Fatma Maksude Kılınç
Kapı arasından seyrederdim onları. Birbirlerini sarışları, öpüşmeleri, Sinan eniştemin ablamı okşayışları içimi gıcıklar, Sinan benim sevgilim olsun, diye hayıflanırdım. On beş yaşında, hafif toplu ama çok güzel bir kızdım. Yani güzel olduğumu herkes söylerdi. Kendimi ablamdan güzel sanıyordum. Galiba enişteme âşık olmuştum. O hep haklıydı ablamın karşısında. Ne dese haklıydı. Tüm tartışmalarında eniştemi tutardım. Hep bize gelsin, bizimle akşam yemeği yesin isterdim. Nadiren beni de alırlardı dışarı çıkarken. Zaman geçmesin, bitmesin birlikte olduğumuz saatler diye dua ederdim. Artık ona enişte demek de istemiyordum. Enişte demek bir başkasına ait demekti. Kabul edemiyordum bunu.
Babam önceleri “iyi ki bir enişten oldu, ablana teşekkür et, yoksa ne yapacaktın?” derdi. Sonradan bu kadar sevgi ve ilginin doğal olmadığını düşünmüş olsa gerek eniştemin eve gelmesini yasakladı. Benim için hayat orada bitti. Günlerce odamdan çıkmadım. Ev halkıyla hiç konuşmadım. Ablamdan iyice nefret ettim, dışarıda baş başa buluştukları için. Arada yalvarırdım beni de götürmesi için ama o hiç oralı olmaz benden gizli çıkardı evden, çaktırmadan. Aman Allah’ım ne yapsaydım acaba? Sinan’ı görmediğim için çıldırıyordum. Artık kendimle konuşurken, düşünürken enişte değil Sinan diyordum; Sinan, Sinanım… Benimmiş gibi hayal kuruyordum. Ablamla değil, benimle nişanlıydı. Onları gizli gizli izlerken gördüğüm hareketleri bana yapıyordu; öpüyordu, sarıyordu, okşuyordu. Ah ne mutlu anlardı o hayalleri kurduğum anlar.
Bir gün ablam eve geldiğinde nikah tarihi aldıklarını, önümüzdeki yaz evleneceklerini söyledi. Bayılmışım. Ayıldığımda babamın sinirli yüzünü gördüm ilk. “Seni amcanlara gönderiyorum, bir süre orada kalacaksın,” dedi bana. Ağladım, yalvardım, “gönderirsen kaçarım,” dedim ama hiçbir işe yaramadı. “Hemen yarın gideceksin, git odana, toparlan.” Anneme, ablama baktım beni savunmaları için ama umurlarında değildim. Hepsi bana kızgın bakıyordu. Çaresizdim. Odama gidip hazırlandım. Birkaç gün kalıp dönmeye karar verdim. Babam ne derse desin Sinan’dan uzakta olmak zaten acı veriyordu ki hele hele başka şehirlerde olmak daha da çıldırtıcıydı.
Ertesi gün babam beni otobüse bindirdi, Manisa’ya doğru yola çıktım. Yol boyu ağladım. İnsanlar böylesine büyük bir aşkı neden görmüyordu? Ablam nasıl anlamıyordu? Hele Sinan? Ona olan duygularımı nasıl anlamazdı? Acaba telefon etsem mi diye düşündüm. Hiç aramamıştım onu. Her gün onu görürüm diye beklemiştim. Babam yola çıkacağım ve evden uzakta olacağım için kendi telefonunu bana vermişti. Kontrol ettiğimde ‘Damat’ yazan numarayı gördüm. Babamın başka bir damadı olmadığına göre Sinan’ın numarası olmalıydı bu. Bastım numaraya, aradım. Ama sesini duyunca hemen kapadım. Hemen geri aradı. Mutlaka onda da kayınpeder gibi bir şey yazıyordu. Merak etmişti doğal olarak. Açmadım. Korktum, çekindim.
Sinan’ın merakı geçmemişti ki birazdan tekrar aradı. “Ne yaptım ben ne diyeceğim şimdi?” derken telefon sustu. Şimdi daha çok merak edip ablamı arayacaktı. Anlayacaklardı benim aradığımı. Hem konuşsam ne olurdu ki? Aşkımı, onu ne çok arzuladığımı anlatsam ne olurdu ki? Sinan birilerini aramadan yeniden aradım. İkinci çalışta açtı.
“Alo?”
“Sinan benim Nazlı.”
“Nazlı neden babanın telefonundan aradın beni? Neredesin? Bir şey mi oldu?”
“Hayır hayır, bir şey yok. Babamın telefonu bende. Beni zorla Manisa’ya gönderiyorlar. Beni anlamıyorlar Sinan. Sana olan aşkımı anlamıyorlar. Sen beni anlıyorsun değil mi?”
“Ne diyorsun kızım sen? Nereden çıktı bu aşk meselesi? Ben ablanla nişanlıyım, seninle bir ilgim olamaz. Hem ben ablanı seviyorum biliyorsun bunu.”
“Yoo onu sevmiyorsun sen, aslında beni seviyorsun ama itiraf edemiyorsun sadece.”
“Delirmişsin sen. Saçmalama, seni sevmiyorum ben. Sen benim için sevdiğim kadının küçük kardeşisin o kadar. Daha fazlasını bekleme.”
“Hayır, uğruna ölürüm ben, yapma, bana bunu yapma. Seni çok seviyorum ben.”
“Bırak bu aşk meşk işlerini Nazlı. Yaşına uygun sevgililer bul. Seninle hiç işim olmaz benim. Hadi git Manisa’ya kurtul bu duygudan.”
Çat diye kapadı telefonu. Kapadı… Kapadı… Otobüsün cam kenarında Manisa’ya yaklaşırken yine ağlıyordum işte. Tepinerek ağlamak isterken, başımı cama dayamış usul usul ağlıyordum. Yanımda oturan kadın da beni izliyordu. Tüm konuşmaları duymuş, biraz aşağılayarak biraz acıyarak bakıyordu bana. Hıncımı ondan çıkarmamak için bedenimle cama döndüm. Uyur gibi yapmaya başladım. Uyumuşum. Rüyamda Sinan’ı gördüm. Bana kötü davranıyor, itiyordu. Ağlayarak uyandım. Manisa’ya gelmişiz. Şimdi yeniden İzmir otobüsüne binip geri dönmek vardı. Aklıma yattı, böyle yapacaktım ki, amcam beni karşılamaya gelmişti bile. Çok bozuldum ama ses etmedim. Eşyalarımı aldıktan sonra eve gittik. Yengem beni çok severdi. Sarıştık, bana annemden daha çok şefkat gösterdi. Hep sevdiğim yemekleri hazırlamış yengem. Çok beğendim, çok acıkmışım, zevkle yedim. Akşam hep birlikte televizyon izledik. Yengem mısır patlattı. Çok keyifli bir akşamdı. Sinan aklıma çok gelmedi. Yattık. Daha Sinan’ı düşünemeden uyumuşum.
Böyle böyle bir hafta geçti. Her fırsatta yengemle konuştuk. Amcam konuyu hiç açmadı ama yengem peşimi bırakmadı. “Yaptığın çok ayıp”tan girdi, “senin nişanlın çok daha yakışıklı olacak bak görürsün”den çıktı. Yavaş yavaş Sinan silinmeye başlamıştı gönlümden. Yengem beynimi yemişti resmen. Sinan siliniyordu ama yerini büyük bir utanca bırakıyordu. İçim utançtan kavruluyor, söylediklerimle yaptıklarım aklıma geldikçe kıpkırmızı oluyordum. Çabuk geçmişti bu Sinan sevdası. Demek haklıydılar. Demek gerçekten saçmalamıştım. Utancım gün geçtikçe artıyordu. Kısa zamanda geri dönmeyi ailemle yüz yüze gelmeyi hele hele ablam ve Sinan enişteyle karşılaşmayı, yüzleşmeyi hiç istemiyordum. Yapabileceğim tek şeyi yaptım, dönüşü erteledim.

Fatma Maksude Kılınç, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-TV Ana Sanat Dalı mezunudur. Daha çok senarist olma hedefiyle okurken, on iki eylül karanlığında, reklam yazarlığına mecbur kaldı. İzmir Reklamcılar Derneği’nin ilk ve tek kadın başkanı oldu. Kitvak kurucularındandır. İlk yazarlık yıllarında iki çocuk radyo oyunu TRT’de yayımlandı. Atilla İlhan’ın şiirlerini beğenmesiyle Sanat Olayı’nda şiirleri yayımlandı. İki şiir dosyası var ama yayınlatmaya korkuyor. İzmir’de çeşitli gazetelerde köşe yazarlığı yaptı. Son dönemde kadın yazarlardan oluşan bir grupla üç öykü seçkisinde yer aldı. Distopya dergisi editörlerinden. Bir kızı ve iki minik oğlan torunu var.


