Duygu Görücü
Sıcak, her yer çok sıcak. Boğuluyorum. Gözlerim yanıyor. Artık sonum geldi. Tüm yaşadığım hayat bitti. Kaybettim. Oysa ki daha yapacak çok şeyim vardı. Düzeltmem gereken hatalar, özür dilemem gereken insanlar…
Ne diyorum ben ya?
Başarılıydım. Kimse benim gibi olamazdı. Mükemmelliğin abidesiydim. Peki şimdi?
Hayatın sınadığı bir serüvenim oldu. Gözümü açtığımda bir yetimhanedeydim. Ailemi kaybetmiş, akrabalarım tarafından istenmemiştim. Başlarda, yani çocukken bunlar beni üzüyordu, yalan değil. Sonraları baktım ki ben bana yetiyorum.
Öğretmenlerim kimsesiz olduğumdan içime kapanık olduğumu söyledi hep ama işin aslı başkaydı. Sevmiyordum kimseyi. Mutluydum da insansız olmaktan. Çok çalıştım. Yalnız olmak dikkatimi dağıtacak her şeyden uzak olmamı sağlıyordu. Böylece en zirveye çıkabildim. Beni ailesiz bırakan hayat geri kalan zamanda hep yanımda oldu. Derece ile biten okullar, başarılı iş hayatı, ödüller… Hepsini tek başıma ben yapmıştım.
Alevler… Yolun sonundayım. Cehennem diye bir yer varsa böyle bir şey olmalı.
Karşıdan gelen kim? Boynuzları mı var onun? Şeytanla yüzleşeceğim sanırım sonunda. Hâlbuki ben ondan daha zekiyim. Yanındakiler kim? Ya da ne mi demeliyim? İnsana benzemiyor. Hayvan desem değil. Bir çok kolu var. Ahtapot-insan karışımı bir şey, bir varlık. Elini mi uzattı o… Iyy… Hiç sevmem hayvanları hele böyle ne idüğü belirsiz şeyleri hiç!
İş gereği katıldığım davetler aklıma geldi. Yapmacık kahkahalar. Herkes birbirine şirin görünüyor. Tabii ki ben de onlardandım. Başarı için olmasa adım atmazdım ki. Kimisi eşiyle gelmiş, etrafa mutlu çift bakışları. Bazıları tek gelmiş, avcı misali zengin insan peşinde. Gerçekten iğrenç! Bunalıyorum. Şu konuşmayı yapsam da gitsem.
Dışarıya çıktığımda arabama doğru giderken yolda bir kedi bacaklarıma sürtünmek için hamle yaptı. Nasıl kovaladığımı bilmiyorum. Kedi, köpek, kuş… Tüm hayvanlar sıkıcı, sinir bozucu. Bir de insanlar onlara yardım için uğraşıyor. Topunu kapatacaksın bir yere bana kalsa. Kimse görmeden hafif bir tekme ile uzaklaştırdım kediyi. Neymiş, mistik bir hayvanmış, peh! Mistizim bunlara kaldıysa.
Sıcaklık dayanılmaz. Nefes almak gitgide zorlaşıyor. Hangi ara başladı bu yangın? Uyku da yakalamasa kaçardım. Nasıl bir yer burası? Hâlâ neden kurtarmadılar beni? Sonumu böyle hayal etmemiştim. Öncelikli kurtarılacaklar arasında olmam gerek benim, nasıl bir rezalet bu!
Artık dayanamıyorum. Garip varlıklar yaklaşıyor. Şeytan sırıtıyor. Kurtulmalıyım. Bu zamana kadar yardımsız geldim buradan da kendim çıkabilirim.
Bacaklarım… Hissetmiyorum. Gözlerimin yanması geçti. Kurtuldum mu? Hâlâ ciğerlerim yanıyor, soluksuzum. Ellerim? Göremiyorum, hissedemiyorum. Hayır, böyle bitmemeli. Öldüm mü?
Gözlerimi açtığımda bembeyaz bir tavanla karşılaştım. Cehennemden sonra cennete geçtim kesin.
Gözlerimi kırpıştırdım. Vücudum kıpırdamıyordu. Tavan, duvarlar, yumuşak bir zemin. Anlam veremedim. Kolumu kıpırdatmak istedim, acıdı. Başımı çevirdiğimde kolumda serum. Yaşıyordum. Nasıl? Hayal mi görmüştüm. Kim getirdi beni? Derken kapı açıldı. Güler yüzlü bir kadın “Uyanmışsınız,” meraklı ve soran gözlerimi görünce “Geldiğinizden beri yani beş gündür uyuyordunuz,” dediğinde kaldım öylece. Sesim çıkacak mıydı bilmiyorum ama “Nasıl? Nerdeyim?” diye sorunca rahatladım. Sesimi kaybetmemiştim. “Kaldığınız otelde gece yangın çıkmış. Sizi son anda köpekler bulmuş. Şanslıymışsınız. Neyse ki ölen olmadı. Çabuk fark edilmiş yangın,” diye açıklama yaptığında hafızam yerine geldi.
Doğru, sıcaktı, nefessiz kalmıştım. Başımla teşekkür manasında bir hareket yaptım. Serumumu kontrol ettikten sonra odadan çıktı.
Olayın üzerinden bir ay geçmişti. Başarılı ve patron olmanın avantajıyla evden idare ediyordum işlerimi. Hastanede ve sonrasında kibarlık adına gelen birkaç mesaj dışında kimse aramadı. Önceleri rahatsız etmezdi beni böyle şeyler ama şimdi huzursuz olmuştum. Neden rahatsız ettiğini bilmesem de hoşuma gitmediğini biliyordum.
Bu düşüncelerden uzaklaşmak için bahçeye çıktım. Temiz havada olmak iyi gelirdi her zaman bana. Gözümü açtığımda bir kedi ile burun buruna geldim. Ne olduğunu, nerde olduğumu çözdüğümde bahçemde yerdeydim. Hemen ayaklanmaya çalışırken kedi de kaçtı uzak bir köşeye. Oturdum, bakıştık. Yavaş ve ürkek adımlarla yaklaşmaya çalışınca tüm vücudum gerildi. Durdu. Yeniden yürümeye başladığında bana doğru kıpırdamadan izledim. Yavaşça sokuldu, elime sürtündü. Tedirginliğim devam etse de bekledim. Bir süre sonra elimi kaldırıp sevmek istediğimde bakışlarındaki şüpheyi gördüm. Anlamayacağını bilsem de gülümsedim. Zarar vermeyeceğime inandıktan sonra rahatladı. İlginç olan ben onu sevdikçe üzerimdeki endişeler de gidiyordu. Kendim bile şaşıyordum bu işe ama oluyordu.
Bahçedeki masada oturan insanlara bakarken son iki yılda ne çok şeyin değiştiğini düşünüyordum. Angel hayatıma girdikten sonra başlayan değişim, beni bile şaşırtıyordu. Önceleri böyle şeyleri sevmezdim ama şimdi… Bazen o yangın iyi ki oldu diye seviniyorum. O olay olmasaydı , Angel hayatıma girmeyecekti. Ben yalnız, huysuz birisi olarak kalacaktım.
Çimlerin üzerinde koşan köpeğim Kara’ ya baktım. Kedi köpek sevmeyen ben şimdi ikisine de sahiptim. Onlar sayesinde iyileşip, insanlarla kaynaştım. Arkadaş istemezken şimdi iyi ki varlar diyorum. Yeni dostların yanına giderken yüzümde bir gülümseme vardı.

Duygu Görücü, Balıkesir’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Balıkesir’de, liseyi yatılı olarak İzmir’de Maliye Okulu’nda okudu. 1996 yılında başladığı memuriyet hayatı devam ederken, öğrendiği günden bu yana okumayı, ortaokuldan bu yana da yazmayı seviyor. İki kolektif kitapta öyküleriyle yer aldı. Halen kızı ve kedisiyle Balıkesir’de yaşıyor ve yazmaya devam ediyor.


