Close Menu
    Son Eklenenler

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Perşembe, Nisan 30
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      1 KAVRAM 10 DÜŞÜNÜR: Varoluşun On Yüzü

      Ağustos 2, 2025

      Ulus Baker: Kısacık hayatına çağları sığdıran ‘birisi’

      Temmuz 12, 2025

      Institut français, Fransız yazar, felsefeci ve filolog Barbara Cassin’i ağırlıyor

      Şubat 25, 2025

      Sade Yaşamın Gücü: Epikür ve Tao’nun izinde sadeleşmek

      Aralık 7, 2024

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Yeni Eril: Dr. Nil Keskin’den kapsamlı bir dönüşüm rehberi

      Mart 4, 2025

      Cansel Oruç’un ‘Başarmaktan Korkma’ kitabı okuyucuyla buluştu

      Aralık 26, 2024

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      “Bir ‘teselli’ ver…”

      Nisan 20, 2026

      Sandviç Kuşağı: Arada Kalmışlık

      Nisan 19, 2026

      Var ol! Kelime büyücüsü çok yaşa!

      Nisan 15, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

      Nisan 27, 2026

      Filiz Çiçek’ten adalet ve intikam romanı: Kayıp Ada ve Şeytanları

      Nisan 22, 2026

      Adını Sen Koy: İki farklı zaman, iki farklı kadın ve benzer bir hikaye

      Nisan 21, 2026

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      Ayın Şarkıları: MART AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Mart 8, 2026

      İş Sanat’ın Parlayan Yıldızlar konserleri devam ediyor

      Ocak 15, 2026

      AYIN ŞARKILARI: OCAK AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Ocak 1, 2026

      Sanatın özgür ruhlu bilgesi Patti Smith İstanbul’a geliyor

      Aralık 14, 2025

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Nisan 12, 2026

      Sibel Kırcadere Uslu ile İsmi Olmayan Hikayeler

      Mart 16, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lll

      Mart 16, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Río Sur, Pera Müzesi’nde

      Ekim 16, 2025

      Dalí’nin Tavşan Deliği: Bir romanın resme dönüşen rüyası

      Haziran 12, 2025

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nden ücretsiz sergi turları

      Şubat 20, 2026

      Isabel Muñoz’un Göbeklitepe fotoğrafları Berlin’de

      Şubat 10, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Palu Ailesi skandalı belgesel oldu

      Nisan 10, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      İstanbul Film Festivali 9-19 Nisan’da sinemaseverlerle buluşuyor

      Mart 24, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Sahnede paranormal bir deneyim: “Geceyarısı Hayaleti” başlıyor

      Mart 19, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

      Nisan 29, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

      Nisan 27, 2026
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Vildan Külahlı Tanış: Kelimeler efsunlu nesneler gibidir

      Nisan 11, 2026

      Ebru Karaayvaz’dan ağlarken güldüren kitap: Reçeteye Mizah Ekledim

      Mart 9, 2026

      Bozkurt: Yeni nesil yayıncı Toros, kitabı sadece basılı ürün gibi görmüyor!

      Mart 2, 2026

      “Gençler Nereye?” kitabının yazarı Tuğçe Tatari: Türkiye gençlerini duymuyor ve görmüyor

      Şubat 27, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      Don Quixote’un zırhı: Dünyaya karşı giyinmek

      Ocak 10, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Pablo Neruda: Aşkın, kavganın ve sessiz coğrafyaların şairi

      Temmuz 12, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      Vildan Külahlı Tanış: Kelimeler efsunlu nesneler gibidir

      Nisan 11, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Suare Öykü
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » BENDEN KALANLAR
    SUARE ÖYKÜ DERGİSİ

    BENDEN KALANLAR

    Kasım 1, 2025Yorum yapılmamış7 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Fatma Özalp

    Benim hikayem daha yeni başlıyor. Yirmi sekiz yaşında. Bundan önceki zamanların çoğu yaşanmamış, sadece var olunmuş zamanlar benim için. Yeniden doğuyorum ben. Beni doğuran, yoğuran, bana zorla şekil vermeye çalışan insanları ve hayatı tamamen ardımda bırakıp, kendi içimde yeniden doğuyorum…

    Her doğum zordur derler. Evet doğru. Benimkisi de öyle. Hatta belki de en zorlarından. Çünkü tüm savaşı kendim verdim ben. Düştüğümde kaldıranım, ağladığımda omuz verenim olmadan. Tamamen kendimle, kendi kendime. Sahte sevgileri, yapmacık gülümsemeleri, pazarlıklı ilişkileri saymazsak…

    Benimkisi heyecanla ya da mutlulukla açılan bir genç kız çeyizi değil belki ama ben de bugün içimin katmanlarını açıyorum bir bir. Her katmanda gizlenmiş nice acı, nice yara karşılıyor beni.

    Ama pes etmiyorum. Yüzleşiyorum hepsiyle. Acıysa benim acım, yaraysa benim yaram. Sahipleniyorum hepsini. Hepsinde biraz ben var. Hepsinde bıraktığım bir parçam… Hepsi benim kıymetlim. Baş köşeye oturtuyorum onları, değerli bir misafir gibi. Zira bugünkü beni inşa eden birer tuğla hepsi. Harcı da ben, sıvası da ben, tuğlası da, duvarı da ben, hepsi ben.

    İlk katmanda, sevdiğim adam karşılıyor beni. Bir zamanlar nefesmişçesine muhtaç olduğumu zannettiğim adam. Kocaman, parlak kırmızı kalp şeklinde bir balon gibi hayatıma giren, ipine tutunduğumda beni bulutlara çıkaran o adam. Nice zaman ayaklarım yerden kesilmiş bir şekilde, sarhoşça gezdim onun göğünde. Toz pembe bulutlar kaplıydı etrafımda. Ta ki, nasır tutmuş yaralarımdaki dikenlerden biri ona değene dek. Sonrası malum. Küt diye, sert zemine düşüş. Başımı kaldırıp yukarı baktığımdaysa, kapkara bulutlarla kaplı, içindeki tozlu yağmuru akıtmaya hazır, simsiyah bir gökyüzüydü gördüğüm.

    Onunla tanıştığımda perişan bir haldeydim. Tabi ki onun bundan hiç haberi olmadı, ne başında ne de sonunda. O beni, iyi bir işi olan, bakımlı, son derece güzel ve özgüvenli bir kadın olarak tanıdı. İçimdeki ürkek, her an ağlamaya hazır, sevgiye aç küçük kız hakkında en ufak bir fikri bile yoktu. Ben de onun, güçlü, bana aradığım her şeyi verebilecek adam olduğundan emindim. Yakışıklıydı da. Daha ne olsun.

    Verdi de aradığımı. Ben kolaydım, en ufak bir sevgi kırıntısına tav olacak kadar kolay. Sevilmeye duyduğum açlık, gerçek sevgiyi, güvenilir erkeği ayırt edemeyeceğim kadar kuvvetliydi. Bana sevildiğimi hissettiren bu adama da balıklama atlamıştım haliyle. Ondaki sahteliği, duygularının yapaylığını sezinleyemedim. Sonunda bunu anlamış olmam bile, ondan kopup gitmeme yetmedi. Sahte de olsa, sevgiyi hissediyordum nasılsa. Bir müddet daha oynadım bu oyunu kendimle. Madem hayatta her şey yalandı, ne fark ederdi ki sevgi sahte olsa bile.

    Ne kadar canım acısa, yaralarım ne kadar derin olsa da, ser verdim sır vermedim ona. İkimiz de kullandık birbirimizi. O benliğini tatmin etti bende, ben ise boşluklarımı doldurduğum bir harç olarak gördüm onu. Ruhlarımız bütün olmadı bir anlığına bile. En az onun kadar ben de suçluydum. Kendimi bu kadar değersizleştirmekti benim suçum. Ama başka türlüsünü bilmiyordum ki. Hiç, birinin en kıymetlisi, gözbebeği olmamıştım, nereden bilecektim değerli olmanın ne olduğunu.

    Bir gün uyandım ve kendimden tiksindiğimi fark ettim. İlk kez dikenlerimi gizleyemiyordum ne kendimden ne başkasından. Beni böyle görmek, soğuk duş etkisi yarattı onda. Ve dikenime temas ettiği o an, iğneyle patlatılmış bir balon gibi söndü anında. Tüm havası uçup gitti. Olduğunu sandığım kişiden eser yoktu karşımda. Dönüp aynaya baktığımda yara bere içindeydim ama ilk kez gülümsüyordum. Bu saçmalığa bir son vererek, hem kendimi hem onu özgür kılmıştım.

    Sonrası bir iç hesaplaşma, yeniden doğum süreci. İşi bıraktım. Tüm sosyal ilişkilerimi askıya aldım. Ki zaten hepsi sadece vakit geçirmek adına bulunulan ortamlar, birlikte olunan insanlardı. Uzaklaşmak ruhuma nefes aldırdı adeta. Bol bol aynaya baktım bu süreçte. Kimim ben, bu hayattan ne istiyorum diye sordum kendime. Önce kendimi bulmalıydım. Ben hiç kendim olmamıştım, olamamıştım çünkü.

    O gittikten sonra, bana onun gölgesi olmak kalmıştı bir tek. Kardeşim. Henüz on üç yaşında bizi bırakıp giden kardeşim… Öldüğünde on beş yaşındaydım.

    İkimiz çok farklıydık. Ben hayat dolu, tutkulu bir çocuktum. Kendi kararlarım, isteklerim vardı. O ise annemin yaratmak istediği profile dört dörtlük uyum sağlayabilecek bir çocuktu. Annemin biricik çocuğu. Tüm farklılıklarımıza rağmen iyi anlaşırdık. Onunla ilgili tek rahatsızlığım, annemi bana bırakmayışı, tümüyle onun istediği her şey olmasıydı. Gidişiyle dört bir yanıma duvar ördü hayat ve beni bu duvarın içinde yaşamaya mahkûm etti.

    İçimde biraz daha ilerlediğimde, onunla karşılaştım. O sıralar yediğimin içtiğimin ayrı gitmediği bir arkadaşım vardı. Lale. Nasırlaşmış yaralarımın müsebbiplerinden biri. Kardeşimin gidişiyle sessizleşen, ıssızlaşan hayatıma dayanamadı. Yavaş ve acımasızca koptu benden. Tutunduğum tek şey olan dostluğumuzu yaşatamadık. Ben çekilmez biri olmuştum, o ise dört nala hayata koşan bir kız. Benim sularım sığ gelmeye başladı ona, varlığım ise yavan. Yapamadım, ayak uyduramadım eskisi gibi hayatıma. Ama bu benim suçum değildi ki. Büyük bir boşluğun içinde kalmıştım. Nereye tutunacağımı, içimde gün gün çamurlaşan duyguları nerede yıkayacağımı bilemiyordum. Anlamadı beni, anlamak istemedi. Eğer anlarsa birlikte acı çekeceğimizi, giderek karanlığa gömüleceğini biliyordu. Benden kopuşunu kabullenemedim. Bir yenisi daha eklendi kanayan yaralarıma. Ama çaresiz izin verdim gidişine. Sadece o değildi yitip giden, dostluğa olan inancım da yok oldu. İyice ıssızlaştım. Kendime ördüğüm duvar giderek kalınlaşıyordu. Sert bir kabuk halini almıştı adeta.       

    Geçip giden yıllar beni kılıç çiçeği gibi dik görünümlü ama, içerde dokunsan kırılacak kadar narin bir gül dalına döndürdü. Büyüdüm, geliştim, değiştim. Değişmeyen tek şey, içimde bir türlü dolduramadığım boşluk ve kimsenin delip girmesine izin vermediğim kabuğumdu. Öyle kalındı ki, içeri en ufak bir sızıntının dahi girmesine izin vermiyordum. Buna bir kez izin verirsem dağılıp, un ufak olacağımı biliyordum çünkü.

    Ve sevgiye, sevmeye, sevilmeye duyduğum hasret. Bunun mimarı sevgili annemdi. İçimde katmanlaşmış yaralarımın en derininde, göbeğinde annem vardı. Sevgisine muhtaç olduğum ve ona duyduğum sevgiden eriyip yok olmak istediğim annem. Annem hayatımın en büyük paranteziydi. İçeriği yalnız bana görünen bir parantez.

    Dışarıdan baktığınızda kusursuz bir anneydi. Çocuklarının her şeyiyle yakından ilgilenen, onlar için en iyi şartları oluşturan bir anne. Gel gelelim, ben o değildim ve hiçbir zaman da olamayacaktım. O varken de, bizi bırakıp gittikten sonra da…

    Ayla annemin gözbebeğiydi. Beni de severdi annem ama onu sevdiği gibi değil. O benim olamadığım her şeydi annem için. Uyumlu, itaatkâr, örnek çocuk. Ayla yaşarken de tecritteydi ruhum evimizde; onun kaybıyla birlikte içimdeki boşluk her geçen gün daha da büyüdü. Annem hayata küstü. Ruhum ıstıraplar içinde kavruldu aylarca. Ona omuz olmak istedim. Bende teselli bulmasını, göz yaşlarını bende akıtmasını. Ama yapmadı. Bende onun acısını yaşamayı bile reddetti. Bir yudum sevgi için dört döndüm etrafında. Bana sarılırdı bazen; o zamanlarda bile benimle değild. Donuktu, ruhsuzdu sarılması bile.

    İçimde ona karşı duyduğum ihtiyaç yerini suçluluğa bıraktı zamanla. Ben olmalıydım ölen. Ben olmalıydım kaybettiği. Nasılsa Ayla benim yokluğumu da hissettirmezdi anneme. Ben bunu yapamadım. Onun bıraktığı boşluğu bir nebze olsun dolduramadım, bir parça olsun nefes olamadım annemin yaralı kalbine.

    Aklım başıma geldikçe nefret etmeye başladım annemden. Beni böylesine sevgisiz ve susuz bıraktığı için. Ben de onun çiçeğiydim sonuçta. Ama hiç sulamadı beni. Kurudu toprağım, döküldü yapraklarım.

    Birinin bir şeyi olamayınca kendini de sevemiyor insan. Sevemedim ben de kendimi. Sevgiye layık olmadığım inancı sardı her bir hücremi.

    Hep o günü düşünürdüm. Onun öleceği günü. Ve sonunda o gün geldi. Annemin cenazesinde kimse bana “Seni de pek severdi” demedi. O gün sabaha kadar oturup düşündüm. Ve günün ilk ışıklarıyla bir çatırtı yükseldi benliğimde. Korkmadım hiç, telaş da etmedim. Sanki ne olduğunu bilir gibiydim. Annemin hayatımdan çıkışıyla kendi varlığım ses yükseltmişti, hayatımda ilk kez. Kabuğum çatlamıştı. Güneş yükseldikçe daha da çatlıyor, parçalanmak için adeta can atıyordu. Acele etmedim ben ise.

    Usulca bekledim paramparça olana kadar. İçinden çıktığım kabuk saniyeler içinde un ufak oldu. İlk an ne yapacağımı bilemedim. Her yanımda tatlı bir sarhoşluk hissi vardı ama kalbim yüklerini bırakmak istercesine çırpınıyordu. İzin verdim içimdeki tüm katranın akıp gitmesine. Sarsıla sarsıla ağladım dakikalarca. Kolay olmadı ama boşaldı içim sonunda. Öylesine hafiftim ki, kendimi bıraksam havalanacaktım sanki. İçimdeki ağırlıkla yaşamaya nasıl da alışmışım meğer.

    Kalktım elimi yüzümü yıkadım. Aynadaki yansımamla selamlaştım. Yüzüm pembe ve taze görünüyordu. Yeni açılmış bir gül dalı gibi. Bendim o. Karşımda gördüğüm, gerçek bendim. Aynadaki kadını okşadım elimle.

    Odama döndüm, yatağa bıraktım kendimi. Kuş tüyü gibiydim adeta. Karşımdaki duvar hayat sahnemdeki manzaraları yansıtmaya başladı. Annem, Ayla, Lale, sevdiğim adam. Hepsi vardı. Hepsine seslendim içimden. Sizi affediyorum…

    Sizi kendim için affediyorum. Artık sırtımda bir kambur, omuzlarımda bir yük olmamanız için affediyorum. Kendimi özgür kılıyorum. Bir parçam sizi hep sevecek ama her birinizde esir bıraktığım ruh kalıntılarımı geri alıyorum sizden. Kendime kendimi geri veriyorum…

    Uykuya teslim olurken yavaşça saldım yüklerimi bir bir. Bu uykudan aynı kişi olarak uyanmayacaktım. Kendimle de vedalaştım. Eski ben ile. En büyük özrü kendime borçluydum. Kendimden af diledim. Kendimi affettim. En son yedi yaşında bir çocukken huzurla daldığım o uykunun tadıyla kapattım gözlerimi…


    fatma özalp kabuk öykü suare öyküler

    Related Posts

    İsmi olmayan hikayeler – lV

    Nisan 12, 2026 Edebiyat

    SuareMag Nisan 2026

    Nisan 7, 2026 Manşet

    SÜSÜ AKMIŞ

    Nisan 1, 2026 Hakan Akdoğan

    HAKİKAT SANDIĞIN BİR DÜŞSE

    Nisan 1, 2026 Arzu Kurt
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026 Sanat

    Dolunay Kocabağ, New York’taki oyunculuk kariyerine yeni başarılar eklemeye devam ediyor. Sahne adıyla Luna Vintner…

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026

    Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

    Nisan 27, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    Öykü: Erik Ağacı

    Temmuz 7, 2025 Kadir Horzum

    Otomobilin sinemada karaktere dönüşmesi ve ikonik örnekler

    Eylül 27, 2025 İbrahim Daş

    KENDİ RENGİNİ KAYBEDEN RESSAM

    Nisan 1, 2026 Benan Bilek
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.