Meral Kurulay
Hatırlamıyorum zamanını. Ben de mazi dedikleri bu eski gök kubbenin geçmişinde kaldım. Ne şendi bu ev. Şimdi ne gelen var ne soran. Dedim ya hatırlamıyorum. Çok uzun zamandır ev sakinlerinin zarif elleri açmadı kulbumu. Halbuki ne kadar sık çeker, çekiştirirlerdi. Hop açılırdım dışarı, hop kapanırdım içeri. Bazen sahibinden ihtiyaçtan. Günde üç defa ya da beş defadan fazla çekilirdim. Geleni gideni çok olurdu bu evin. Allah sizi inandırsın yemek sofrası hiç kalkmazdı salondaki masadan. Kolay mı misafir ağırlamak? Dedim ya şendi bu ev.
Önce faydasız küçük bir çekmece olmadığımı anladım. Çünkü öyle büyük bir kaşıklık koydular ki yuvama, yuvamın içinde yer bile kaldı. Ne sevinmiştim. Büyük, geniş bir çekmece olduğum için. Ayol bunlar yeni evli, kendilerine göre takım almışlar. İlk zamanlar çiçeği burnunda oldukları için sabah akşam açılırdım. Kahvaltılarda ve çok kahkahalı akşam yemeklerinde, sonraları anladım ki çocukları oldu sahiplerimin. Tabii cicim ayları bitip çocuklarla birlikte omuzlarına sorumluluklar da yüklenince çifte kumruların, öğle üzerleri de açılıp kapanmaya başlamıştım. Bir yoruluyordum, bir yoruluyordum, gelen gidenin lâkırdılarından. Bir açılıyordum, bir kapanıyordum, sonra yine açılıyordum, sonra yine kapanıyordum, sonra, sonra yine, sonra yine… Tekrarı olan hareketler işte. Bu evin nüfusu mu artmıştı ne? Allasen kaynana, kayınpeder, görümce hadi anladım da. Aa bu da kim? Neredeyse kulbumu kırıyordu saygısız. Yuvamı başıma yıkacaklar, anlaşıldı. Hazırcı enişte bu, enişte, saygısız, mongol enişte, ayarsız, orantısız enişte.
Bir kalabalık, bir kalabalık. Salon ağzına kadar insanlarla dolu. Ne zaman gidecek bu kalabalık insanlar? Dur bakayım, konuşuyorlar, gidiyorlar. Ah, ya bir daha gelirler mi? Yok, yok, şükür nihayet gittiler. Bir rahat edeyim, yuvamda dinleneyim şöyle. Açılmadan, kapanmadan, evim başıma yıkılmadan, dedim içimden. Der demez salondan sesler gelmeye başladı. Kim konuşuyor?
“Hanımefendi bunlar değişmek ister, bakın isterseniz. Ayarı bozulmuş çok zor çekiliyor, hem demode oldu bunlar.”
Çekmece de demode olur mu? Tövbe, tövbe, niye zor çekiliyormuşum ki? Usturuplu makul bir el beni çekerse ne güzel açıyorum yuvamı ona. İşte yaşlılık, kapanırken biraz zorlanıyorum da, ama yine de kapanıyorum canım. Aa, dur, itme ya, pis marangoz, canım acıyor. Değişecekmişim işe bak sen. Kırk yıllık sessiz hizmetimin karşılığı bu mu? Değişecekmişim ha. Dur çırak, dur kalfa, dur marangoz, tekmeleme, dursanıza.
Beni merdivenlerden aşağı yuvarladılar, kulbum koptu. Arabaya yüklerlerken duydum söküp talaş yapacaklarmış beni. Elveda emektar evim.


