Betül Çakıroğlu
Ben Güneş. Biz üç arkadaştık. Şimdi sadece iki. Aramızda geçenleri anlatınca kime hak vereceksin bilmiyorum. Yine de anlatmak istiyorum. Çünkü içimdeki bu ateş topunu söndürmem lazım. Yoksa neler olacak bilmiyorum. Aslında hâlâ sinirliyim ve her an patlayabilirim. Asırlardır kendimi tutuyorum. Bu çok zor. Neyse anlatıyorum. Dediğim gibi siz kime hak vereceksiniz bilemem.
Ay ve Dünya benim en iyi arkadaşlarımdı. Dünya şu ışıklarımla hayat verdiğim gezegen. Ay ise onu anlatacağım. Alaca ve Tan Dünya’daki yansımalarımdı. Şu karanlığın içinde arkadaştık işte. Dünya alaca zamanında ateşimi saklar, tan vaktinde ise ışığımı yeniden yakardı. Derinlerine ulaşamasam da onun havasını ısıtırdım. O da benim etrafımda döner dururdu. Dünya uzayın karanlığında mavi görünür ama benim sayemde Alaca’nın koyu kahverengi gözleri parıldar ve Tan’ın pembe yanakları ışıldar. Ben gökyüzünde durur ışık saçardım. Ay ise geceleri…
Anlattıkça ısınmaya başladım ama anlatmalıyım.
Ay soğuk mavi bir parıltıya sahip. O da benden aldığı ışıkla. İkisi de benim sarı saçlarımı çok severdi ama Ay hep başka bakardı. Geceleri o çok güçlüdür ama ışığının kaynağı benim sonuçta. Gölgeleri sever. Suyu iter ve çeker. Çok değişkendir. Şekli hep değişir. Bu onun suçu değil tabi. Hep hareket halindeyiz. İnsanlar onu benden çok sever. Beni görünce yüzlerini buruştururlar. Onu görünce besteler yaparlar.
Aklıma geldikçe daha çok ısınıyorum.
Bir gün öyle bir şey oldu ki…
O, ben ve Dünya aynı hizaya geldik. Ay tutulması dediler. Dünya’da kimse onu göremez oldu. İşte bu üçümüzün sıralanmasından sonra Ay benimle konuşmaz oldu. Bu benim suçummuş gibi küstü. Sonra o da benim önüme geçecek ben de tutulacağım. Bunu anlattım anlamadı. Bilmiyorum. Bence anlamak islemedi. Bir daha benimle konuşmadı. Uzay boşluğundan ona seslenmek istedim ama yapmadım. Beni görüyordu. Görmezden geliyordu. Uzayın gölgelerinde benden saklandığını düşünüyordu.
Bazen uzun yaz günlerinde o doğuda asılıyken ben batarım. Konuştuğumuz zamanlarda el sallardım. Artık sallamıyorum. Dünya ile konuştuğunu duyuyorum. Kulaklarımı ateşimle kapatıyorum.
Ben ışığımı herkese dağıtırken, o gölgesine çekildi. Ateşimi içimde sakladım. Yine de ona ışıklarımı verdim. Aydınlık bir lamba gibi onu gökyüzünde tuttum. Ama o benimle konuşmamaya devam etti. Dünya’ya daha yakın. İnsanlar onu daha çok seviyor. Neden bunu yapmıştı? Herkes birbirinin önüne geçebilir. Bir anlık bir olaydı. Dünya ile konuştum. Ay’ın yüzeyinde yeni kraterler gördüğünü söyledi. Üzülüyor mu acaba?

Betül Çakıroğlu, Gelibolu’da doğdu. Mimarlık eğitimi için geldiği İstanbul’da kızıyla birlikte yaşıyor. Mimarlık bir yana edebiyat sevgisi bir yana diyen yazar her zaman çantasında taşıdığı kitaplarından vazgeçmiyor. Çocuk kitapları yazma, çocuk kitapları editörlüğü, çocuk ve gençlik edebiyatı başlıklı çeşitli atölyelere katıldı. Yazarın ilk kitabı Kumdan Hayaller olsa da kollektif kitaplarda öyküleri ile ve editörlük yaptığı kitaplarla da okuyucu ile buluştu.

