş anını ilk elden, en lirik dille anlatan antik ana kaynak.
- Apollodorus – Bibliotheka (Mitologya) Girit Kralı Minos, canavar Minotauros ve Daidalos arasındaki o rasyonel/politik gerilimi ve mitin tarihsel varyasyonlarını incelemek adına eksiksiz bir antik başvuru metni.
- Azra Erhat – Mitoloji Sözlüğü Icarus ve Daidalos mitinin Anadolu ve Akdeniz kültürlerindeki izdüşümlerini, “teknik zekâ” (metis) ile “kibir” (hubris) arasındaki o ince felsefi sınırı kavramak için en güvenilir Türkçe rehber.
II. FELSFEFİ ARKA PLAN
- Jean Baudrillard – Tüketim Toplumu – Yazımızın kalbini oluşturan başyapıt. Sistemin bize dayattığı yapay ihtiyaçları, sahte statü göstergelerini ve aslında kendimize ait olmayan o “protez kanatları” nasıl iştahla kuşandığımızı deşifre eden kült metin.
- Byung-Chul Han – Yorgunluk Toplumu – Modern Icarus’un plazalardaki karşılığı. “Yapabilirsin” mottosuyla güneşe doğru körü körüne uçan, sınır tanımayan performans çılgınlığının insanı nasıl bir içsel tükenişe ve psikolojik çakılmaya götürdüğünü anlatan sarsıcı bir analiz.
- Paul Virilio – Hız ve Siyaset – Dikey hız çağının anatomisi. Teknolojik ilerlemenin ve hız arzusunun, kendi kazasını da eşzamanlı olarak nasıl icat ettiğini; kontrolsüz yükselişlerin neden kaçınılmaz olarak dikey çöküşler doğurduğunu anlatan dromolojik kaynak.
III. EDEBİYATTA HADDİNİ AŞMA (HUBRIS)
- Johann Wolfgang von Goethe – Faust – Sınırları zorlamanın, mutlak bilgi ve güce ulaşma arzusunun edebi zirvesi. Faust’un şeytanla yaptığı anlaşma ve her şeye muktedir olma kibri, Icarus’un güneşe uçma esrimesinin modern edebiyattaki en güçlü yankısıdır.
- Albert Camus – Sisifos Söyleni – Camus’nün “baş kaldırı” ile “haddini aşma” arasında çizdiği o ince çizgi, insanın kendi sınırlarını bilerek var olma bilgeliğini Icarus’un kibrinin karşısına diker.
- Christopher Marlowe – Doktor Faustus – Rasyonel aklın ve hırsın insanı nasıl kendi trajedisinin mimarı haline getirdiğini gösteren, gökyüzüne tırmanırken bastığı basamakları yakan insanın o tekinsiz yalnızlığını anlatan klasik oyun.
IV. RESİM, ŞİİR VE TOPLUMSAL KAYITSIZLIK
- Stendhal – Kırmızı ve Siyah – Romanın başkarakteri Julien Sorel, modern edebiyatın en kusursuz İkarus figürüdür. Taşranın dibinden Paris sosyetesinin en parlak zirvesine, kendisine ait olmayan yapay kanatlarla (hırs, maskeler ve stratejiler) tırmanan Julien; tam güneşe ulaştığını sandığı an kibrinin kurbanı olur. Onun giyotine uzanan çöküşü, sınırlarını unutan modern insanın trajik düşüşünün en güçlü edebi izdüşümüdür.
- W.H. Auden – Şiirler (Musée des Beaux Arts dâhil) Brueghel’in tablosuna yazdığı ölümsüz şiirle listede olmayı fazlasıyla hak ediyor. Bir insan zirveden yere çakılırken dünyanın, lüks gemilerin ve sıradan insanların bu trajediye karşı gösterdiği o sağır edici kayıtsızlığın şiirsel anıtı.
- Thomas Hardy – Çılgın Kalabalıktan Uzak – İnsanın kendi hırsları, tutkuları ve yüksek beklentileri peşinde savrulurken, doğanın ve taşranın o kendi ritmindeki sarsılmaz, kayıtsız ve çıplak gerçekliğiyle yüzleşmesini anlatan harika bir edebi fon.

Henize Nilgün Karataş
Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar romanının yazarı, gazeteci, editör ve felsefe öğrencisidir. İlk romanı için Medusa ile Daphne eksenli mitolojik okumalar yaparken, araştırmalarını yoğunlaştıran yazar, bu anlatıları felsefi bir disiplin ve yeni bir bakış açısıyla harmanlıyor. Üretimlerinde mitolojiden beslenmeye devam eden Karataş, Suare Dergi için hazırladığı bu yazı dizisinde ise her ay bir mitolojik figürün günümüzdeki izdüşümlerini inceleyerek modern insanın hikayesini yeniden yorumluyor.


