Mualla Çelik Hıdıroğlu
Dilin bir coğrafya, kütüphanelerin de ucu bucağı olmayan birer labirent olduğunu fark ettiğim bir öğleden sonraydı. “Dragoman” kelimesine bir kitabın dipnotunda rastladım. Metin, imparatorluğun sınır güvenliği stratejilerinden, uluslararası ilişkilerinden söz ediyordu. Dipnotta açıklama “Tercüman” olarak yer almıştı. Bu kelimeye daha önce rastlamamıştım. Kitabı bir yana bırakıp sözlüklerin olduğu rafa yöneldim.
Dragomanlar, imparatorlukla yabancı elçilikler arasındaki görüşmelerin resmî çevirmenleriymiş. Latince dragumanus, Arapça tercüman, daha eskide Aramice targumana denirmiş onlara. Çoğu Rum, Ermeni ya da Musevi; iki dilin arasında büyümüş insanlar.
Mesleki deformasyondan mı yoksa hayal kurmayı sevdiğimden midir bilmem; dragomanların hayatını merak etmeye başladım. Bir karakter yarattım. Yorgaki adını verdim ona.
Yorgaki’nin çocukluğu Galata’da geçer. Evde Rumca konuşur, kapıdan çıkar çıkmaz Türkçeye döner. Rüyaları Rumcadır. Almancaya, Fransızcaya da ana dili kadar hâkimdir. Ufak tefek, temiz yüzlü adamdır. Ne düşündüğünü pek belli etmez; etliye sütlüye karışmaz. Kısaca, uyumlu, kendi hâlinde bir adamdır Yorgaki. Başında fes, sırtında Avrupa usulü bir ceket vardır. Sokakta gören, hangi milletten olduğunu hemen çıkaramaz. İstanbul aşığı Yorgaki, yurt dışında eğitimini tamamlar tamamlamaz, memlekete döner.
Onu Pera’daki bir elçilik odasında hayal ediyorum. Ağır perdelerin çevrelediği odada, önünde soğumuş bir kahve durur. Koltukta yan yana iki adam oturur; biri saraydan, öbürü başka bir imparatorluktan. Osmanlı’nın son zamanlarda içine düştüğü nazik durum nedeniyle odanın havası gergindir. Yorgaki, ikisinin de biraz arkasında, ikisine de eşit uzaklıktadır. İşinin ehli, hatta en iyilerindendir. Bu görev için özellikle çağrılmıştır.
Tarafsız olması gerekir. Bir yanında doğup büyüdüğü, “memleketim” dediği yerin temsilcisi oturur; diğer yanında, köklerinin uzandığı yurdun temsilcisi durur. İşi yalnızca çevirmek değildir. Protokolü bilmesi, diplomasi diline de hâkim olması beklenir. Yorgaki’nin seçtiği kelimeler, kurduğu cümle yapısı, hatta ses tonu bile önemlidir çevirilerde. Yapacağı küçük bir hata ilişkileri bozabilir, bir anlaşmayı erteleyebilir, kendi başını da ağrıtabilir. Kellesinin uçurulması bile mümkündür. Üstelik, akıbeti masadaki iki tarafın da bile umurunda olmaz. Yorgaki temkinlidir. Konuşulanları olduğu gibi aktarmakla yumuşatmak arasında gidip gelir.
Yüzüne bakınca ne düşündüğü anlaşılmaz; mesleğinin şartı budur. Kelimeleri zihninden geçirirken bazen törpüler. Daha önce bahsettiğim gibi, mesleğinin ehlidir. Ancak o, her zaman mesleki sınırların içinde kalmaz. Arada inisiyatif aldığı olur. Bu, her dragomanın yapacağı bir şey değildir; bu benim kahramanımın tercihidir. Ancak aldığı inisiyatif her zaman tek tarafın lehine işlemez. Çünkü o ne sarayın adamıdır ne de elçinin. Görüşme bitip de taraflar odadan hoşnut ayrıldığında, o da sırtından ağır bir yük kalkmış gibi rahat nefes alır.
Akşam Pera’nın yokuşlarını inerken, gün onun için hâlâ bitmemiştir. Konuşulanları yeniden düşünür, bir yerde fazla mı yumuşattım, bir yerde eksik mi bıraktım diye yoklar durur. Eve vardığında kapıyı karısı açar. İçeri, işte taktığı maskeyle girer. Sohbete meyilli değildir. Kalliopi anlayışlı kadındır; kocasının işinin ne kadar hassas olduğunu bilir, zor bir gün geçirdiğini yüzünden anlar. Çoğu zaman soru sormaz. Kendi gününü anlatır ona; çarşıyı, komşuyu, pazarda gördüğü bir kadını, sokakta kavga eden çocukları. Yorgaki dinler, tasdik eder, gerektiği yerde tebessüm eder. Sonra sessizce yemek yerler.
Aşırıya kaçmaz hiçbir davranışı. İçindeki çevirmen hep tetiktedir. Kalliopi’nin dünyasını sessizce dinlerken, kendi içinde fırtınalar kopar. Karısını sever; bundan kuşkusu yoktur. Ama duyguları da zihninin süzgecinde elenir. Gece yatağa uzandığında karısına sırtını döner. Saatlerce boşluğa bakar. Sabah yine o yüksek tavanlı odaya gidecek, yine başkalarının cümlelerine hamallık yapacaktır. Belki de bütün ömrü, içinde sakladığı sözlerin ağırlığı ile ona emanet edilen dilin arasında geçecektir.
Yorgaki uykuya daldığında ben de kalemi bıraktım. Bir süre dinlensin istedim. Rüyasında çocukluğundaki sokağa dönsün, mahalle arkadaşlarıyla top peşinde koştursun, akşam olunca sofraya oturup ailece sohbet etsinler. Bu kadarını ona borçlu olduğumu hissediyorum.
Ben Yorgaki’ye sadece bir hayat vermemiş, bir vazife de vermiştim. Çocukluğunu, dilini, mesleğini seçmiştim. Karısını, yürüdüğü sokakları, hatta susacağı yerleri bile ben belirlemiştim. Barışçıl olması benim tercihimdi; kimsenin adamı olmasın diye dayatmıştım.
Bazen hayatımız Yorgaki gibi başkaları tarafından seçilmiş kelimelerin içine yerleşir. Bize sadece hikâye kahramanı olarak yaşamak kalır.

Mualla Çelik Hıdıroğlu, Endüstri Yüksek Mühendisi. Yürüttüğü projeler ve çalıştığı sektöre getirdiği yenilikler nedeniyle Dünya Gazetesi tarafından ‘Sektöründe Yılın En Başarılı İş Kadını Ödülü’ne layık görüldü. Kadın dernekleri ve birçok sivil toplum örgütünün kuruluşunda yer aldı, başkanlık yaptı. Profesyonel kariyerini sonlandırdıktan sonra sanat ve edebiyata yöneldi. Resim çalışmalarına kendi atölyesinde devam ediyor. Yaratıcı yazarlık, derin okuma, felsefe, mitoloji ve psikoloji alanlarında birçok atölyeye katılırken, disiplinlerarası bir yaklaşımla sanatsal gelişimini pekiştirdi. Öyküleri çeşitli kolektif kitaplarda yer aldı. Distopya ve Suare Dergi’ye yazar olarak katkı sunuyor. Sanat ve düşünce ekseninde üretimlerini sürdürüyor.

