Ebru Eren
Hakikat dediğimiz şeyin var olup olmadığından emin değilim. Varsa bile kimse onunla doğrudan karşılaşmamıştır. Hep bir şeylerin sonunda gelir. Bir fırtınadan, bir kavgadan ya da sırf biri öyle anlattığından ya da bir Tanrı öyle istediğinden.
Mitolojilerde hep bir değişim dönüşüm oluyor. Bu yüzden de kimse aynı kalmıyor.
Loki sürekli şekil değiştiriyor. Bazen kadın bazen kısrak oluyor. Başta yardım ediyor sonra bozuyor. Her yaptığının içinde hem zeka hem ihanet vardır. Güvenilmezdir. Belki de hakikat dediğimiz şey de böyledir. Sabit değildir. Yakalamak istediğimiz anda şekil değiştirir.
Hermes doğduğu gün hırsızlık yapıyor. Saklıyor. İzleri değiştiriyor. Ama yine de kimse onu suçlayamıyor. Çünkü yaptığı işlerde hem zeka hem zerafet var. Burada hile bir beceri olarak anlatılır.
Belki de insanın korktuğu hile değil hilenin ortaya çıkmasıdır.
Hermes’in hırsızlığı mitolojide en zarif suçlardan biri sayılır çünkü bu yalnız bir çalma hikayesi değil, aynı zamanda zekânın, dilin ve hakikatin oluşum hikayesidir.
Zeus kılık değiştiriyor. Bir kadına yaklaşmak istediğinde kendisi değil, kuğu oluyor. Başka birinde boğa oluyor. Europa sahildeyken ona uysal bir hayvan gibi yaklaşıyor. Europa üstüne biniyor kıyıdan uzaklaşıp denize gidiyorlar. Tabi ki geri dönüşü olmuyor.
İşte bu örnekteki gibi hile seni sadece kandırmaz. Bazen de geri dönemeyeceğin bir yere götürür.
Promethus ateşi çaldığında insanlığa sadece bir şey getirmiyor. Saklamayı ve görmeyi de öğretiyor. Çünkü ışık arttıkça gölge de koyulaşıyor. İnsan o günden sonra kendini de gizlemeye başlıyor.
En zoru da bu gibi. Başkasından değil kendinden saklamak. Başkasını değil, kendini kandırmak.
Ve bu yüzdendir ki mitolojilerde hakikat hiçbir zaman tek başına durmaz. Hep bir değişimin içindedir. Bir dönüşümün, bir yalanın, bir gecikmenin.
Zeus’un çekiciliğinden, yıldırımından daha çok saklandığı haller akılarda kalır: Çünkü güç her zaman görünen olmuşturama hile kendini gizler.
Loki’nin yaptığı şeyler sadece düzeni bozmak değildir. Bize düzenin ne kadar kırılgan olduğunu gösterir. Bir şeyi yıkmak için sadece yerini değiştirmek yeterlidir.
Hakikat de böyle değil midir? Yerinden azıcık da oynasa aynı kalmaz.
Hermes; sınırların Tanrısıdır. İki yerin arasındadır. Ne burada ne orada. Ne içeride ne dışarıda. Hakikat de tam olarak burada durur. Saklanılanla görünen arasında.
Narcissus; suya baktığında kendini görür ve aşık olur. Ama gördüğü şey kendisi değildir. Bir yansımadır ama o buna yine de inanır.
Dionysus; yukarıdan aşağı iner. İnsanların içine karışır. Şarap getirir. İnsanlar rahatlamaya başlar. Sonra daha çok konuşurlar. Ama söyledikleri kendisi mi şarabın etkisi mi anlaşılmamaya başlar.
Dionysus’un etrafında hep bir kalabalık vardır. Kadınlar, çığlıklar, taşkınlık, dans. Dışarıdan bakıldığında taşkınlık içeriden bakıldığında boşalma.
Bu durumdaki Dionysus’u Pentheus anlamak etmek ister. Mesafeli durur ve kontrol etmeye çalışır. Uzaktan.
Dionysus’a inanmaz. Onun getirdiği taşkınlığı küçümser. Düzenin dışına çıkan her şeyi bastırmak ister. Ama merak etmeden duramaz çünkü insan en çok inanmadığı şeyi görmek ister.
Dionysus onu ikna eder, git ve gör der: “Ama olduğun gibi değil.”
Pentheus önce direnir sonra kabul eder. Çünkü görmek ister. Kadın kılığına girer. Üzerine ince kumaşlar giyer. Kendi bedenine yabancılaşır. Artık aynaya baktığında kendini görmez ama olduğunu varsayar.
İşte hile o an başlar. Kalabalığın arasına karışır. Kalabalık onu yutar gibi olur. Onlar gibi yürümeye, kendi bedenini unutmaya çalışır.
Ama bakışlarını saklayamaz. Çünkü hâlâ bakıyordur, anlamaya çalışıyordur. Oysa kalabalıkta bakmak yoktur.
Pentheus’un bedeni onların arasındadır ama zihni hala dışarıdadır. Üzerindeki her şey dökülür. Kadın kılığı, mesafesi, kontrolü. Hepsi önemsiz kalır. Çünkü o kalabalığın içinde ya tamamen kaybolursun ya da tamamen görünür olursun.
Ve belki de konu hiçbir zaman Dionysus değildi. Konu şuydu: İnsan bir şeyi anlamak için onun içine girdiğinde artık eskisi gibi kalamaz. Anlamaya çalıştığın şey sen çalışırken seni çözer.
Ve hepsinin sonunda tek bir şey kalır. Hakikat. Ama geldiğinde tanıyamazsın. Çünkü ona ulaşana kadar defalarca değişmişsindir. Üzerinden geçmiş olan her şey onu da eğip bükmüştür. Saf değildir.
Hakikat ya ulaşılabilen bir şey değilse? Ya sadece geriye kalansa?
Kartlar dağıtıldığında, kıyafetler düştüğünde, masallar sustuğunda. Geriye kalan şey. Ama sandığın gibi değil.
Ne baştaki kadar temiz ne de anlatıldığı kadar net.
Belki de hakikat hiçbir zaman ulaşılabilecek bir yer değildi. Sadece her şey eksildikçe geriye doğru yaklaşan bir şeydi.
Tiresias kördü ama gerçeği görebilen oydu. Gözleri kapandığında hakikate yaklaşmıştı. Ta o zamanlardan insanlar gizlenmeyi öğrenmişti.

Ebru Eren İstanbul’da doğdu. Üniversite eğitimini Trakya Üniversitesi Turizm Otelcilik Bölümü’nde tamamladı. Yedi yıl telekomünikasyon sektöründe çalıştı. Uzun yıllardır Türkiye’de önde gelen yaratıcı yazarlık akademilerinde değerli yazar eğitimcilerden eğitim aldı. Daha önce kolektif kitaplar ve dergilerde yayımlanmış öykülerine yenilerini de ekleyerek çok yakında kitabını çıkarmaya hazırlanıyor. Edebiyat dışında resim de bir diğer tutkusu ve bu alanda da kendini geliştirmeye devam ediyor


