Close Menu
    Son Eklenenler

    Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

    Ekim 11, 2026

    Arjantin sinemasından Lütfi Ö. Akad’a: Sinematek’in yeni sezonunda neler var?

    Ekim 9, 2026

    2026 Uluslararası Booker Ödülü’nün Kazananı “Tayvan Seyahatnamesi” Türkçede!

    Ekim 9, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Pazartesi, Ekim 12
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      KOPENHAG: GÜVENİN VE HAFİFLİĞİN KONFORU

      Eylül 1, 2026

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      2026 Nobel Edebiyat Ödülü Anne Carson’a verildi

      Ekim 8, 2026

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      2026 Emmy Ödülleri’nde Rekorlar Gecesi: Televizyonun Ezberleri Bozuldu

      Eylül 16, 2026

      ÇYDD’nin 2026-2027 burs başvuruları başladı

      Eylül 14, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      2026 Uluslararası Booker Ödülü’nün Kazananı “Tayvan Seyahatnamesi” Türkçede!

      Ekim 9, 2026

      Sıradan insanın bir “derbeder” olarak portresi

      Ekim 7, 2026

      Celal Kadri Kınoğlu’nun yeni romanı “Provalar” raflarda

      Ekim 3, 2026

      Kıraathane Kitap Şenliği 8. yaşında

      Ekim 2, 2026

      Tutu Aydınoğlu’ndan Mirzayev’e yeni bir yorum: “Hafızanın Kontrpuanı” albümü çıktı

      Eylül 29, 2026

      Klasik Müziğin çağdaş yorumcularından Janoska Ensemble Bodrum’da

      Ağustos 7, 2026

      AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

      Ağustos 2, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      İsmi olmayan hikâyeler – VIII

      Ağustos 30, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – VII

      Temmuz 25, 2026

      AH BAVULUM VAH BAVULUM

      Temmuz 15, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      Pera Müzesi’nde İki Yeni Sergi: Cumhuriyetin Kamera Arkası ve Frank Bowling

      Eylül 30, 2026

      ‘1914 Kuşağı: Tanıdığımız Ressamlar’ sergisi RHM’de

      Eylül 23, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Arjantin sinemasından Lütfi Ö. Akad’a: Sinematek’in yeni sezonunda neler var?

      Ekim 9, 2026

      Cennete 9 Tapınak: İnanç, aile ve ölüm arasında 9 durak

      Ekim 5, 2026

      Yalnızlar Rıhtımı restore edilmiş kopyasıyla beyazperdede

      Ekim 2, 2026

      İki Dünyanın Prometheus’ları: Ateşin, Bilginin ve Isdırabın Sinematik Silsilesi

      Eylül 18, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Kaş Tiyatro Günleri Likya’nın izinde beşinci kez perde açıyor

      Ekim 6, 2026

      14 yıl sonra yeniden perde: Muammer Karaca Tiyatrosu bağımsız tiyatrolara açılıyor

      Eylül 27, 2026

      Tiyatroda “VR” deneyimi: “35 Mayıs” yeniden sahnede

      Eylül 22, 2026

      Sait Faik ile Orhan Kemal “Düş Payı”nda buluşuyor

      Eylül 1, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      Arjantin sinemasından Lütfi Ö. Akad’a: Sinematek’in yeni sezonunda neler var?

      Ekim 9, 2026

      2026 Uluslararası Booker Ödülü’nün Kazananı “Tayvan Seyahatnamesi” Türkçede!

      Ekim 9, 2026

      “Miras alanlarını rant projesine dönüştürmeden kentin ortak yaşamının parçası haline getirmek meselemiz”

      Ekim 7, 2026
    • KİTAPLIK
    • ATÖLYE
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Öykü
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Küçük bir kâğıtta koca bir hayat: Hasip Pektaş ve ekslibrisin hafızası

      Eylül 25, 2026

      ÖZLEM GÜLLER ÜNAL RÖPORTAJLARI

      Eylül 13, 2026

      ‘Yazmak ömür boyu sığınağım oldu’

      Ağustos 29, 2026

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Karanlığın değişen yüzü: Gotik edebiyatın tarihsel gelişimi

      Eylül 15, 2026

      Gotik Mimari: Gotik edebiyatın görkemli yapıları

      Ağustos 10, 2026

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      “Miras alanlarını rant projesine dönüştürmeden kentin ortak yaşamının parçası haline getirmek meselemiz”

      Ekim 7, 2026

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      ÜST GEÇİT

      Ekim 1, 2026

      BİR REPLİKANTLA HAYATIN ANLAMINI ARAMAK

      Ekim 1, 2026
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » HOBBIT
    Gökbanu Sezi Coşkuner

    HOBBIT

    Şubat 1, 2026Yorum yapılmamış9 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Gökbanu Sezi Coşkuner

    Konuşulanlara bir türlü konsantre olamıyor, kafasını toplayıp dinleyemiyordu. Arada bir kulağına çalınan bir iki cümle o kadar boş ve anlamsız geliyordu ki içi şişiyor, “Bi susun ulan kofti enteller!” diye haykırmak istiyordu. Sonra derin bir iç çekip rakısından koca bir yudum alıyor ve susmaya devam ediyordu. Deniz’in dirseği koluna çarpınca daldığı düşüncelerden sıyrıldı. Birkaç saniyelik sessizlikten faydalanıp girdi araya:

    “Biliyo musunuz restoran kelimesi, restore etmekten geliyomuş. Fransızcada şifa veren, iyileştiren anlamı varmış. 1760’larda et suyu çorbası çok popülermiş oralarda. Bunlara restoratif çorbalar denirmiş. Tıpkı bizim kelle paça falan gibi iyileştirirmiş insanları. Paris’te bi adam sadece böyle çorbalar satan bir dükkân açmış ve kapısına da ‘halkın sağlığını restore ederim’ yazan bir levha asmış.”

    “Nerden biliyosun?” diye sordu Deniz.

    “Dergide okudum,” diye yanıtladı Doruk.

    “Adı neymiş bu derginin?”

    “Düşün.”

    “Neyi düşüneyim abi?”

    “Derginin adı Düşün, Denizcim.”

    “İlginçmiş. Linkini atsana.”

    “Ne linki yahu. Baya matbu dergi bu.”

    “Hadi ya? Kaldı mı hâlâ öyle dergi?” diye soran Ahu’ya “Kaldı tabii. Bir sürü dergi basılıyo hâlâ,” diye cevap verdi sakince. Kendi sakinliğine şaşırdı.

    Entelin de çakması, beyaz yakalısı oluyomuş demek ki. Napıyorum ben burda? Şimdi evde olsaydım neler yapardım neler… Yarım kalan kitaplarımı okur, film izler, hatta belki bir türlü başlayamadığım şu denememe bile başlardım. Hem adı bile hazır: Nekrofilik Toplumda Biyofilik Olma Mücadelesi Veren Bireyin Dayanılmaz Ağırlığı. Ne işim var lan benim burda? Sırf Berna’yı görebileyim diye geldim. O da gitti taa Efe’nin yanına oturdu. Gerçi Efe ve Ahu sürekli mobilize ama bi boş yakalayamıyorum hatunu. Allahtan çalan şarkılar güzel… Pek nostaljik… Radiohead’den Creep de çalar mı ki? Uff, keşke üniversitede olsaydım. Büyümeseydim. Aha! Sweet Dreams çalıyooo be! Evet bazıları seni kullanmak ister, bazıları da senin bokunu çıkarmak… Yok mu arkadaş başka türlüsü? İki ucu boklu değnek! Alıştım gerçi ben bu hayata. Berna hâlâ ne kadar güzel ya. 50 yaşına geldi, iki çocuk doğurdu ama hiç değişmedi. Kocayı sepetlemek de yaradı. Marilyn Monroe’nun Ankara şubesi mübarek. Deniz’in fazla yüksek sesiyle irkildi.

    “Doruk! Doruuk? Bulabildin mi bari bi şeyler?”

    “Hıı? Ne? Nerde?”

    “Çok derinlere daldın da belki bi hazine mazine bulmuşundur diye şeettim.”

    Masadakilerin gülüşüp kikirdemelerini duymazdan gelerek Deniz’e cevap verdi:

    “Aynı üniversitedeki gibisin Deniz. Harika espri anlayışınla sakillikte sınır tanımıyosun. Tek rakibin Recep İvedik gerçekten.”

    “Amaan be Doruk. Yürüyen andropoz olmuşun oğlum sen. Gerçi gençken de anlamazdın espriden ya, neyse uzatmıyım.”

    “Anlayışın için sağ ol Denizcim,” diyerek son yudumu kalmış rakısını kafasına dikti.

    Ulan hâlime bak! Eskiden olsa barda rakı içenlere ne söverdim! Rakının adabına ters, piç ediyosunuz güzelim içkiyi, der millete racon keserdim. İyi de napiim? Şarap başımı ağrıtıyo, bira durmadan işetiyo, cin çarpıyo, votkayı da ben sevmiyorum! Ergen gibi getiriyolar beni buralara. Meyhanenin suyu çıktı sanki! Yok iki 90lar şarkısı dinler gençlik günlerimizi yâd edermişiz. Len kıçımızın kılları ağardı, hâlâ gerdan kıvırıp göt sallama derdindeyiz. Adam gibi iki çift laf bile edemez olduk. Sohbet muhabbet hak getire!

    İki saattir ayakta durmaktan bacakları ağrımaya başlamıştı. Eliyle arkasına ittirdiği yüksek tabureyi bulup poposunun altına doğru çekti. Hay sıçayım ya! Ayak koyma demiri yok ki bunun. Otursam ne olacak? Gandalf’ın koltuğuna oturmuş hobbit gibi. Bu ne bea? Derin derin iç çekti. Konuşulanlara kulak kabartmaya karar verdi. Müziğin sesi artmıştı. Zaten konuşan da yoktu. Herkes cep telefonlarından bir şeylere bakıyordu. Gözü sağ tarafında duran Deniz’in telefon ekranına kaydı. Oooo Texas Hold’em Poker… İyiymiş. Boynunu hafif yükseltip Deniz’in tepesinden Efe’ye göz attı. X’te dolanıyordu. Karşısında duran Berna ve Ahu da birbirlerine Instagram’dan reels izletip kikirdiyorlardı. Demek ki DTCF 95’ Edebiyat mezunlarının yeni trendi bu. Aniden yanında beliren garsonu görünce sıçradı. Hâline güldü. Dördüncü kadeh rakısını sipariş edip masadakilere döndü. Kimsede bir değişiklik yoktu.

    Bu da ne biçim âdet yahu! Masa diye fıçıları koyuyolar. Ne elini ne kolunu dayayabilecek yer var! Fıçı! Fıçı neydi? Fıçı emekti. Alkoldü. Fıçı neydi? Fıçı şaraptı, viskiydi, biraydı. Fıçı neydi? Kıçımın kenarıydı. Rakısı gelince sevindi. Fazlaca büyük bir yudum alıp etrafında göz gezdirirken elini ortadaki kuruyemiş kâsesine uzattı. Eli başka bir tene değince hızlıca kafasını çevirdi. Berna bir yandan Ahu’yla kıkırdamaya devam ediyor, bir yandan da el yordamıyla kâsedeki Şam fıstıklarını ayıklayıp önüne diziyordu. Doruk izlemeye başladı. 1, 2, 3, 4 tamam. Şimdi dişinle ayıkla ve ye. Bitti. 1, 2, 3, 4 aynen devam. 1, 2 aha bitti bütün Şam fıstığı. Tüh. Berna’nın yüzünde bir hayal kırıklığı belirdi ve kayboldu. Sıra fındıklardaydı.

    Niye burdayım ki? Neyse ki mekânın yaş ortalaması çok da küçük değil. Millet kendince kıç kıça takılıyo. Amma da duman altı yaa! Açın şu camları azıcık yahu! Sıkıldım! Çok sıkıldım! En iyisi işemek… İçim boşalır, ferahlarım. Fıçıların, taburelerin ve kıçların arasından minimum temasla tuvalete ulaştı. Beklediğinden daha tenha ve temiz bulunca şaşırdı. Duru olsa ne derdi? “Ben hep söylüyorum erkekler tuvaleti her zaman kadınlarınkinden daha temiz. Kadınlar pis, hem de çok pis.” Napıyodur acaba şimdi? Bir aydır konuşmadık. Aramadı, aramadım. Başka biri mi var artık hayatında? Böyle mi oluyo herkese? İnceliyo ve kopuyo mu sonra? Onca yıl, yaşanmışlık, paylaşmışlık yok olup gidiyo mu? Çocuğumuz olsaydı devam eder miydik?

    Kafasında düşüncelerle dalgın dalgın çişini yaparken arkasından açılan kapıyla sıçrayıp pisuarın rotasından çıktı. Bir yandan botuna düşen damlalara bakıyor bir yandan da fermuarını çekmeye çalışıyordu. Demek ki neymiş? Ne kadar sallarsan salla, dona düşmüyor her zaman son damla. Güldü. İçeri giren adam olan bitenin farkında değildi. Ooo, abi F16 pilotuna bağlamış. Kafaa 1500. Anaa sabun var. Ellerini yıkayıp, sırları dökülmüş aynanın sol tarafındaki kâğıt havluyu görünce çok mutlu oldu. Bolca alıp ellerini kuruladıktan sonra botundaki damlaları da eğilip sildi. Devir ekonomi devri, diye geçirdi aklından. Aynaya bakmadı. Hızlıca birkaç parça daha kâğıt havlu alıp kot pantolonun ceplerine tıkıştırdı. Ne zaman lazım olacağı belli olmaz.

    Tuvaletin kapısından çıkınca durup mekâna baktı. En az 80-100 kişi vardır. 50 fıçı desen, fıçı başı da en az 3 harami… Tek tabancalar ve arananlar da barda, babalarının öldüğü yaşta… Gerçi haksızlık etmiyim. Aralarda 5-6 tane içkisiyle halvet tip var. Çökmüş omuzlar, omuzların arasına göçmüş boyunlar. Buldular mı acaba aradıklarını? Ben ne arıyorum acep burda? Kendimi mi yoksa hayatımın anlamını mı? Yok lan! Berna için geldim ben buraya. Belki yeniden… Tıpkı eskisi gibi… Niye olmasın? Artık olgunuz ve daha iyiyiz. Gözü bir an kendi masasına kaydı. Eğilmiş başlar, loşlukta yüzlere yansıyan ekran ışıkları. Değiliz. Loşluktaki boşluk… İyi oldu bak bu. Bi yerde kullanırım. Şimdi en iyisi rakı içmek. Geldiği gibi döndü masaya. Ahh küçücük fıçıcıklar, içi dolu turşucuklar… Eve gitsem, yazsam, çizsem, rahatlasam? Ama önce son bi rakı daha.

    Kafası hoş olmuştu. Masaya yaklaştı. Gülerek konuşmaya başladı.

    “Aloo! Gençlik Napıyonuz ya öyle ergen ergen? Hadi kaldırın kafaları da Ahmet’in son çıkardığı şiir kitabının gıybetini yapalım. İki eğleniriz. Okulda iki kelimeyi bir araya getiremeyen kekeme Ahmet oldu ya başımıza ödüllü şair.”

    “Ben daha okumadım,” dedi Deniz.

    “Ben daha kitabı bile almadım,” dedi Ahu.

    “Ahmet yeni şiir kitabı mı çıkardı?” diye sordu Efe.

    Berna sadece baktı Doruk’a. Soğuk, kızgın ve sitemkâr.

    Hoppala ne oldu şimdi? Aymaza yatmak en iyisi.

    “Ya sen Bernacım? Alıp okudun mu Ahmet’in kitabını?” dedi yapmacık bir sevimlilikle.

    Bir anda Berna’nın telefonu gürültülü bir şekilde titredi. Kafasını eğip hızlıca bir şeyler yazdı telefona. Birasını kafasına dikti. Gözlerini tekrar Doruk’a çevirdi. Bakışlarındaki yoğunluk tüm bedenini hapsetti. Sanki koskoca barda sadece Berna ve kendisi kalmıştı ve Tanrı – ki gerçekten var mıydı? – elinde bir kamerayla sadece ikisine odaklanmıştı. Tepeden sarkan uzun kablolu, kocaman yarım ay şeklindeki yeşil mika lambadan yayılan kirli, zayıf sarı ışıkta bile gözlerindeki kızgınlığın yerini öfke ve hayal kırıklığına bıraktığını görebiliyordu. Tıpkı David Lynch filmlerindeki gibi… Köhne bir kumar masasının üstündeki lambanın altında, diye geçirdi aklından. İçi titredi. Bir saniyeliğine kafasındaki sahneden çıktı ve gözü bar kapısına kaydı. Dondu. İçeri Ahmet girmişti. Hemen fark etti Doruk’u. 1.95 boyunda, bembeyaz saçları tepesinde topuz yapılmış ve üzerinde kırmızı oduncu gömlek olan adam birçokları için kolay bir hedefti. Ahmet gülümseyerek sus işareti yaptı Doruk’a.

    Doruk Berna’ya döndü. Bakışları aynıydı. Anda sıkışıp kaldığını düşündü. Ahmet’in suratındaki gülümseme genişlemişti. Göz kırptı. Artık çok yakındı. Usulca Berna’ya yaklaştı. Kimse bir şey görmüyordu. Berna, Ahmet, Doruk. Doruk, Ahmet, Berna. Ahmet, Doruk, Berna. Berna, Ahmet. Ahmet ve Berna. Doruk? Yok! Sıkıştımmm!

    Ahmet Berna’ya arkadan sıkıca sarılırken “Sürprizzz!” diye bağırdı. Korkuyla sıçrayan Berna arkasını dönünce bir kahkaha attı ve neşeyle Ahmet’i kucakladı. Dudaklarına bir öpücük kondurdu. Masadakiler telefonlarından başlarını kaldırıp Ahmet’i görünce bir an afalladılar ama şaşkınlıkları fazla sürmedi. “Nassı ya? Niye bize söylemediniz? Ne zaman söyleyecektiniz ama yaa?” bombardımanına tuttular ikiliyi. Kamerada artık sadece Doruk kalmıştı. Tanrı’nın gözü sadece onun üzerindeydi. Hep olduğu gibi. Omzuna yediği ağır şaplakla çıktı kadrajdan.

    “Yav, iyice hipster olmuşsun Dorukçum yav. Pandemi’den beri görüşemedik. Ama yaramış sana. Tarz yapmışsın,” diyen Ahmet’in yüzüne birkaç saniye boş boş baktıktan sonra gülümsemeyi becerebildi. Yarım yamalak bir teşekkürden sonra taburesine geçti. Rakısını fondipleyip bir kâse Şam fıstığını masaya bırakmakta olan garson kızdan hesabını istedi. Beklerken duymadan anlamadan sohbete katıldı. Hesap gelir gelmez ödedi. Tabureden kalktı. Sırayla herkesin omzuna şöyle bir dokundu. Ahmet’i aralarına almış sorular sorup duruyorlar, tebrik ediyorlardı. Umarım sadece yeni kitabı içindir, diye diledi içinden. Gülümseyerek Ahmet ve diğerlerini izleyen Berna’nın kolunu tutup sol eliyle hafifçe sıktı. Bırakmadı. Berna kafasını kaldırıp ona baktı. Bakışları yumuşacıktı. Elini Doruk’un elinin üzerine koyup okşadı. Aynı anda Deniz bağırdı:

    “Doruuk! Önümüzdeki ay yine buluşuyoruz bak! Unutma aynı yer aynı saat haa!”

    “Abi, önümüzdeki ay zor. Yetiştirmem gereken çok iş var.”

    “Lan oğlum, sen de her buluşmada aynı şeyi söyleyip duruyosun. Sonra da herkesten önce gelip kuruluyosun fıçıya,” diyerek anırırcasına güldü.

    “Bakarız. Konuşuruz daha nasolsa,” diyen Doruk kalanlara iyi eğlenceler dileyerek kapıya yürüdü. Çıkarken Creep çalmaya başladı.

    Eve geldiğinde saat sabahın üçüydü. Dolaptan bir bira alıp bilgisayarının karşısına geçti. Gözü bilgisayarın solundaki masa takvimine takıldı. Bir sonraki ayın buluşma günü kırmızı keçeli kalemle daire içine alınmıştı. Tıpkı diğer aylarda olduğu gibi. Kafasını ekrana çevirdi. Haftalardır kapatmadığı Word dokümanına baktı: Nekrofilik Toplumda Biyofilik Olma Mücadelesi Veren Bireyin Dayanılmaz Ağırlığı. Bardaki tabure geldi aklına. Ayak koyma demiri yoktu. Gerek de yoktu. Yazmaya başladı:

    Her şey bir yüzükle başladı. Güç yüzüğüyle. Ama yok edilmeliydi. Karanlık tarafın eline geçerse kötülük galip gelecekti. İkiye bölündü Orta Dünya, hem de tam ortadan. İyi ve kötünün, aydınlık ve karanlığın ezeli ve ebedi mücadelesi başladı. Aslında hep vardı. Savaşmak kolaydı. Zor olan yüzükten vazgeçmekti. Bunun için bir kahramana ihtiyaç vardı ve bilge büyücü Gandalf bir hobbiti kahraman seçti. Görevi yüzükten kurtulmaktı. Ve her zorluğa rağmen bunu başardı. Ama galip gelen ne siyah ne beyazdı. Griydi ruhu, kalbi pusluydu. Çünkü o bir hobbitti.

    Hobbitler orta dünyanın en ortasındadır. Ruhları puslu, kalpleri gridir. Ne beyaz ne de siyahtır renkleri. Çünkü konforludur köyleri. Severler yiyip içip eğlenmeyi. Ama bir çıkabildiler mı köylerinden, dönüş yoktur geri. Çünkü açılır gözleri. İsteseler de olamazlar eskisi gibi. Anlayınca esas kahramanların gri olabileceğini, başka renk algılamaz zihinleri.

    Kaydet tuşuna basıp arkasına yaslandı. Sol elindeki yüzüğe baktı. İki senedir çıkartmamıştı. Ayağa kalktı, çalışma masasının arkasına dolanıp pencereyi açtı. Gün ağarmıştı. Parmağından zar zor çıkarabildiği yüzüğü dışarı fırlattı. Pencereyi kapatmadı.


    Gökbanu Sezi Coşkuner, Ankara’da doğmuş, ilkokul 5. sınıfta İngilizce öğretmeni olmaya karar vermiştir. 1998’de ODTÜ İngilizce Öğretmenliği Bölümü’nden mezun olmuş, öğrencilik yıllarından itibaren çeşitli kurum ve kuruluşlarda öğretmenlik yapmıştır. 2001 yılından bu yana ODTÜ Temel İngilizce Bölümü Hazırlık Okulu’nda öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. Evlidir, Tılsım ve Alkım’ın annesidir. Çok küçük yaşlarından bu yana kitap, film ve yazma ile dolu bir hayatı yaşamaktadır. Birçok kolektif eserde, dijital ve matbu dergilerde öykü ve yazıları yayımlanmıştır. Ömrünü okuyarak ve yazarak geçirmekte kararlıdır.

    YAZARIN DİĞER YAZILARI
    gökbanu sezi Coşkuner suaremag yazar

    Related Posts

    Ayın Filmleri: EKİM AYINDA NE İZLEYELİM?

    Ekim 1, 2026 Ayın Filmleri

    Ayın Şarkıları: EKİM AYINDA NE DİNLEYELİM?

    Ekim 1, 2026 Ayın Şarkıları

    Ayın Kitapları: EKİM AYINDA NE OKUYALIM?

    Ekim 1, 2026 Ayın Kitapları

    SuareMag Ekim 2026

    Ekim 1, 2026 Manşet
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

    Ekim 11, 2026 Edebiyat

    Yazar Tuba Ayşe Özgür’ün, fotoğraf sanatçısı Nihal Gündüz’ün fotoğraflarıyla yer aldığı yeni kitabı Kırık Yansımalar üzerine İstanbul…

    Arjantin sinemasından Lütfi Ö. Akad’a: Sinematek’in yeni sezonunda neler var?

    Ekim 9, 2026

    2026 Uluslararası Booker Ödülü’nün Kazananı “Tayvan Seyahatnamesi” Türkçede!

    Ekim 9, 2026

    2026 Nobel Edebiyat Ödülü Anne Carson’a verildi

    Ekim 8, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    Komik opera La Serva Padrona’dan iki gösteri

    Mayıs 11, 2023 KÜLTÜR - SANAT

    9 Mayıs Avrupa Günü ‘Dayanışma’ temasıyla kutlandı

    Mayıs 10, 2023 YAŞAM

    Cannes 2025: Politik cesaret, özgün anlatım ve Panahi’ye giden Altın Palmiye

    Mayıs 26, 2025 Festival
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

    Ekim 11, 2026

    Arjantin sinemasından Lütfi Ö. Akad’a: Sinematek’in yeni sezonunda neler var?

    Ekim 9, 2026

    2026 Uluslararası Booker Ödülü’nün Kazananı “Tayvan Seyahatnamesi” Türkçede!

    Ekim 9, 2026

    Haber Bülteni

    Haber Bültenimize Abone Olun

    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.