Close Menu
    Son Eklenenler

    Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

    Ekim 11, 2026

    Arjantin sinemasından Lütfi Ö. Akad’a: Sinematek’in yeni sezonunda neler var?

    Ekim 9, 2026

    2026 Uluslararası Booker Ödülü’nün Kazananı “Tayvan Seyahatnamesi” Türkçede!

    Ekim 9, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Pazartesi, Ekim 12
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      KOPENHAG: GÜVENİN VE HAFİFLİĞİN KONFORU

      Eylül 1, 2026

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      2026 Nobel Edebiyat Ödülü Anne Carson’a verildi

      Ekim 8, 2026

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      2026 Emmy Ödülleri’nde Rekorlar Gecesi: Televizyonun Ezberleri Bozuldu

      Eylül 16, 2026

      ÇYDD’nin 2026-2027 burs başvuruları başladı

      Eylül 14, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      2026 Uluslararası Booker Ödülü’nün Kazananı “Tayvan Seyahatnamesi” Türkçede!

      Ekim 9, 2026

      Sıradan insanın bir “derbeder” olarak portresi

      Ekim 7, 2026

      Celal Kadri Kınoğlu’nun yeni romanı “Provalar” raflarda

      Ekim 3, 2026

      Kıraathane Kitap Şenliği 8. yaşında

      Ekim 2, 2026

      Tutu Aydınoğlu’ndan Mirzayev’e yeni bir yorum: “Hafızanın Kontrpuanı” albümü çıktı

      Eylül 29, 2026

      Klasik Müziğin çağdaş yorumcularından Janoska Ensemble Bodrum’da

      Ağustos 7, 2026

      AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

      Ağustos 2, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      İsmi olmayan hikâyeler – VIII

      Ağustos 30, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – VII

      Temmuz 25, 2026

      AH BAVULUM VAH BAVULUM

      Temmuz 15, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      Pera Müzesi’nde İki Yeni Sergi: Cumhuriyetin Kamera Arkası ve Frank Bowling

      Eylül 30, 2026

      ‘1914 Kuşağı: Tanıdığımız Ressamlar’ sergisi RHM’de

      Eylül 23, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Arjantin sinemasından Lütfi Ö. Akad’a: Sinematek’in yeni sezonunda neler var?

      Ekim 9, 2026

      Cennete 9 Tapınak: İnanç, aile ve ölüm arasında 9 durak

      Ekim 5, 2026

      Yalnızlar Rıhtımı restore edilmiş kopyasıyla beyazperdede

      Ekim 2, 2026

      İki Dünyanın Prometheus’ları: Ateşin, Bilginin ve Isdırabın Sinematik Silsilesi

      Eylül 18, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Kaş Tiyatro Günleri Likya’nın izinde beşinci kez perde açıyor

      Ekim 6, 2026

      14 yıl sonra yeniden perde: Muammer Karaca Tiyatrosu bağımsız tiyatrolara açılıyor

      Eylül 27, 2026

      Tiyatroda “VR” deneyimi: “35 Mayıs” yeniden sahnede

      Eylül 22, 2026

      Sait Faik ile Orhan Kemal “Düş Payı”nda buluşuyor

      Eylül 1, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      Arjantin sinemasından Lütfi Ö. Akad’a: Sinematek’in yeni sezonunda neler var?

      Ekim 9, 2026

      2026 Uluslararası Booker Ödülü’nün Kazananı “Tayvan Seyahatnamesi” Türkçede!

      Ekim 9, 2026

      “Miras alanlarını rant projesine dönüştürmeden kentin ortak yaşamının parçası haline getirmek meselemiz”

      Ekim 7, 2026
    • KİTAPLIK
    • ATÖLYE
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Öykü
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Küçük bir kâğıtta koca bir hayat: Hasip Pektaş ve ekslibrisin hafızası

      Eylül 25, 2026

      ÖZLEM GÜLLER ÜNAL RÖPORTAJLARI

      Eylül 13, 2026

      ‘Yazmak ömür boyu sığınağım oldu’

      Ağustos 29, 2026

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Karanlığın değişen yüzü: Gotik edebiyatın tarihsel gelişimi

      Eylül 15, 2026

      Gotik Mimari: Gotik edebiyatın görkemli yapıları

      Ağustos 10, 2026

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      “Miras alanlarını rant projesine dönüştürmeden kentin ortak yaşamının parçası haline getirmek meselemiz”

      Ekim 7, 2026

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      ÜST GEÇİT

      Ekim 1, 2026

      BİR REPLİKANTLA HAYATIN ANLAMINI ARAMAK

      Ekim 1, 2026
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » HAFIZA ZAMANA AİTTİR GELECEK GEÇMİŞE
    Arzu Kurt

    HAFIZA ZAMANA AİTTİR GELECEK GEÇMİŞE

    Mayıs 1, 2025Yorum yapılmamış8 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    arzu kurt
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Arzu Kurt

    Rüya Atlasımın bu ayki konuğu Kıyamet Sonrası Olağan Bir Gün romanıyla Murat Gülsoy. Bir nevi gündüz düşü bu roman. Zamanın donduğu, lineer akışın durduğu bir dünyada, varoluş yavaş yavaş siliniyor. Bu durum belleği, kimliği, anlamı, geleceği yok hükmünde yüzümüze vuruyor. 

    Fiziksel ya da dinsel bir kıyamet değil bu. Zamanın çöküşü üzerine distopik bir yorum. Aynı zamanda varoluşsal sorgularla dolu bir kâbus; o yüzden atlasıma işaretlemek istedim.

    Geleceğin yok olmasıymış kıyamet, bunu anladığım anda geçmişin de yok olduğunu fark ettim. Ne de olsa gelecek geçmişin intikamını alırken onu ayakta tutar. Oysa şimdi zaman akmıyor. Gelecek yok. Düşmanını kaybeden geçmiş de kendiliğinden solup gidiyor.

    Belleğini yitiren geleceğini kuramaz. 

    Geçmiş geleceğe aktarılabilirse anlam kazanıyor. Olumlu bellek hem bireysel kimliği hem de toplumsal kimliği inşa ediyor. Olumsuz, travmatik hatıralar bile, intikam amaçlı da olsa bir anlam kazanmaya; unutmamaya, aynı hatalara düşmemeye ve hatta yüzleşmeye yarıyor.  Yazarın değişiyle onu ayakta tutuyor. 

    Murat Gülsoy; sadece fiziksel değil, belleksel bir mekân olan “ev” üzerinden geçmişi geleceğe bağlayan mekâna, yabancılaşma ve tekinsizlik üzerinden bakıyor. 

    Artık uyumuyorum. Hiç. Bitti. Gecenin olmadığı bir yerde uykunun ne işi var? Tabii rüya da yok. Rüya ortadan kaybolunca gerçeklik de yok oldu… Bütün mesele evle ilgili. Ev kadar tanıdık bir yerin değişmiş artık yabancı bir yer haline gelmesi ve yine de tanıdık olması. Evet bu ancak bir rüyada olabilir. 

    Ev en güçlü kronotoplardan biri. Gaston Bachelard, Mekânın Poetikası adlı eserinde şöyle der: “Ev, bir insanın rüyalarını biriktirdiği, geçmişle bugünü bağlayan bir mekândır.” Bireyin kimliğini inşa ettiği belki de ilk alandır. Bu mekâna aşinalığın kaybı, belleğin de kaybıdır. 

    Kaplumbağalar adlı bölümde yazarımız; “Sırtında evini taşıdığını zanneden zavallı hayvanlar, aslında başından beri tabutlarının içinde olduklarının farkına varamadan yok olmuşlardı” der. Ev bazen geçmişin, geleceğin bazen belleğin, umudun mezarı olur. Ve ekler; “Kim bilir? Bir başkasının gözünden dünya nasıl bir yerdir?”

    Yine de pes etmez. 

    Meleklerin göç haritası sandığım bir çizim vardı duvarlardan birinde…Her şey sona ermeden önce bu duvarı bulabilmiş olsaydım belki o zaman durum farklı olabilirdi… Parmaklarımla çizgilerin üzerinden geçerek başka bir varoluşun mümkün olduğunu hayal etmeye çalıştım. 

    Ben de zamanımıza ait tüm negatif olaylara rağmen başka bir varoluşun, her şeyin daha güzel olduğu bir dünyanın ümidi içindeyim. Ya siz. Bu satırları okuyorsanız; siz de öyle olmalısınız. Yazmak, okumak, düşünmek cesaret ve umut içerir.

    Bir kaplumbağa, uzun keçeleşmiş saçlarıyla bir adam, dazlak bir kadın, asla büyümeyecek bir çocuk ve bir at adam. Eski dilde konuşuyorlardı. Birden çok anlama gelen kelimelerle yapılan bu konuşmayı tercüme etmek mümkün değil. Rüyaların anlatılabildiği bir dil. Çok boyutlu. Birçok noktadan uzayın her yanına yayılan küresel dalgalar gibi, birbirlerini kestikleri yerlerde oluşan çoklu anlamların baş döndürücü etkisi… Gündüz olmasına rağmen gökyüzünde bir yıldız kaydı. Hepimiz gördük, onlar anlatabildi. 

    Sanki kolektif bilinç dışından süzülüp gelmiş bu grup sadece hatırlamanın değil, geçmiş ve geleceğin de yok olduğu o kıyamet gününde var olmanın da izini sürüyordu.  Zamansız, o anda, sanki rüyaların anlatabildiği eski bir dil gibi bellekte ışıldadı. Tercüme edilemez bu dil, unutulmuş ya da henüz öğrenilmemiş; geçmişe ve geleceğe ait bu dil, bilinç dışının belleğe sızdığı bir sanrıydı. Onlar anlatabildi çünkü rüya dilini konuşuyorlardı.  

    Dört kişilik masada bir sandalye boş… Anne çayları tazeliyor. Baba kızına eski dilde bir masal anlatıyor… ufaklığı da çeşmeye yolladık şimdi gelir diyor… Çeşmenin başındaki çocuğu düşünüyorum…  
    Metal kova bir türlü dolmuyordu, oysa çeşmenin suyu gürül gürül akıyordu… Çocuk durumdan şikayetçi görünmüyordu…Hiç bitmeyecek bir ânın içinde olduğunu bilmiyordu… Onlara bu ânın içinde sıkışıp kaldıklarını söyleyemiyorum. Yeni dil bu durumu ifade etmeme izin vermiyor. 

    Zamanın durması, hafızanın tuzakları, bir ânın içine hapsolmak temaları arasında yolumu kaybediyorum.  Eksiklik ve boşluk hissi dolmayan sandalye ile zihnimde zamanı donduruyor. Hiç geri gelmeyeceklere ve bu yitik ruhuma ağlıyorum. Belleğim fasit bir çemberin içinde döngüde. Zamansız bir zaman olabilir mi?

    Bu yeni dilin sessizliği, ifade gücünden yoksunluğu daha okurken beni yoruyor. Zaman dışı kalmak, dilsiz kalmak, hayalsiz kalmak sanırım asıl kıyamet bu.

    Bazen “geçmiş geçmez” bizimle yaşamaya devam eder.  Böylece şimdi ve gelecek geçmişi hep içinde taşır.

    Bellek denilen şeyin organik bir zaman makinası olduğunu artık daha iyi anlıyorum. Zaman durduğunda bellek de bir işe yaramıyor belli ki.

    Bellek, sadece geçmişi hatırlamaz; onu işler, kurgular, geriye dönük olarak yeniden üretir. Geleceği hayal eder. Organik zaman, mekanik, ölçülen zamanla her zaman örtüşmez. Bir ses, bir koku, bir tat sizi yıllar öncesine götürebilir.  Aynı Marcel Proust’un Kayıp Zamanın İzinde kitabında “Madaleine Keki” olarak bilinen metaforundaki gibi. Kahraman, bir fincan çaya batırdığı keki tattığı anda çocukluğundaki büyükannesinin evinde geçirdiği günleri hatırlar. Bu bilinçli değil duyusal istem dışı bir hatırlamadır.

    “Zaman zaten içimizdedir.”

    Tüm bu karışık duygularla doluyken yazmak eylemini ve kitapları hatırladım. Zaman durmuş olsa bile kitaplar -hangi kitaplar- bize hafızamızı geri vermez miydi?

    Yazarımızın ona da bir cevabı vardı.  Harf kumulları.

    Bazı yerlerde raflara kadar tırmanan kumul kitapları büyük bir iştahla yutmaya hazırlanırken donup kalmış bir sürüngene benziyor… İçlerinden birini çekip aldım. Bile bile boş sayfaları çevirdim. Tüm harflerin kayıp gittiğini zemini kaplayan kalın kum tabakasının bunlardan oluştuğunu biliyordum tabii.

    Boş sayfalar unutulan bir geçmişe ait. Harfler silinmiş ama yok olmamış, kum olmuş. Söz diziminin olmadığı harf yığını, “ölü bir metin”. Tüm hafıza hastalıkları beynime üşüşüyor. Ölmeden oluşan bu ölümden korkuyorum. Yine de bu harf kumulu inancımı canlı tutuyor. Biri, bir gün harfleri yan yana dizer diye umutlanıyorum.

    Tam da bu anda Gülsoy’un Zaman Şövalyesi çıkıyor karşıma. Büyükçe bir duvar saatini ameliyat ediyor. Çarklar, yaylar, vidalar, akrep, yelkovan ölü bir balık gibi kenarda yatıyor. “Çalışacak mı?” sorusuna üniformasını göstererek cevap veriyor. Kumaşın üzeri bröve nişanlar yerine akrep ve yelkovanlarla kaplı. “Çocukluk hayalim” diyor Zaman Şövalyesi. Delirmiş saatçiyi arkasında bırakıp, zamanın akmadığı sokağa çıkan kahraman sis bedenini sararken belleğinde birtakım anıların uyanacağını sanıyor.  

    Fotoğraf çekme otomatının perdesini araladım. Bana tıpatıp benzeyen bir kadın aynada kendine uygun pozu belirlemeye çalışıyordu… Bu ben miydim? Beni tanımadığına göre onun geçmişinde değil geleceğinde olabilirdim. Keşke zaman bu şekilde durmamış olsaydı. Belki o zaman onu tanıyabilirdim.

    Şimdi geçmişi içerir, geçmişle birlikte geleceği yaratır. Şimdi sadece andan oluşmaz. Geçmişin tüm deneyimi, hatıraları içindedir. Gelecek yapılan seçimlerin, kararların sonucudur. Onu da geçmiş tecrübe belirler.

    Şimdi geçmişin keşkelerini, geleceğin ihtimallerine iliştirir.

    “Yekpare geniş bir ânın parçalanmaz akışında” yaşamak bir maharettir.  

    İnsan her zaman korkacak bir şey bulur. Artık korku yok. İyi o zaman. Hayır iyi değil. Çünkü korkacak bir şeyin olmaması çok kötü. Her şeyin sonuna vardık demektir.   

    Varoluş sorgusu olmadan, belleğimize dayanarak geleceği hayal etmeden korkuyla baş edemeyiz. İyi bir gelecek için korkmak ve geçmişi hatırlayıp ders çıkarmak gerekir. Geleceği yaratmak şu an ellerimizde.

    “Artık göremiyorum. Eskiden geleceği görürdüm.”
    “Neden?”
    “Çünkü o zaman gelecek vardı.”
    “Çıkar mıydı gördükleriniz?”
    “Duruma göre…Ben muhtemel gelecekler içinden birini görürdüm ancak kişinin o geleceği yaşamayı seçip seçmemesi yine kendine kalırdı.”

    Kader diye boyun büktüğümüz gelecek, geçmiş kararlarımızdan ibaret değil mi? Ya da biraz görmüş geçirmişlerin öyle yaparsan bu olur uyarıları kehanet sayılmaz öyle değil mi? Geçmişten ders almayı ne zaman başaracağız. Denenmiş hataları tekrar tekrar yapıp iyi sonuçlar beklemeyi bırakabilecek miyiz? Bizi ileri taşıyacak olan ders alanlardan ders almaktır.

    “Geçmişten adam hisse kaparmış…Ne masal şey!
    Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
    “Tarih”i “tekerrür” diye tarif ediyorlar.
    Hiç ibret alınsaydı tekerrür mi ederdi.” 

    Mehmet Akif Ersoy bir tekerrürden bahsediyor. Yüz yıldan daha uzun bir süre geçmişken hâlâ toplumsal hafızamızın zayıflığından muzdaribiz. Kolektif bellek iktidarın bir eylemi olan “resmi unutkanlık” ile sınanır. Toplumsal travmalar bastırılır, yok sayılır, sessizliğe terkedilir. 

    “Hep trene binip uzaklara gitmek istemiştim. Olmadı. Zaman bitti. Oysa yol hâlâ yol. Uzaklar halen uzak. Ama sen artık sen değilsin, dünya aynı dünya değil.

    Belleğin unutulduğu, gelecekten umudun kesildiği kesişme noktaları yeni doğumlara gebedir. Hem bireysel hem toplumsal kimlik krizleri yeniden inşa için bir aşama olmalıdır. Kıyamet sonrası bu dünyada yaşamak istemediğimi düşündüm. Kaçtım. Aynı yazar gibi.

    Fotoğrafın içine girdim. Bunu yapabileceğimi bilmiyordum.
    …
    “Ne güzel bir an.”
    …
    “Sayende artık değil.”
    …
    Ben aslında… Bu ânı bozmak istememiştim…
    “… Nereden çıktın sen?”
    “Hiç… sadece fotoğrafına bakıyordum.”
    “…Nerede?”
    “…Alçak damlı bir evin salonunda.”
    “Annemlerin evi orası.”
    “Burası.”
    Bir anlığına onu şaşırttığımı düşündüm.
    “… Sen bu evin salonunda duran bir büfenin üzerinde unutulmuş çerçevenin içindeki fotoğrafsın…”
    “Ne hayal gücü ama” Kibirli bir gülüş. “Güneşimi kapatıyorsun…”

    Bellek hatırlarsa var olur. Gelecek hafızamız olmadan kurulamaz. Şimdide gölge yapan herkes. Şşşt siz! Güneşimi kapatmayın.

    Birdenbire karşımda belirdi…
    …
    “Size de oluyor mu? Gözlerimi kapıyorum, sonra açıyorum, başka bir yerdeyim.”
    “Hayır, bana olmuyor sanırım…”
    “O halde üzgünüm sizin için.”
    “Yok üzülmenize gerek yok.”
    Ben de gözlerimi kapadım, ardından açtım ama ne yazık ki aynı yerdeydim, tek kişilik hücrem az önce bıraktığım gibiydi. Bozuk bir mekân-makinesini çalıştırmak istercesine durmadan gözümü açıp kapıyordum. Açıp kapıyordum. Beton duvarlar. Açıp kapıyordum Beton duvarlar. Açıp kapıyordum. Beton. 

    İbret alınmayan geçmiş, geleceğin önüne beton duvarlar diker. Kıyameti beklememek lazım. Yıkın beton duvarlar. Yıkın beton duvarlar. Yıkın. Duvarlar.  

    “Zaman her şeyi öldürüyor.”
    “Belki de… ama artık zaman olmadığına göre…”
    “Hatırlamıyor olmak çok fena.”
    “Hatırlayıp da ne yapacağız?”
    “Kim olduğumuzu bileceğiz.”

    Biz kimiz? Belleğimizin yapısı, zamanı algılayışımız, bireysel ve toplumsal hafızamız dilimiz ve kimliğimiz. Sanırım hepsiyle bir bütünüz. Bellek kimliği yaratır. Hafıza şimdiyi şekillendirir. Şimdi bundan aldığı güçle geleceği gerçekleştirir. 

    Belleğin görevi geçmişi geleceğe bağlamaktır. Bellek geçmişte kök salar, geleceğe yaprak açar.  Dil, anlatı, yeni bakış açısı geleceği kurmanın bir adımıdır. Yazıyla kalın.

    Arzu Kurt, Karabük doğumlu, evli, iki çocuk annesi. İstanbul’da yaşıyor. Denize ve kitaplara aşık. Uludağ Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü mezunu. Bir kamu bankasında şube müdürü olarak rakamlarla geçen yılların ardından emekli olup kelimelere yöneldi. Yaratıcı yazarlık atölyelerinde başladığı ikinci kariyerinde kolektif kitaplarda altı öyküsü ve iki dergi yazısı yayımlandı. Yazı yolculuğuna Suaremag’da devam ediyor.

    YAZARIN DİĞER YAZILARI
    KURGU DÜŞLER PEŞİNDE DÜNYAYI DOLAŞMAK
    SuareMag – Mayıs 2025
    SuareMag, Nisan sayısında neler var?

    arzu kurt suaremag yazar

    Related Posts

    Ayın Filmleri: EKİM AYINDA NE İZLEYELİM?

    Ekim 1, 2026 Ayın Filmleri

    Ayın Şarkıları: EKİM AYINDA NE DİNLEYELİM?

    Ekim 1, 2026 Ayın Şarkıları

    Ayın Kitapları: EKİM AYINDA NE OKUYALIM?

    Ekim 1, 2026 Ayın Kitapları

    SuareMag Ekim 2026

    Ekim 1, 2026 Manşet
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

    Ekim 11, 2026 Edebiyat

    Yazar Tuba Ayşe Özgür’ün, fotoğraf sanatçısı Nihal Gündüz’ün fotoğraflarıyla yer aldığı yeni kitabı Kırık Yansımalar üzerine İstanbul…

    Arjantin sinemasından Lütfi Ö. Akad’a: Sinematek’in yeni sezonunda neler var?

    Ekim 9, 2026

    2026 Uluslararası Booker Ödülü’nün Kazananı “Tayvan Seyahatnamesi” Türkçede!

    Ekim 9, 2026

    2026 Nobel Edebiyat Ödülü Anne Carson’a verildi

    Ekim 8, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    Suare Öykü: Birlikte yazılan bir edebiyat hareketi

    Ekim 31, 2025 KÜLTÜR - SANAT

    İş Bankası Resim Heykel Müzesi, Ayşe Canan Atlığ ile birlikte güçlü bir başlangıç yapıyor

    Eylül 23, 2023 Haber

    Klasik müzik tutkunları ekim ayında Süreyya Operası’nda buluşacak

    Ekim 9, 2023 Konser
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

    Ekim 11, 2026

    Arjantin sinemasından Lütfi Ö. Akad’a: Sinematek’in yeni sezonunda neler var?

    Ekim 9, 2026

    2026 Uluslararası Booker Ödülü’nün Kazananı “Tayvan Seyahatnamesi” Türkçede!

    Ekim 9, 2026

    Haber Bülteni

    Haber Bültenimize Abone Olun

    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.