Mahinur Çenetoğlu
O gece, İstasyonda onu beklerken içimde kemiklerime kadar işleyen soğuk havanın yanı sıra yüreğime kadar işleyen bir yalnızlık vardı. Hangisi daha çok üşütüyor diye düşünüyorum, ayıramıyorum. Gecenin ayazında kazık gibi duruyorum, bomboş istasyonun tam ortasında. Rayların uzak gıcırtısı kulaklarımda, gece vaktinin getirdiği yalnızlık içerisindeyim, farkına varmadan etrafıma bakıyorum, ne kadar boş her yer. Bambaşka bir dünyanın içerisinde, terk edilmiş bir dünya içerisinde… öylece duruyorum.
Eve gittiğimde gördüm komidinin üzerindeki notu. Duvarda gelinliğim asılı, masanın üzerinde davetiyeler, komidinin üzerinde bir not, tek bir kelime. Elveda.
Koşarak evden çıktım. Soğuk çok soğuk. İstasyona girdiğimde hangi yöne gideceğimi bilemeden sağıma soluma bakındım. İlk aklıma esen yöne doğru yürüdüm, kimsecikler yok, hiç kimse… Keşke bu bir rüya olsa diye düşünüyorum, terk edilmiş bir dünyanın içinde yapayalnızım. Gelinliğim duvarda asılı kaldı. Ben donuyorum, zaman donuyor.
Gözlerim etrafı tararken küçük bir bekleme salonu görüyorum, hızlıca oraya yöneliyorum, burada biraz daha durursam gerçekten donacağım. Gürültüyle içeriye giriyorum. Köşede bacağının biri kırılmış tahta koltuk, kırmızı renkli oturma minderi aşınmış, kenarından iplikleri çıkmış, kolçaklarındaki tahtaların parlaklığı tamamen yitirilmiş, koltuk, kırık ayağının altına yerleştirilen üç beş tane tuğlayla sabitlenmiş ve duvara dayanmış. Otururken etraftaki eşyaların anlamsızlığını düşünüyorum. Bekleme odasının tek duvarında camı çatlamış bir saat var, kolumdaki saate bakıyorum 18.08 duvardaki saat 2.15 de takılıp kalmış. Köşede duran bilet makinasının hangi zamandan kaldığı belirsiz. Esasında bu istasyonun hangi zamandan kaldığı belirsiz. Bu istasyon, insanların gitmek istemediği bir yer olsa gerek o yüzden kondüktör yok, bilet kesen yok. Gelen yolcu, giden yolcu yok, hatta gelen giden tren bile yok. Şaşkın ve mutsuzum, gelinliğim duvarda asılı kaldı. Çöp kutusunun içinde soluk bir gazete var, bakıyorum dünün haberleri bugünün gazetesinde. Başlıklar hala okunuyor.
Büyük kaçış başarısız oldu… Okumaya çalışıyorum. Geçen hafta nikah kıyacağı kadından kaçmak isteyen adam… Allah kahretsin okuyamıyorum! Yoksa bizden mi bahsediyor? Daha neler, geçen hafta diyor…
Bacağı topal koltuğa oturup kafamı toparlamaya çalışıyorum, tüm bunlar rüya mı? Kâbus mu? Benim burada ne işim var? Eşyalar, yüklediğim umutsuzlukla birlikte bana küskün, koltuk sırtımı, kıçımı acıtıyor, ağır ağır beni üstünden atmak ister gibi ayağının aksaklığını hissettiriyor, sonra toparlıyorum. Saatin sessizliği canımı sıkıyor, gidip duvardan alıyorum saatime bakıp ayarlıyorum fakat pili bitmiş, tekrar yerine asıyorum. Çalışmadığı halde durduğu zamandan çok hoşnut, akreple yelkovanla tekrar göz göze geliyorum. Ağlıyor, ‘2.15 e getir beni’ dercesine bakıyor. Gazeteyi okuyamadığım için buruşturup atmıştım. Çöp kutusu buna tanık olduğu için bana kızmış; iki hamle de buruşturduğum gazeteyi düzeltip tekrar bulduğum şekliyle yerine koyuyorum.
Eşyalarla samimiyeti kesip, üşümeyi göze alarak dışarı çıkıyorum. O anda görüyorum karşı platformdaki kadını, o orada, ben burada bekliyoruz. Belki o da benim gibi bütün gece orada bekleyecek, belki onun da sevgilisi onu terk etmiştir, tam da gelinliği duvarda asılı dururken. O da soğuktan donmayı hem de kemiklerine kadar donmayı göze alarak koşup gelmiştir buraya. Onun da şansına karşı platform düşmüştür. Belki de burada çalışıyordur. Bu soğukta ha? Evet bu soğukta kendi vardiyasının bitmek bilmeyişine kahırlanıyordur. Belki de onun sevgilisi evindedir. Sobayı yakmıştır sıcacık. Üstüne de kestaneleri koymuştur. Çayı da demlemiştir. Belki çocukları vardır. Geç olunca onları yatırıp karısını beklemiştir adam sabırla.
Ben ne yapıyorum peki? Ben korkuyla bekliyorum, dönüp gitmek mi istiyorum? Vazgeçmek, kaçıp gitmek mi? Bilmiyorum. Benim sevgilim beni terk etti demek ağırıma mı gidiyor? Bilmiyorum, bilmiyorum. Şuradan seslensem duyar mı beni? Ne diyeceğim? Nasılsın mı diyeceğim, bu soğukta nasılsın ne demek? Güldürme kendine.
Kadının üzerindeki yağmurluk hiç yabancı gelmiyor bana, tabii ya bu kadın burada görevli her zamanki sarı yağmurluğu içinde sallanıyor, gelen giden yolcuları karşılayan kadın bu. Fakat neden gelen giden yok? Tren neden gelmiyor bu istasyona, neden gelmiyor? Ölüm sessizliği var. Kadın yine de ısrarla bekliyor. Bir adam yanaştı yanına, elinde kara bir çanta taşıyor tıknaz bir adam. Kara çantalı tıknaz adam sarı yağmurluğu olan kadına yaklaştı, kulağına bir şeyler fısıldadıktan sonra hızla kayboldu. Rayların gıcırtısı geliyordu uzaktan, tren geliyordu galiba, sevinsem mi şaşırsam mı bilmiyordum yine de içimde bir umut vardı fakat rayların gıcırtısı onu örtüyordu. Umudumun üzerine bembeyaz kar yağıyordu. Kadın ayağa kalmış olanca gücüyle bağırıyordu bana.
“Geçtiğimiz hafta raylarda kaza oldu, bütün seferler iptal.”
Onun için mi bu kadar sessizdi buralar? Onun için mi gelen geçen yoktu? İyi de benim sevgilim nerede? Davetiyelerim masanın üzerinde, gelinliğim askıda kaldı.
Aradan bir yıl geçti, bir sabah yağmur altında dolaşırken ayaklarım beni yine tren istasyonuna getirdi. Yine sarı yağmurluklu kadın karşı perondaydı, beni görünce avaz avaza bağırdı
“Hâlâ bütün seferler iptal, boşuna bekleme!”
Sesindeki çaresizlik rayların gıcırtısına karıştı. Ben ona baktım, o bana baktı. Bir yıldır ben aklıma estikçe neden geliyordum? O sahiden burada görevli miydi? Belki de görevli olduğunu ben hayal etmiştim trenin hiç geçmediği bu istasyonda. Bu gece onu izlerken o sarı parıltıda gördüm umudu, birbirimize alışmıştık sanki, ben benden kaçan sevgilimi arıyordum. Artık eskisi kadar umursamasam da. Beklemek onun kaderi, izlemek benim kaderimdi. İkimizde ayağa kalkmıştık bir anda göz göze geldik. Raylar birden sustu. Sarı yağmurluğun ıslak parıltısı gözlerimi alıyordu. Eliyle bekleme salonuna gelmemi işaret ediyor, parmakları titriyordu. Bunca zaman hiç konuşmadık sadece bekledik ve birbirimize baktık, uzun uzun baktık. Ne söyleyecek acaba, sonunda beklemekten vaz mı geçmişti? Peki ya ben? O giderse ben de vazgeçerim zaten vazgeçmemiş miydim? Bunca zaman sonra daha ne bekleyecektim ki?
Koşarak karşı perona geçtim, istasyondaki tek ışık sönüyordu. Sarı yağmurluklu kadın yere çömelmiş, üstü başı çamur içinde kollarını, başını dizlerinin üzerine sarmış öylece duruyor ve ağlıyordu. Belki ikimiz de bu terk edilmiş istasyonun son yolcularıydık. Kadın bana sarıldı ikimiz içinde geçen bu zamanda uzaktan başlayan gönül dostluğumuz hiç konuşmadan bu günlere gelmişti. Kadını yerden kaldırdım kenardaki banka oturttum. Hâlâ ağlıyordu, sormadım, biliyordum derdi olmasa bu terkedilmiş istasyonda bir yıldır rayların gıcırtısını dinleyerek ne diye vakit geçirsin, tıpkı benim gibi…
Perondan çıkarken aniden ışıklar yanıp sönmeye başladı. Kadın tiz bir çığlık sesiyle kendisini bir süredir gıcırdamayan raylara doğru attı. Kara çantalı adam nereden çıktığını görmediğim bir şekilde koşarak kadını düştüğü yerden çekmeye başladı. Ben de hemen elimi uzattım, kadını bir yıldır tek bir tren geçmeyen rayların üzerinden çekip aldık. Kara çantalı adam kadının elini tuttu, biraz soluklandıktan sonra yalvarır gibi konuştu.
“Hadi artık evimize gidelim, seni çok özledik…” Sonra bana doğru eğilip kulağıma fısıldadı;
“Oğlumuz… Burada, bu rayların üstünde… ben de onu gözetliyorum, sessizce…”
Üstüm başım sırılsıklam ama içim kupkuru. Eve gidince çok önemli bir işim var diyorum kendi kendime, duvardaki gelinliği uğurlamak için geç bile kaldım. Adımlarımı sıklaştırıyorum. Uzakta, raylar yeniden gıcırdamaya başladı. Yağmur dindi, güneş yüzünü gösterdi, gölgeler uzadı. Gerçek bir tren sesi geliyor uzaktan, belki de sarı yağmurluklu kadın ve benim için yeni başlangıçlar yapmaya.

Mahinur Çenetoğlu, Ankara’da dünyaya geldi. Otuz beş yıl beyaz yakalı olarak Milletlerarası Ticaret Odası’nda çalıştı. Profesyonel yazım hayatına 2020 yılında başladı. 2021 yılında Yaşar Kemal Anısına Öykü Halk Bilim Araştırması ve Şiir Yarışması’nda Öykü dalında “Bezgin Demokrat” isimli öyküsüyle finalist oldu. Beş kollektif kitapta öyküleri yayımlandı. 2023 yılında Banliyö Kitap tarafından basılan ilk novellası “Aşkın Istırabı”, Ekim 2004’te Mahal Edebiyat tarafından basılan ilk öykü kitabı “Evlilik Fotoğrafını Kim Aldı” okurla buluştu. Distopya Dergi’de yazıları yayımlanıyor. Otuzdan fazla öyküsü çeşitli internet dergilerinde yer aldı.


