Close Menu
    Son Eklenenler

    Ayın Filmleri: EKİM AYINDA NE İZLEYELİM?

    Ekim 1, 2026

    Ayın Şarkıları: EKİM AYINDA NE DİNLEYELİM?

    Ekim 1, 2026

    Ayın Kitapları: EKİM AYINDA NE OKUYALIM?

    Ekim 1, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Cuma, Ekim 2
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Medusa – Kadın Öfkesi ve Öteki’nin Bakışı 

      Şubat 24, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      KOPENHAG: GÜVENİN VE HAFİFLİĞİN KONFORU

      Eylül 1, 2026

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      2026 Emmy Ödülleri’nde Rekorlar Gecesi: Televizyonun Ezberleri Bozuldu

      Eylül 16, 2026

      ÇYDD’nin 2026-2027 burs başvuruları başladı

      Eylül 14, 2026

      2026 Nobel Edebiyat Ödülü için geri sayım: Bu yıl kimlerin adı konuşuluyor?

      Eylül 9, 2026

      ‘Mitolojiden anlamam’ diyenlerin kesin bildiği 10 mitolojik miras

      Eylül 8, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      George Saunders’ın Yeni Romanı “Nöbet” Türkçede: Ölüm döşeğinde bir petrol patronu

      Eylül 30, 2026

      “Suyun Tatlılığı” Türkçede: Nathan Harris’ten Amerikan Güneyi’ne kırılgan bir bakış

      Eylül 22, 2026

      Ahmet Birsen’le Şehrin Köpeklerine Müjdeler romanı üzerine

      Eylül 18, 2026

      “Şamanizm 101” Say Yayınları’ndan çıktı

      Eylül 18, 2026

      Tutu Aydınoğlu’ndan Mirzayev’e yeni bir yorum: “Hafızanın Kontrpuanı” albümü çıktı

      Eylül 29, 2026

      Klasik Müziğin çağdaş yorumcularından Janoska Ensemble Bodrum’da

      Ağustos 7, 2026

      AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

      Ağustos 2, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      İsmi olmayan hikâyeler – VIII

      Ağustos 30, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – VII

      Temmuz 25, 2026

      AH BAVULUM VAH BAVULUM

      Temmuz 15, 2026

      İsmi Olmayan Hikayeler – VI

      Haziran 19, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Pera Müzesi’nde İki Yeni Sergi: Cumhuriyetin Kamera Arkası ve Frank Bowling

      Eylül 30, 2026

      ‘1914 Kuşağı: Tanıdığımız Ressamlar’ sergisi RHM’de

      Eylül 23, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Serçe Limanı batığının 1000. yılına sanatsal bir selam: Marmaris’te Cam Sanatı Sergisi

      Mayıs 2, 2026

      İki Dünyanın Prometheus’ları: Ateşin, Bilginin ve Isdırabın Sinematik Silsilesi

      Eylül 18, 2026

      37. Ankara Film Festivali’nin Onur Ödülleri açıklandı

      Eylül 16, 2026

      Muson Hayalleri: Güneydoğu Asya Sinemasının Yeni Hikâyeleri İstanbul Modern’de

      Eylül 16, 2026

      60 yıllık göç ve müzik hikâyesi “Aşk, Mark ve Ölüm” Arter’de

      Eylül 14, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      14 yıl sonra yeniden perde: Muammer Karaca Tiyatrosu bağımsız tiyatrolara açılıyor

      Eylül 27, 2026

      Tiyatroda “VR” deneyimi: “35 Mayıs” yeniden sahnede

      Eylül 22, 2026

      Sait Faik ile Orhan Kemal “Düş Payı”nda buluşuyor

      Eylül 1, 2026

      Kültürler Mut! Tiyatrosu’nda buluşuyor

      Mayıs 5, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Ayın Filmleri: EKİM AYINDA NE İZLEYELİM?

      Ekim 1, 2026

      Afife’nin hikâyesi modern bale ile hayat buluyor

      Ekim 1, 2026

      La Casa de Papel’in sesi Cecilia Krull İzmir’de

      Ekim 1, 2026

      BUZDOLABINA YAPIŞTIRILAN FİŞ…

      Ekim 1, 2026
    • KİTAPLIK
    • ATÖLYE
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Öykü
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Küçük bir kâğıtta koca bir hayat: Hasip Pektaş ve ekslibrisin hafızası

      Eylül 25, 2026

      ÖZLEM GÜLLER ÜNAL RÖPORTAJLARI

      Eylül 13, 2026

      ‘Yazmak ömür boyu sığınağım oldu’

      Ağustos 29, 2026

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Karanlığın değişen yüzü: Gotik edebiyatın tarihsel gelişimi

      Eylül 15, 2026

      Gotik Mimari: Gotik edebiyatın görkemli yapıları

      Ağustos 10, 2026

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      ÜST GEÇİT

      Ekim 1, 2026

      BİR REPLİKANTLA HAYATIN ANLAMINI ARAMAK

      Ekim 1, 2026

      14 yıl sonra yeniden perde: Muammer Karaca Tiyatrosu bağımsız tiyatrolara açılıyor

      Eylül 27, 2026

      Küçük bir kâğıtta koca bir hayat: Hasip Pektaş ve ekslibrisin hafızası

      Eylül 25, 2026
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » KELEBEĞİN KANATLARI
    Güzin Arar

    KELEBEĞİN KANATLARI

    Ekim 1, 2026Yorum yapılmamış8 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Güzin Arar

    Annem bana hiç elma şekeri almadı küçükken,
    şöyle kan kırmızısı, cam gibi parlak.
    Ne zaman tuttursam derdi ki: “Elma şekeri
    yapmak için sadece içi çürümüş elmaları
    kullanırlar.”

    O gün bugündür nerede haddinden fazla
    parlatılmış birini görsem,
    içinden hep çürük bir elmanın çıkacağını düşünürüm elimde olmadan

    Cevher, insana, doğaya ve yaradılışa dair özü, mayayı veya esas değeri anlatan engin bir kelimeyken, ondan türetilmiş mücevher kelimesi sadece ‘değerli taşlarla donatılmış’ olanı ifade eder. Ve insandan uzaklaşmış, kökündeki anlamı yitirmiş mücevher kelimesi bu defa tersine bir etkiyle günümüzün sığ cevher algısına temel oluşturmuştur. Böylece bugün cevher çoğunlukla, somut, elle tutulan, gözle görülen, insan ruhundan ve özünden uzak materyalist zenginlikleri ifade eder hâldedir.

    Öz Türkçede ‘töz’ kelimesiyle karşılık bulan cevher tam olarak insanın ve oluşturduğu toplumların öz değerini ve hatta varoluş nedenini bize fısıldarken, bugün cevherden anladığımız çok daha maddesel, ruhsuz kıymetlerdir. Bu kıymetler bir insanın içinde bulunduğunda da durum değişmez. Felsefesini yitirmiş ya da hiç bulunamamışsa içimizdeki de cevher olmaktan uzaktır.

    Ve birinin cevheri diğerinin karanlığıysa o cevher değildir. Töz, ancak tüm insanlığın ya da bütünün hayrınaysa değerlidir, o zaman cevherdir. 

    Afrika kıtası sahip olduğu sayısız cevher(!) yüzünden yıllar boyu süren vekâlet ve vesayet savaşlarına sahne olmuş keder dolu bir kıtadır. Bunun yakın tarihteki en önemli örneği 1997-2003 tarihleri arasındaki Kongo Savaşıdır ki, “Afrika’nın 2. Dünya Savaşı” denecek kadar ağır kayıplara neden olmuştur. Dünyanın bir köşesi, adına milenyum çağı, dijital çağ, bilgi çağı dediği ışıltılı bir zamandan geçerken aynı anda Kongo’da ölü sayısı konusunda bile kimsenin kesin bir bilgiye ulaşamadığı koyu bir karanlık yaşanıyordu. Daha da fecisi, başta Ruanda olmak üzere savaşan tüm tarafların sokaktan, evden zorla topladığı yaşları 7 ila 17 arasında değişen 30000’den fazla çocuk ‘çocuk asker’ olarak kullanılmıştı. Bu vekâlet savaşlarını pompalayan, destekleyen o sözde medeni ülkelerin yedi yaşındaki çocukları okuma yazma öğrenip, arkadaşları ile top oynarken kızıl gözleri dehşetten açılmış, yırtık paçavralar içinde kaburgaları sayılan çocuklar beyin yıkama kamplarına kaçırılıyor, ellerine gerçek silahlar veriliyordu; belki de kendi kabilesinden diğer çocukları öldürsün diye. 

    Kimilerine göre kayıp 5.4 milyondan fazla kimilerine göre 1.7 milyondu. Bilimin basitçe yanılma payı dediği ve milyonlarla ifade edilen fark birilerinin annesi, bir diğerinin kaçırılan evladı, kiminin babası, ağabeyi, ablasıydı. Neden öldüğünü dahi bilmeyen ve hiçbir zaman bilemeyecek milyonlar…

    Kabileler arası çekişme ya da iç çatışma maskesi ile Kongo ve Ruanda arasında başlayan savaş kısa sürede Uganda, Zimbabve, Angola ve Namibya’yı da içine alan büyük bir bölgesel savaşa dönüştü. Uluslararası ağ planını tıkır tıkır uyguluyordu. Herkes sanıyordu ki bu savaş Afrika’nın savaşı. Hayır! Bu savaş perde arkasında, kan kokusuna iştahı kabarmış sırtlanların vekâlet savaşıydı. Bu savaş altın, uranyum, koltan, tantal, elmas, kalay, kereste, kahvenin kokusuna üşüşenlerin savaşıydı. Savaş sürerken ülkedeki (Kongo) doğal kaynak gelirlerinin paylaşımı esas amaç olarak o kadar ön plana çıktı ki, Kongo’ya karşı birleşen iki müttefik Ruanda ve Uganda, ülkenin tam ortasındaki Kisangani’de bu defa birbirleriyle savaşa giriştiler. Bütün bu çark içinde savaşın sebebi olan altın, kobalt ve diğer madenler aynı zamanda savaşın sürmesini de sağlayan savaş ekonomisinin can suyu olmuştu. Ve bu kanlı elmas² döngüsü yüzyıllarca tüm Afrika’nın makus tarihinin³ temel yapı taşı yapıldı, kaderi yapıldı… Sonra dediler ki “Coğrafya kaderdir”.

    Bir de insana atfedilen cevherler vardı: Beyin cevheri. Nam-ı diğer zekâ, akıl, deha…

    1914 Temmuz’unda Mileva iki oğluyla birlikte Einstein’ı Berlin’de bırakıp Zürih’e dönerken içindeki terk edilme acısını küçük Hans Albert ve Eduard’a hiç göstermedi. Peronda beklerken Einstein’ın kendisine dayattığı evlilik sözleşmesini düşündü tekrar. Nasıl yazabilmişti o zalim, duygudan uzak şartları iki çocuğunun annesine? Bir an tereddüt yaşadı, tam şu anda “Gitme” dese çocukları için bu onursuz evlilik şartlarına bile razı olabilirdi. Oysa Einstein son derece soğuk ve kararlıydı. O an anladı Mileva, hayatının sonuna kadar, biri ileride şizofreni teşhisi alacak olan iki oğluna tek başına bakacaktı.

    1901’de, Mileva henüz çok başarılı bir fizik öğrencisiyken ona yazdığı mektupta Einstein, “İkimiz birlikte görelili hareket üzerine çalışmalarımızı zaferle sonuçlandırdığımızda ne kadar mutlu ve gururlu olacağım!” derken, ne olmuştu da 1905’te çıkardığı dört makalenin hiçbirinde Mileva’ya yer vermemişti? Üstelik 1901-1905 arası Mileva ve Einstein için yaşamın çok hızlı ve travmatik aktığı bir dört yıldı. Zira 1901’de ilişkilerinin başında Mileva hamile kalmış, o günün toplumsal baskıları arasında bir yandan bu evlilik dışı çocuğu gizlemeye çalışırken 1901’deki son diploma sınavını geçememiş ve mezun olmamıştı. 1902’de evlilik dışı kızları Lieserl doğmuş ancak Einstein bir kere bile kızını görmediği gibi nüfusa kaydedilirken dikkatli olunması gerektiğini yazıyordu mektubunda.

    Lieserl’in akıbeti de hiçbir zaman kesin olarak öğrenilemedi. Kızıldan öldüğü ya da evlatlık verildiği üzerine çıkarılan çeşitli rivayetlerle Einstein için zamansız ve can sıkıcı olan Lieserl meselesi kapanmıştı. Mileva diplomasını alamamanın üzüntüsünü de, Lieserl konusunu da gencecik yaşında tek başına yaşamak ve halletmek durumunda kaldıktan sonra neden hâlâ Einstein’la evlenmiştir sorusu akla geliyor ister istemez? Büyük olasılıkla çok genç olmasından dolayı Mileva Einstein’ın kendisine olan hayranlığını derin bir aşk ve duygusal bağla karıştırdı. Oysa, Einstein bilimsel konuları ayrıntısıyla konuşup tartışabileceği, fizik ve matematik bilgisine çok güvendiği ve kariyerinde ona basamak olacak bir cevher bulmuştu. Ve o basamakların üzerine basa basa yukarıya tırmanmak için de asla tereddüt etmedi. 

    Böylece Mileva ve Einstein 1903’te evlendiklerinde Mileva bir çocuk kaybetmiş, diplomasını alamamış travmalı bir kadındı. Bunları atlatmaya fırsat bulamadan 1904 yılında ilk oğulları Hans Albert doğdu.  Mileva dört yıl gibi kısa bir sürede kuru bir yaprak gibi o üzüntüden diğerine sürüklenirken, Patent Enstitüsünde 3. sınıf bir uzman olarak çalışan ve henüz akademik bir kariyeri olmayan Einstein’la geceler boyunca fizik, matematik, felsefe tartışıyordu. Ve 1905’e gelindiğinde Albert Einstein dört tane çok ses getiren makaleyi sadece kendi adıyla yayımladı. Bunlardan biri de, ona şöhretin kapılarını açan “İzafiyet Kuramı”na temel teşkil edecek “Özel Görelilik” makalesiydi ki,  bugün bilim dünyası hâlen kanıtlanmış kabul etmese de “Görelilik Kuramı”nın nüvesi Mileva ve Einstein’ın ortak çalışmalarının ürünüydü. Mileva ise daha ilişkinin ve evliliğin başlangıcında yalnız bırakılmış, bilim dünyasının da yok saydığı bir figürdü. Çok iyi bir matematikçi olmasına rağmen, baştan yanlış hipotezlerle kurgulanmış bir evliliğin başarılı bir teoriyle sonuçlanamayacağını da ne yazık ki anlayamamıştı. Nitekim yanlış temele oturan evlilikleri de sağlam bir bina inşa edemedi. Böylece iniş çıkışlarla dolu sarsıntılı birliktelikleri fiilen 1914’te, resmî olarak da 1919’da sonlandı. 

    1914’te son defa iki çocuğu ve evliliği için çabalayan Mileva’nın önüne Einstein tarafından konulan koşullar⁴  insanlık ve kadınlık onurunu yerle bir eden türdendi. Mileva’nın evlilik sözleşmesini reddederek iki çocuğuyla birlikte Zürih’e dönmesinden sadece birkaç ay sonra Einstein kuzeni Elsa’yla evlendi. İleride onun için şakayla karışık şu cümleyi sarf edecekti: “İkinci karımın bilim hakkında hiçbir şey anlamamasına sevindim, çünkü ilk karım anlıyordu.”

    Bütün bunlar gösteriyor ki, bir kadının kalbini parçalamak atomu parçalamak kadar dünyanın ilgisini çekmemiştir. Bu da aslında insanoğlunun ‘cevher’ algısındaki bir defoya işaret eder. İşte o defo, yıkıcı egonun ve çürümenin de başladığı yer. Çürüme, insan eliyle taçlandırılmış, derinliği olmayan cevherimsinin karşıtı olarak hayatımıza ve dilimize girmiştir. Altını, elması çürümediği ya da çürümeye karşı dirençli olduğu için ‘cevher’ sanan insan, asıl çürümenin kendi içinde olduğunu fark etmez. 

    Oysa, insanın ve yaşamın özünü taşıyan gerçek cevherin olduğu yerde çürüme değil dönüşüm vardır. Bedenler toprağın altında yeni yaşamlara koza olurken gerçek cevher nesiller boyu taşınır, insanı, toplumları dönüştürür ve sonunda tekamülün kelebek kanatları açılır.

    1. Güzin Arar, Ben de Denedim, Klaros Yayınevi, 2022, s.102
    2. Kanlı Elmas (Blood Diamond), yönetmen Edward Zwick (Warner Bros. Pictures, 2006).
    3. A.Asım Arar, Binyılın Değişiminde Dış Politikamızın Az Bilinenleri, Siyasal Kitabevi, 2025, s.128-134
    4. Albert Einstein’ın Mileva’ya hitaben yazdığı 18 Temmuz 1914 tarihli mektubundan:

    “ŞARTLAR

    A. Sen şunları sağlayacaksın:

    1. Giysilerimin ve çamaşırlarımın düzenli ve iyi durumda tutulmasını;
    2. Üç öğün yemeğimin odama düzenli biçimde sunulmasını;
    3. Yatak odamın ve çalışma odamın daima düzenli tutulmasını; özellikle de çalışma masamın yalnızca benim kullanımımda olmasını.

    B. Aramızdaki kişisel ilişkilerin, bunların sürdürülmesinin toplumsal nedenlerle kesinlikle gerekli olduğu durumlar dışında, tümünden vazgeçeceksin. Özellikle şunlardan vazgeçeceksin:

    1. Evde senin yanında oturmamdan;
    2. Seninle birlikte dışarı çıkmamdan veya seyahat etmemden.

    C. Benimle ilişkinde aşağıdaki hususlara açıkça uyacağını taahhüt edeceksin:

    1. Benden herhangi bir şefkat, sevgi gösterisi veya yakınlık beklemeyecek ve bana hiçbir şekilde sitem etmeyeceksin;
    2. Senden bana yöneltilmiş konuşmayı, ben istediğim anda derhal keseceksin;
    3. Ben istediğim takdirde, yatak odamı veya çalışma odamı derhal ve hiçbir itirazda bulunmadan terk edeceksin.

    D. Çocuklarımızın önünde, sözlerinle veya davranışlarınla beni küçük düşürmemeyi taahhüt edeceksin.”


    Güzin Arar, Ankara’da doğdu. Lisans ve yüksek lisans eğitimini ODTÜ Çevre Mühendisliği Bölümü’nde tamamladı. 1993-2007 yılları arasında, büyük bölümü Çevre Bakanlığı’nda olmak üzere, çevre diplomasisi, uluslararası çevre politikaları ve sürdürülebilir kalkınma alanlarında görev yaptı. İlk öykülerini üniversite yıllarında kaleme aldı. 1999-2000 yılları arasında Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı’nda (UM-AG) Yaratıcı Yazarlık Eğitimi’ni tamamladı. Ardından Ankara’da kurulan Sokak Yazarları Grubu’na katıldı. Bu grubun yayımladığı çeşitli dergi ve kolektif kitaplarda öyküleri yer aldı.2008-2020 yılları arasında, eşinin görevi nedeniyle bulunduğu farklı coğrafyalarda resmî temsil görevlerinin yanı sıra çeşitli kadın ve sanat kuruluşlarında gönüllü çalışmalar yürüttü. İlk öykü kitabı Saçlarıma Yağan Can Taneleri, 2015 yılında, Deneme türündeki ikinci kitabı Ben de Denedim ise 2022 yılında okurla buluştu. Farklı türlerde yazmayı sevse de kendisini öncelikle bir öykücü olarak tanımlamayı tercih ediyor. Yaşamını İstanbul’da sürdüren Arar, evli ve bir çocuk annesidir.

    YAZARIN DİĞER YAZILARI
    güzin arar suaremag yazar

    Related Posts

    Ayın Filmleri: EKİM AYINDA NE İZLEYELİM?

    Ekim 1, 2026 Ayın Filmleri

    Ayın Şarkıları: EKİM AYINDA NE DİNLEYELİM?

    Ekim 1, 2026 Ayın Şarkıları

    Ayın Kitapları: EKİM AYINDA NE OKUYALIM?

    Ekim 1, 2026 Ayın Kitapları

    SuareMag Ekim 2026

    Ekim 1, 2026 Manşet
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Ayın Filmleri: EKİM AYINDA NE İZLEYELİM?

    Ekim 1, 2026 Ayın Filmleri

    Cevher ve Çürüme Arayışına Eşlik Eden Filmler Hazırlayan: Elif Özge Karakaya Bir şeylerin kırılıp dökülmesi…

    Ayın Şarkıları: EKİM AYINDA NE DİNLEYELİM?

    Ekim 1, 2026

    Ayın Kitapları: EKİM AYINDA NE OKUYALIM?

    Ekim 1, 2026

    Afife’nin hikâyesi modern bale ile hayat buluyor

    Ekim 1, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    Frankenstein’ın ‘Canavar’ı ve ötekilerin dramı

    Ekim 31, 2023 Film

    GÖLGENİN TOZU

    Kasım 1, 2025 SUAREMAG

    Paramparça Aşklar ve Köpekler

    Ağustos 1, 2024 Alperhan Benlioğlu
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Ayın Filmleri: EKİM AYINDA NE İZLEYELİM?

    Ekim 1, 2026

    Ayın Şarkıları: EKİM AYINDA NE DİNLEYELİM?

    Ekim 1, 2026

    Ayın Kitapları: EKİM AYINDA NE OKUYALIM?

    Ekim 1, 2026

    Haber Bülteni

    Haber Bültenimize Abone Olun

    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.