Belgin Ulutay
Arayış genellikle hareketle yan yana anılır. Bekleyiş ise durmakla. Biri ilerlemeye yakın durur, diğeri geri çekilmeye. Oysa deneyimlerimiz her daim bu kadar net çizgiler içermez. Çünkü insan bazen bütün gücüyle ilerlediğini düşünürken aynı yerde oyalanır; bazen de durduğunu sandığı bir anda, içinden fark edilmesi zor bir yer değiştirir. Dışarıdan bakıldığında hareketsizlik gibi görünen şey, içeride sessiz bir yeniden düzenleme hali olabilir.
Bazı haller vardır, açıklanmaz. Sessizlik gibi durur ama içi kalabalıktır. Bekleyiş de onlardan biridir. Kimseye anlatılmayan, kimseye gösterilmeyen bir düzenleme hâli. Bir şey yapmamak değil; bir süreliğine kendini dünyaya sunmamayı seçmek. Geri çekilmekten çok, içeri doğru toparlanmak ya da dışarı dışa doğru genişlemek.
Günümüzde kimlik her ortama uyan, her duruma ayak uyduran bir yüz gibi. Bir yerde konuşkan, başka bir yerde mesafeli; bir bağlamda cesur, diğerinde temkinli. Bu insani haller, personalar adına her ne dersek, ustalık ister. Ama insan bu ustalığı uzun süre taşıdığında, bir yerlerde kendine yetişemez olur.
Arayış tam da burada başlar. Ne arandığı her zaman çok net değildir. Bir yön, bir iş, bir anlam gibi görünür; ama asıl aranan, dağılmadan kalabilmenin bir yoludur. Her şey mümkün gibidir ama hiçbir şey tam olarak yerine oturmaz. Seçenekler çoğaldıkça, tutunacak zemin incelir.
Aramak yorucudur. Çünkü yalnızca dünyaya değil, kendi içindeki değişime de ayak uydurmak gerekir. Bu yorgunluk, dış baskılardan daha çok ıstıraplardan beslenir. Sürekli güncellenen bir benlik, bir süre sonra kendine yabancılaşır.
Ve tüm bunların farkına vardığında, bazen durur. Bekler. Beklemek, çoğu zaman yanlış anlaşılır. Sanki vazgeçilmiş, geri adım atılmış gibi. Oysa bekleyiş, bazen kendini fazla açmış bir yerden içeri doğru toparlanma ihtiyacıdır. Gürültüden değil, fazlalıktan uzaklaşma arzusu. Bekleyen kişi, acele etmez. Görünür olmaya çalışmaz. Kendisiyle aynı odada kalmayı göze alır. Bir eşikte durmak gibi Ne tamamen içeride, ne tamamen dışarıda.
Peki, Aramak ve beklemek, insanın kendini ertelemek için kullandığı iki farklı kelime olabilir mi?
Bazen aradığımız şey belirsizlik değil, karar vermekten kaçınmadır. Karar, her zaman bir bedel içerir. Bir yön seçmek, diğer ihtimalleri kapatmak anlamı taşır. Bu yüzden karar, özgürlük olduğu kadar kayıptır da. Arayış tam da burada kaybı erteleyen bir hâl sunar. Henüz seçilmemiş bir hayat, henüz vazgeçilmemiş ihtimaller… “Henüz” duygusu ferahlatıcıdır.
Beklemek de benzer bir işleve sahiptir. Bekleyen kişi, çoğu zaman kendini olayların dışında konumlandırır. Sanki hayat birazdan başlayacakmış gibi. Doğru zaman, doğru koşul, doğru his… Bunlar gerçekleştiğinde harekete geçilecektir. Hayat sanki birazdan başlayacakmış gibi ama o an gelmediği sürece beklemek makuldür.
Bu noktada bekleyiş, sabırdan çok bir askıya alma hâline dönüşür. İnsan kendini askıya alır; taleplerini, sınırlarını, hatta bazen kendi ihtiyaçlarını.
Yine de bu hâllerin hepsi masum değildir. Aramak bazen karar vermekten kaçınmanın en korunaklı biçimi olabilir. Beklemek de sorumluluğu zamana bırakmanın.
Risk tam da buradadır. Görünür olmak risklidir. Eyleme geçmek de. Yanlış anlaşılmak, eksik kalmak, kaybetmek mümkündür. Aramak ve beklemek, bu ihtimalleri bir süreliğine uzak tutar. İnsan kendini hareket hâlinde hisseder; düşündüğünü, olgunlaştığını sanır. Oysa bazen yalnızca aynı düşüncenin etrafında daha dikkatli dolaşır.
Yorgunluk buradan doğar. Dışarıdan dayatılan bir baskıdan değil; içeride hiç durmayan bir ayarlama hâlinden. Sürekli daha iyi olma ihtiyacından. Her şey mümkünken, hiçbir şeyin yerleşmemesinden.
Belki de mesele aramak ya da beklemek değildir. Mesele, bu iki hâlin arasında kaybolmadan durabilmektir. Ne aceleyle kendini dağıtmak, ne de belirsizlikte silinmek. Kendi ritmini duymaya yetecek kadar sessiz, ama tamamen kopmayacak kadar canlı kalabilmek.
Çünkü insan, en çok da bu ritmi kaybettiğinde yorulur.

Belgin Ulutay, 20 yılı aşkın süredir çeşitli sektörlerde orta düzey yönetici olarak görev yaptı. Yazmaya ve seslendirmeye şiir ile başladı, çeşitli eğitimlerin ardından edebiyat yolculuğunu öyküler ile devam ettiriyor. Tiyatro, seslendirme, kitaplar, seyahatler ve yazı ile kendine bir dünya kuran Ulutay’ın bir çok kollektif kitapta öyküleri yayımlanmıştır.


