Karanlıkta çakan bir kibrit, iki bavul ve ninenin masallarından sahneye uzanan bir hayat… Cahit Sıtkı Tarancı’nın şiirleriyle çocukluk hatıralarını buluşturan Vakit Tamam Abbas, masalla gerçek arasında dolaşırken soruyor.Tolga Kortunay‘ın yönettiği oyun izleyicisine bir soru sordurtuyor: İyi insan olmak nasıl bir yük taşımak demek? Şükrü Veysel Alankaya’nın sesi, sessizliği ve beden diliyle kurduğu bu dünya, erkek ve kahraman olma hâllerini sorgulatıyor.
Özlem Güller Ünal

İlk sahnede karanlıkta kibrit ışığıyla yüzü aydınlanan bir adam… Abbas… Abbas oğlu Abbas… Bir gelenek gibi erkek çocuklara verilen o ismin gurur dolu taşıyıcısı… Çocukluğuna dair ne varsa gönül sofrasında sunan; gözyaşını, sevincini, hayal kırıklığını ve varlığının o saf yakıtını bizimle paylaşan serüvenci Abbas… Ninesinin masallarını uyumaya direnen gözleriyle değil, gönül gözüyle dinleyen Abbas…
İki bavulla sahnenin tam ortasına yerleşen, sanki bir matruşka gibi açılan başka bavul ve eşyalarla zaman yolculuğuna çıkaran hikâye anlatıcısı Abbas… Ne taç ne kılıç ne sihirli fasulye ne de bir yüzük… Şivesi ve mimikleriyle, birbirine çarpınca her türlü güzelliği yaşatan iki adet saç telinin hikâyesini anlatarak bizi Pixar dünyasından daha da özel ve maceracı bir semaya çıkartan Abbas…

Erkek ve kahraman olma hâllerinin sorgulandığı askerliğinden, kavuşamadığı ve hor görüldüğü sevdasına; düşe âşık hâlleriyle dünya gerçekliğine tutunma çabasına bizi gönüllü şahit eden Abbas… Gözlerindeki pırıltıya hayranlık duyulası, safiyane duygularını uygun bir zemin bulduğunda yaşayan ve yaşatan bir âdem Abbas…
Cahit Sıtkı Tarancı’nın şiirlerinden, insani hâllerinden kareler taşıyan yaşamından ve Abbas masalından süzülen izler; geçmişle bugünü, gerçekle hatırayı birbirine bağlıyor. Kaç Cahit hâli görüyoruz: şair, asker, âşık, masallara inanan, anılarına sadık ve insan ayırmayan. En çok da çocukken dinlediği masalın onda bıraktığı etkiyle, Abbas ile kurduğu zaman ve mekân ötesi dostluk kalbinizi sıcacık yapıyor.
Özellikle Cahit’in şiirlerinde hayatın geçici olduğunu bildiği hâlde onu bütün güzellikleriyle yaşamak istediğini yalın bir dille aktardığını görüyorsunuz. Ve “Otuz Beş Yaş”, “Abbas”, “Desem ki” isimli şiirleri fonda seslendirilirken ezbere bildiğinizi fark edip mutlu oluyorsunuz.
Tüm bunlar gözlerinizin önünde yaşanırken ne mi hissediyorsunuz? Oturduğunuz rahat koltuğunuzdan kalkıp Vakit Tamam Abbas oyununun içerisine giriyorsunuz. Ve sahnede dev bir kadroyla oynar gibi, tabir caizse sahada basılmadık yer bırakmayan Şükrü Veysel Alankaya’nın içten anlatımıyla âdeta büyüleniyorsunuz. Sözleri, sesi, sessizlikleri ve beden diliyle sahneyi dolduruyor. Göz pınarlarına dolan duygu geçişleri, bedeninin binbir duruşuyla öyle bir dünya kuruyor ki zamanın nasıl geçtiğini size unutturuyor. Özenli bir sadelikle hazırlanan her bir eşyaya, bir sihirbaz marifetiyle bambaşka anlamlar yüklüyor.
Bazen bir duraksama, uzun bir cümleden daha fazlasını söylüyor. Bazen de bir ezgi, çoktan geride kaldığını sandığımız bir duyguyu yeniden uyandırıyor. Zılgıtın o dikkatleri toparlayan ve bir yandan da hüzünlendiren ritmi sarıp sarmalıyor. Değerli oyuncu, sahnedeki her anıyla seyirciyi kendine çeken, etkisi perde kapandıktan sonra da süren bir performans sergiliyor.
Abbas’ın iyi insan olma yükü, iyiliğin bir erdem olmasının yanında insanı zorlayan bir sorumluluğa da dönüştüğünü iliklerinize kadar hissetmenize yol açıyor. Öyle ki çolak olan sol elinden sevgiyle tutup Abbas’a “Sen yalnız değilsin güzel insan.” diyerek sımsıkı sarılmak istiyorsunuz. Şöyle derken buluyorsunuz kendinizi: “Sahi, bu Abbas gerçek mi, hayal ürünü mü?” Bu soruya cevap verebilmeniz için oyunu izlemeniz lazım. Gönülden tavsiyemdir.
Yazan ve Oynayan: Şükrü Veysel Alankaya
Yöneten: Tolga Kortunay


