Serpil Günday
Biz Ankara’da yaşıyorduk. O sene benim için çok önemliydi, üniversite sınavına girecektim. Bildim bileli hemşire olmak isterdim ve gerçekten sıkı çalışıyordum.
Sınav sonuçları geldi, fena görünmüyordu. Rehber öğretmenimle tercihlerimi yaptık. Ankara dışında okumak, ailemden ayrılmak istemiyordum. Ancak “ne olur ne olmaz” diye beni ikna eden öğretmenimin önerisiyle İzmir ve İstanbul’daki okulları da yazdım.
Hayatımdaki ilk şok dalgasını sonuçlar gelince yaşadım. Onca tercihin arasından İzmir tutmasın mı! Bayağı üzüldüm ama sene kaybetmek de istemiyordum. Yaptırdım kaydımı mecburen.
Şu anda ikinci sınıftayım. Alıştım sayılır nihayet. Ama her fırsatta Ankara’ya gidiyorum tabii. Hem ailemi görüyorum hem de Ergin var. Lise birinci sınıftan beri arkadaşız. Yani arkadaşız derken hoşlanıyoruz birbirimizden. Son gidişimde biraz tuhaftı ama ben nedenini anlayamadım.
Geldiğimin ikinci günü Kızılay’da yürüyordum. O ne? Karşıdan Ergin, bir kızın omzuna elini atmış, gülerek yürüyordu. Kıskançlık, aldatılmışlık, üzüntü, kızgınlık dalga dalga… tsunami büyüklüğünde geldi üstüme. Sendeledim, ne yapacağımı kestiremedim. Beni görmeden geçti gitti. Gözden ırak olan gönülden de ırak olabiliyormuş demek ki. Hâlbuki daha dün akşam telefonda konuşmuştuk, “Özledim” demişti. Pis yalancı.
Aceleyle eve döndüm, ağladım ağladım, sonra da siliverdim hayatımdan.
*
İzmir’de üçüncü senem. Atlas var, arkadaşım. Son zamanlarda sanki farklı bakışıyoruz. Ergin’den sonra duygularımı o kadar bastırmışım ki birine ilgi duyduğumu fark etmek, bana şok dalgası yaşattı. Kendimi öyle bir kapatmışım ki Atlas’a evet dediğime ben bile inanamadım. Yine de bu güzel bir dalga doğrusu. Hani şöyle deniz kıyısında otururken hafifçe gelip giden dalgaların sesini dinlersiniz ya, öyle bir sakinlik, öyle bir rahatlık… Aynen öyleyim. Harika.
Hayatımın esas dalgasında ne yaşadığımı bir bilseniz… Tahmin bile edemezsiniz.
Hafta sonu İzmir Kordon’da arkadaşım Pelin’le geziniyoruz. Kıyıda bir adamcağız oturmuş Millî Piyango bileti satıyor. Bizi görünce illa “Bir bilet alın,” diye tutturdu. Sırf satış yapmış olsun diye bir yarım bilet aldım. İnanın sonra takip etmeyi bile unuttum. Pelin hatırlattı. Bir de ne göreyim, bana büyük bir ikramiye çıkmış. Tekrar tekrar baktım. Evet, bir yanlışlık yok, çok para kazanmıştım. Yurtdışında master yapma hayalimi gerçekleştirecek kadar.
İnanamıyorum bir türlü. Hemen annemi, babamı arayıp haber verdim. Sonrası… Ankara’ya gittim. Babamla beraber gidip bileti ibraz ederek parayı aldık. Babam ısrarla benim hesabıma yatmasını istedi. Master’a gidene kadar orada bekleyecek beni. Sonra ver elini Amerika. Canım annem, canım babam zaten her türlü ihtiyacımı karşılamak için ellerinden geleni yapıyorlar, ekstra paraya ihtiyacım yok.
Atlas da çok sevindi ama ayrılık fikrine de bozulmadı değil.
Ertesi gün Ankara’ya gidecekken, çağırdılar beni, konuşmak istedikleri önemli bir konu varmış. Önce çok endişelendim. Hastalık filan var zannettim. “Hayır,” dediler, “kötü bir şey değil” diye ikna ettiler telefonda beni.
Masanın başında oturuyoruz üçümüz. İkisi de hem ciddiler hem de ürkek görünüyorlar.
Annem hamileymiş! Bu haberi nasıl karşılarım diye endişe edip durmuşlar. Acaba istemez miyim diye sıkılmışlar. Tam anlamıyla tekne kazıntısı.
Ne istemeyeceğim, bayıldım. Hep bir kardeşim olsa diye düşünürdüm. Ama gerçekten dalga dalga gelen bir şok dalgası yaşadım.
Önce şaşırdım tabii, sonra “Bu yaşta mı?” dedim o zamanki genç hâlimle.
Sonra onların sevinçli olduklarını gördüm, fırladım ayağa, ikisine de sarıldım, mutluluğumu gösterdim döne döne, öpe öpe. Annemle babam çok genç evlenmişler, çok âşık olmuşlar birbirlerine, hâlâ da öyleler bana göre. Kısacası annem şu anda 40 yaşında. Babam da 43 yaşında. Ama ne büyük sürpriz, değil mi?
*
Bugün tüm kötü haberler üst üste binmiş, tam anlamıyla dalga dalga geliyor üstüme. Sabah kalktım ki Pelin iki gözü iki çeşme ağlıyor. Annesinin vücudunda bir yerde tümör bulunmuş, kanser mi diye biyopsiye girmiş. Değildir inşallah, sonucu bir hafta sonra öğreneceğiz.
Az sonra Songül geldi yurt odamıza, Kaan’dan ayrılmış. İki senedir arkadaştılar. Ağlaya ağlaya anlattı derdini.
Hastaneye geçtik. Artık stajda olduğumuz için hastanede de bulunuyoruz. Çok tatlı bir hastamız vardı. Mükerrem teyze maalesef vefat etmiş sabah erkenden. Hepimiz çok üzüldük.
Daha bitmedi. Atlas aradı, araba kazası geçirmiş. Çok şükür kendinde bir şey yok. Ufak tefek sıyrıklar filan ama arabada bayağı hasar varmış. Ters yola giren bir araba çarpmış. Aman neyse canım, cana geleceğine mala gelmiş. Yine de üzüldük tabii.
*
Okul bitti artık, Amerika’ya gidiyorum. Yaklaşık iki sene kalacağım. Annemden, babamdan ayrılıp İzmir’e gitmek istemezken şimdi bir de kardeşimden ayrılıp daha da uzağa gidiyorum. Ne garip aslında, hayat bize neler hazırlıyor, hiç haberimiz yok.
Amerika’da üniversitenin yurdunda kalıyorum. Yaz tatili oldu bile. Dün gece güzel bir haber aldım, sürpriz. Sevinçten aklım bayağı dalgalandı. Atlas geliyor buraya, çok sevindim. Sonra beraber döneceğiz Türkiye’ye. Ailemi çok özledim.
Havaalanına gittim onu almak için hem de bir an önce görebileyim diye.
“Akşam yemeğe gidelim bir yere,” dedi.
Bir telaş, bir telaş bende. Hazırlandım, süslendim. Haklıyım, değil mi? Ne zamandır görüşmemişiz, en iyi hâlimde olmak istiyorum. Güzel bir yere gittik. Atlas mimar olmuştu, şu anda bir mimarlık ofisinde çalışıyordu. İleriye dönük planlarından bahsetmeye başladı, heyecanla anlatıyordu. Ben de ilgiyle dinliyorum.
Aniden bir yüzük çıkardı, “Evlenelim,” dedi.
İşte bu şok dalgası öyle hızlı, öyle önemliydi ki bir an durakladım sarsıntıdan. Hayatımı çok ilgilendiren bu teklifi algılamam biraz sürdü. Sonra da kabul ettim tabii. Atlas’ı seviyorum. Ömür boyu onunla yaşayabilirim. Hakkımızda hayırlısı olsun diyorum. Çok mutluyum. Bakalım, annem babam duyunca ne diyecekler? Gerçi ilk günden beri Atlas’tan haberleri var, hiç saklamadım onlardan.
Hayatımda şok etkisi yaratan tüm dalgaların böyle güzel olmasını diledim. Bakalım hayat bana daha ne sürprizler hazırlıyordu?


