Close Menu
    Son Eklenenler

    The Bad Plus veda turnesi için 16 yıl sonra Salon’da

    Ağustos 24, 2026

    Eskişehir’de festival zamanı: Porsuk kıyısında beş gün

    Ağustos 24, 2026

    Ayvalık Uluslararası Film Festivali beşinci yaşını dünyanın öne çıkan filmleriyle kutluyor

    Ağustos 17, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Salı, Ağustos 25
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Medusa – Kadın Öfkesi ve Öteki’nin Bakışı 

      Şubat 24, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Nilgün Karataş: ‘Tanrıçalar ölmedi, sadece kostüm değiştirdi’

      Ağustos 5, 2026

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 2. MODÜL

      Ağustos 2, 2026

      MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 1. MODÜL

      Ağustos 2, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Canavar’ın ‘saf’ değişimi ve dönüşümü

      Ağustos 12, 2026

      Elsa Morante’nin iki eseri aynı anda Türkçede

      Ağustos 5, 2026

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      Bir yasın izinde: Tanrıların Tahtında

      Temmuz 31, 2026

      Klasik Müziğin çağdaş yorumcularından Janoska Ensemble Bodrum’da

      Ağustos 7, 2026

      AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

      Ağustos 2, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Şarkıları: HAZİRAN AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Haziran 2, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – VII

      Temmuz 25, 2026

      AH BAVULUM VAH BAVULUM

      Temmuz 15, 2026

      İsmi Olmayan Hikayeler – VI

      Haziran 19, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – V

      Mayıs 9, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Serçe Limanı batığının 1000. yılına sanatsal bir selam: Marmaris’te Cam Sanatı Sergisi

      Mayıs 2, 2026

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      Ayvalık Uluslararası Film Festivali beşinci yaşını dünyanın öne çıkan filmleriyle kutluyor

      Ağustos 17, 2026

      İBB Beyoğlu Sineması’nda Ağustos Boyunca Ücretsiz Film Şöleni

      Ağustos 4, 2026

      Obsession: Bir Dileğin Etik Bedeli

      Temmuz 27, 2026

      THE ODYSSEY ÜZERİNE DÜŞÜNCELER: EN FAZLA TANRILAR KADAR KUSURLU

      Temmuz 26, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Kültürler Mut! Tiyatrosu’nda buluşuyor

      Mayıs 5, 2026

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      The Bad Plus veda turnesi için 16 yıl sonra Salon’da

      Ağustos 24, 2026

      Eskişehir’de festival zamanı: Porsuk kıyısında beş gün

      Ağustos 24, 2026

      Ayvalık Uluslararası Film Festivali beşinci yaşını dünyanın öne çıkan filmleriyle kutluyor

      Ağustos 17, 2026

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026
    • KİTAPLIK
    • ATÖLYE
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Öykü
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026

      Nilgün Karataş: ‘Tanrıçalar ölmedi, sadece kostüm değiştirdi’

      Ağustos 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gotik Mimari: Gotik edebiyatın görkemli yapıları

      Ağustos 10, 2026

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026

      Gotik Mimari: Gotik edebiyatın görkemli yapıları

      Ağustos 10, 2026

      Nilgün Karataş: ‘Tanrıçalar ölmedi, sadece kostüm değiştirdi’

      Ağustos 5, 2026

      TUZ DENİZİ

      Ağustos 1, 2026
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » DİLİN BOŞLUĞUNDA BİR OTORİTE SAVAŞI
    Belgin Ulutay

    DİLİN BOŞLUĞUNDA BİR OTORİTE SAVAŞI

    Haziran 1, 2026Yorum yapılmamış7 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    TİKSİNTİ, TUTKU VE TARAF OLMA ARZUSU

    Belgin Ulutay

    Bugün keyifli bir alıntı okudum. Metni kendi zihnimde parçalarına ayırırken, arkada çalışan o incelikli mühendisliğin ve mantıksal boşlukların bütünüyle farkında olmama rağmen, kendimi saniyeler içinde refleksif bir taraftarlığın içinde bulmaktan kaçamadım. Entelektüel savunma mekanizmalarımın en uyanık olduğu bir anda bile yaşanan bu anlık teslimiyet, ister istemez şu soruyu doğuruyor: Zihnimizin rasyonel kapılarını bu denli hızla kilitleyen, bizi bir saniyede kurgulanmış bir safın askerine dönüştüren o ilkel dürtü tam olarak neye hizmet ediyor?

    Gelin, önce o tanıdık metne birlikte, en çıplak haliyle bakalım:

    Bir tıp fakültesinde profesör, öğrencilerden birine döner ve sorar: “Kaç böbreğimiz vardır?“

    “Dört!” diye yanıtlar öğrenci.

    “Dört mü?” der profesör, küçümseyici ve başkalarının hatalarını ezmekten zevk alan bir edayla. Sonra asistanına döner ve şöyle der:

    “Biraz ot getirin, sınıfta bir eşek var!“

    Öğrenci ise hemen yanıt verir: “Ve bana da bir kahve lütfen!“

    Profesör öfkeyle öğrenciyi sınıftan kovar. Ama bu öğrenci sıradan biri değildir: O kişi, Brezilyalı mizah ustası Aparicio Torelly Aporelly (1895-1971), nam-ı diğer Baron d’Itararé’dir. Sınıftan çıkarken, öğrenci kızgın profesöre dönüp bir kez daha yanıt verir:

    “Bana ‘Kaç böbreğimiz vardır?’ diye sordunuz. ‘Bizim’ böbreklerimiz, yani hem benim iki böbreğim hem de sizin iki böbreğiniz: Toplamda dört böbrek! Biz zamiri çoğuldur, değil mi? Afiyet olsun, otunuzu keyifle yiyin!”

    İşte tam bu noktada o soru zihnimi her zamankinden daha derin bir şekilde kurcalamaya başlıyor: Bu hikâyeyi benim için gerçekten bu kadar sürükleyici yapan ve beni tüm o farkında oluşuma rağmen daha ilk satırlarda anlık bir taraf seçmeye zorlayan şey tam olarak neydi? Profesörün kibri mi, öğrencinin kıvrak zekâsı mı? Yoksa metnin zihnimizde görünmez bir biçimde kurduğu, o en arkaik duygularımızdan beslenen taraflaşma mühendisliği mi?

    Bu anlatıyı okurken refleks olarak öğrencinin safına geçtiğimi görüyorum. Bunu yalnızca cevap zekice tınladığı için yapmadığımı bilmiyorum. Daha derine indiğimde, insan psikolojisinin ve evrensel düzenin en temel, en uç ve birbirine taban tabana zıt iki büyük sütununun dinamik çatışmasını fark ediyorum: Tiksinti ve Tutku.

    Profesörün o çiğ, üstenci, mutlak doğruyu ve kurumsal düzenin olmazsa olmazıymış gibi gururla temsil ettiği kibrine, kuralların dışına taşan hataya karşı adeta cezalandırıcı bir tiksintiyle yaklaşıyor. Bu tiksinti, düzeni yabancı maddelerden temizleme, sınırları koruma arzusu doğuruyor. Fakat zihnim, bu üstenci sınır koruma refleksinden rahatsız olduğu anda, o sınırları sarsacak her türlü karşı hamleye karşı kontrolsüz, neredeyse kör bir tutku geliştirmeye başlıyor. Tutku, doğası gereği mesafeleri yok eden, bizi nesnesine doğru çılgınca çeken, sınırları bulanıklaştıran bir yaklaştırma kuvveti gibi çalışıyor.

    Küçümseyici hiyerarşinin en altında ezilmeye çalışılan o öğrenci figürünün, yerleşik otoriteyi kendi kurduğu tuzakla altüst etmesini izlemek; içimde bastırılmış olan o kadim adalet arzusunu, o hiyerarşi karşıtı isyanı ve o delişmen özgürlük tutkusunu hırslı bir bağlanmaya dönüştürüyor. Öğrencinin o katı sınırları aşma coşkusunu izlemek, bende psikolojik bir arınma, gerçek bir katarsis yaratıyor.

    O dikey hiyerarşi aniden yatay bir düzleme çarpıp kırıldığında, öğrencinin kazandığı o zaferi kendi iç dünyamda yaşıyor, o hınç ve rövanş anına adeta tutkuyla ortak oluyorum.

    Ancak o tutkulu taraftarlık sarhoşluğundan sıyrılıp, tiksintinin ve tutkunun yarattığı o duygusal isi bir kenara bıraktığımda; analitik bir büyüteçle metne baktığımda, beni o tarafa çeken tuhaf ve hileli bir katman açığa çıkıyor. Öğrenci aslında soruyu biyolojik ya da tıbbi anlamda doğru cevaplamıyor. Profesör, içinde bulundukları kurumsal ve akademik ekosistemin gereği nesnel olarak bir insan bedenini kastediyor. Soru, tıp disiplininin sınırları içinde soruldu. Öğrenci ise bu hakikat alanından kaçarak, dilin esnek sınırlarına sığınıyor. “Biz” zamirinin anlam alanını esneterek, onu iki kişinin toplamı olacak şekilde yeniden kurguluyor ve oyunu oyunun kurallarını kendince yeniden yazıyor.  Elbette birçokları gibi ben de bu oyuna anlık da olsa büyük bir hazla ortak oluyorum.

    Meseleye dilbilim açısından baktığımda ortada kusursuz bir anlam kaydırması görüyorum; kelimenin işlevi bağlamından koparılıyor. Mantık penceresinden bakarsam, soru ve cevap zaten aynı zeminde değil; taraflar birbirini tamamen ıskalıyor. Öğrencinin cevabı tıbbi bir hakikat içermiyor; o sadece dilin içindeki o gri, fluluğa izin veren boşlukları, kelimelerin bükülebilirliğini muazzam bir kurnazlıkla manivela olarak kullanıyor.

    Metni ve benim o metinden aldığım anlık hazzı gözümde bu kadar güçlü kılan da tam olarak bu asimetri zaten. Çünkü burada zafer kazanan şeyin ham, çıplak ve statik bir bilgi olmadığını; durumu rasyonel bir çerçeve değişimiyle tersine çeviren, yani bağlamı anında manipüle edebilme becerisi olduğunu görüyorum. Güçlü olan hakikat değil, hakikatin etrafına örülen o dilsel oyun oluyor. Tiksintiyi doğuran o sert nizam, yerini tutkunun o akışkan ve kural tanımaz oyun alanına bırakıyor.

    Belki de birçok okuyucu ya da eleştirmen bu anlatıya basit bir mantık hatası, yüzeysel bir fıkra kurnazlığı ya da ucuz bir kelime oyunu penceresinden bakıp geçebilir. Hatta onu edebi değeri olmayan popüler bir anekdot olarak da nitelendirebilir.

    Ancak ben, bu metni kurgulayan kalemin tüm bu dilsel ve mantıksal oyunu, o tiksinti ve tutku dengesini satır aralarına bilerek, isteyerek ve muazzam bir sezgiyle gizlediğini düşünüyorum. Karşımda tesadüfi bir kurnazlık değil, insan psikolojisinin, arzularının ve zaaflarının röntgenini çeken son derece bilinçli bir metin mimarisi var. Yazar, profesörün karakteri üzerinden bizde uyandıracağı o ahlaki tiksintiyi de, öğrencinin kurnazlığı üzerinden bizi sürükleyeceği o tutkulu taraftarlığı da en başından beri hesaplamış gibi. Bu vesileyle, hikâyeyi ilk kâğıda döken o yaratıcı akla ve o aklı asırlardır kendi nehrinde damıtarak bugüne taşıyan, insanlığın o ortak, kolektif zekasına gıyabında derin bir selam çakmak içimden geliyor.

    Çünkü bu ortak mimari, metni sadece keyifli bir fıkra olmaktan çıkarıyor; insanın bilgiyle, güçle ve konseptlerle kurduğu o faydacı, o maskeli ilişkiyi de bana göre çarpıcı bir biçimde ortaya döküyor. Çoğu zaman bilgiyi ya da entelektüel argümanları her zaman saf bir niyetle, hakikati öğrenmek veya ona ulaşmak için kullanmadığımızı derinden seziyorum.

    Bazen sadece tiksindiğimiz o üst perdeden konuşanların, o tiranların veya otorite figürlerinin karşısında kendimizi güvenli, ahlaki olarak üstün ya da korunaklı bir yerde konumlandırmak için bilgiye bir silah gibi tutunuyoruz. Bir fikri, bir makaleyi veya bir eleştiriyi hararetle paylaşırken bile, derdimizin o fikrin taşıdığı nesnel gerçeklik olmadığını; o fikrin bize hissettirdiği, üzerimize bir hırka gibi giydirdiği entelektüel ve vicdani kimliği piyasaya sürmek, onu vitrine koymak olduğunu fark ediyorum. Bilgi, hakikatin aracı olmaktan çıkıp, tutkularımızın ve tiksintilerimizin hizmetindeki birer statü göstergesine dönüşüyor.

    Ve hikâyenin arkasında, tüm bu entelektüel tahlillerin ötesinde, kendi zihinsel reflekslerimizle, kendi içsel karanlığımızla yüzleşmemizi gerektiren en rahatsız edici, en sarsıcı ihtimal saklı duruyor:

    Okurken profesörün kibrini, o çiğ üstenciliğini ve bunun bende yarattığı tiksintiyi hemen fark ediyor, onu ahlaki olarak kolayca mahkûm edebiliyorum; ama öğrencinin o hileli, o mantığı ıskalayan cevabına duyduğum o tutkulu taraftarlığın beni tüm o analitik bilincime rağmen nasıl manipüle ettiğini, beni rasyonel düşünceden nasıl zahmetsizce uzaklaştırıp tatmin ettiğini pek sorgulamıyorum.

    Haklı bir nefretin, haksız bir yöntemi kutsamasına ne kadar kolay izin verdiğimi görüyor ve irkiliyorum.

    Oysa gerçek bilgeliğin, sadece bize sunulan o popüler, doğru ya da kurnaz cevapları coşkuyla alkışlamakta olmadığına inananlardanım. Asıl bilgelik; o an hangi sahnenin ortasında olduğumuzu, hangi dilsel oyunun içinde, hangi ilkel dürtülerle, neden ve nasıl taraf tuttuğumuzu fark edebilmekte… Yani o tüm duygusal yüklerin, tiksintilerin ve tutkuların nötrlendiği o sıfır noktasında kendimizle, kendi zaaflarımızla dürüstçe yüzleşebilmekte başlıyor.

    Ve tam burada, o kaçınılmaz ve belki de en ağır ayna duruyor karşımda: Profesörün kibrinden tiksinip öğrencinin kurnazlığına tutkuyla bağlanırken rasyonelliğini kaybeden zihinleri böylesine derinlikli bir süzgeçten geçirip irdelerken;

    Acaba ben de şu an tam olarak eleştirdiğim o şeyi yapıyor olabilir miyim?

    Bu kelimeleri peşi sıra dizip o gizli mimariyi deşifre ederken, aslında o imrendiğim “entelektüel ve vicdani kimliği” kendi vitrinime mi koyuyorum?

    Bilgiyi hakikat için mi, yoksa kendimi Suare Dergi’nin bu sayfasında konumlandırmak için mi kullanıyorum?

    Ben kendi sıfır noktamda bu şüpheyle baş başa kalırken, aynayı biraz da yana kaydırmak gerekiyor belki de.

    Peki ya siz; bu anlatıyı okurken hangi safa daha yakın hissettiniz kendinizi?

    Düzenin, kurumsal hafızanın ve emeğin sınırlarını koruma refleksinde mi, yoksa o sınırları neşeyle ihlal eden o delişmen özgürlük tutkusunda mı?

    Belki de her iki tarafın haklılıkları ve kusurları arasında bir yerlerde, o mesafeli boşluktasınız.

    Oysa disiplinlerarası o geniş düzlemden bakıldığında, tiksintinin o sınır koruyan soğuk niyetleri ile tutkunun o sınırları yıkan sıcak coşkularının; yani taban tabana zıt, ancak tam da bu zıtlıktan beslenen tüm bu safların ve mutlakların aslında ne kadar birbirine yakın, hatta birbirine muhtaç olduğunu her defasında yeniden öğreniyorum.

    Düzen olmadan isyanın, sınırlar olmadan özgürlüğün, yani tiksintiyle korunan o alanlar olmadan tutkuyla genişleyen o arzuların bir anlamı kalmıyor çünkü.

    Şimdi düşünün; tüm hakikatlerin birbirinin içinde eridiği o sıfır noktasında, siz kendinizi hangi illüzyonun içinde, nerede konumlandırıyorsunuz?


    Belgin Ulutay, 20 yılı aşkın süredir çeşitli sektörlerde orta düzey yönetici olarak görev yaptı. Yazmaya ve seslendirmeye şiir ile başladı, çeşitli eğitimlerin ardından edebiyat yolculuğunu öyküler ile devam ettiriyor. Tiyatro, seslendirme, kitaplar, seyahatler ve yazı ile kendine bir dünya kuran Ulutay’ın bir çok kollektif kitapta öyküleri yayımlanmıştır.

    LİSTEYİ GÖR
    belgin ulutay suaremag yazar

    Related Posts

    AYIN FİLMLERİ: AĞUSTOS AYINDA NE İZLEYELİM?

    Ağustos 2, 2026 Film

    AYIN KİTAPLARI: AĞUSTOS AYINDA NE OKUYALIM?

    Ağustos 2, 2026 Ayın Kitapları

    AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

    Ağustos 2, 2026 Ayın Şarkıları

    SuareMag Ağustos 2026

    Ağustos 1, 2026 Manşet
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    The Bad Plus veda turnesi için 16 yıl sonra Salon’da

    Ağustos 24, 2026 KÜLTÜR - SANAT

    Çağdaş cazın özgün topluluklarından The Bad Plus, 12 Eylül’de Fiba Salon İKSV sahnesine konuk oluyor.…

    Eskişehir’de festival zamanı: Porsuk kıyısında beş gün

    Ağustos 24, 2026

    Ayvalık Uluslararası Film Festivali beşinci yaşını dünyanın öne çıkan filmleriyle kutluyor

    Ağustos 17, 2026

    Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

    Ağustos 13, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    Taha Gürbüz’ün yeni şarkısı “NergiZ” yayında!

    Eylül 29, 2023 Müzik

    PUSLU GEÇİŞLER

    Şubat 1, 2026 Melek Toksoy

    ‘Gizem Kraliçesi’ 133. yaşında Hercule Poirot ile sinemaya döndü

    Eylül 15, 2023 Film
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    The Bad Plus veda turnesi için 16 yıl sonra Salon’da

    Ağustos 24, 2026

    Eskişehir’de festival zamanı: Porsuk kıyısında beş gün

    Ağustos 24, 2026

    Ayvalık Uluslararası Film Festivali beşinci yaşını dünyanın öne çıkan filmleriyle kutluyor

    Ağustos 17, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.