Close Menu
    Son Eklenenler

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Pazartesi, Temmuz 6
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Medusa – Kadın Öfkesi ve Öteki’nin Bakışı 

      Şubat 24, 2026

      Narcissus – Benlik, İmaj ve Modern Ego

      Ocak 7, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Suare Kitaplığı ve Suare Yazarları Sarıyer Edebiyat Günleri’nde Okurlarla Buluşuyor

      Haziran 15, 2026

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

      Temmuz 1, 2026

      Kendi ‘araf’ının çıkmaz sokağındaki insan

      Haziran 30, 2026

      Figen Ormancı’dan yeni roman: Hiç Kimsenin Gölgesi

      Haziran 29, 2026

      40 Dilde Yayımlanan Dünya Çapındaki Fenomen Roman “Theo” Türkiye’de!

      Haziran 26, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Şarkıları: HAZİRAN AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Haziran 2, 2026

      Ayın Filmleri: MAYIS AYINDA NE İZLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      Ayın Şarkıları: MAYIS AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      İsmi Olmayan Hikayeler – VI

      Haziran 19, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Mayıs 9, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Nisan 12, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Serçe Limanı batığının 1000. yılına sanatsal bir selam: Marmaris’te Cam Sanatı Sergisi

      Mayıs 2, 2026

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      İfşa Günü: Yeni Başlayanlar İçin ‘Yeni Gerçeklik’

      Haziran 13, 2026

      Altın Palmiye Cristian Mungiu’nun oldu

      Mayıs 26, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Kültürler Mut! Tiyatrosu’nda buluşuyor

      Mayıs 5, 2026

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

      Temmuz 1, 2026
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Bir Yansımanın İçinden Dünyaya Bakmak

      Haziran 22, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      Don Quixote’un zırhı: Dünyaya karşı giyinmek

      Ocak 10, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      SEANS VE SONRASI

      Temmuz 1, 2026

      IL TEMPO SOSPESO.            

      Temmuz 1, 2026

      GATTACA: SEÇİMLERİMİZ GERÇEKTEN BİZE Mİ AİT? 

      Temmuz 1, 2026
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Suare Öykü
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » Küller Küllere: Kuvvetli bir insanlık eleştirisi
    Ezgi Aktaş

    Küller Küllere: Kuvvetli bir insanlık eleştirisi

    Kasım 14, 2024Yorum yapılmamış11 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    EZGİ AKTAŞ İLE TİYATRO SAHNESİNDEN SÖYLEŞİLER

    Müphem Tiyatro’nun ilk yapımı olan Harold Pinter’ın “Küller Küllere” oyunu, dünyanın en önemli sahnelerinde sahnelendikten sonra, yolculuğuna yeni başlayan Müphem Tiyatro tarafından sahneye taşındı. Bu yıl ikinci sezonuna devam eden oyunda, Rebecca rolünde Dilek Güler’i, Devlin rolünde ise İnanç Bükülen’i izliyoruz. Oyunun yönetmenliğini ise Cem Burçin Bengisu üstleniyor. Absürt tiyatronun etkileyici bir örneği olan performansı Bengisu, Güler ve Bükülen ile konuştuk.

    • Müphem Tiyatro’yu sizden dinleyebilir miyiz?

    Müphem Tiyatro’yu ortak kurucularından biri olan Büşra Kuruca ile beraber 2024 başında oluşturduk. Epey evvelinden beri oluşturmayı düşündüğümüz ve fikren inşa etmeyi amaç bildiğimiz bir projeydi. İsmini ikimizin de çok sevdiği Ahmet Hamdi Tanpınar’ın romanlarından alır. Türkiye edebiyatında herhalde en çok bu kelimeyi kullanan yazarımızdır kendisi. Belirgin olmayan, açık seçik olmayan, belirsiz anlamına gelir. Bu bizim tiyatroya soyut bakış açımızla bağlantılı olan bir seçimdi. Müphem işler yapmak istiyorduk.

    • “Küller Küllere” oyununun yaratım sürecinde kimlerle birlikte çalıştınız?

    “Küller Küllere”nin yaratım sürecini başlatan kişi aslında çevirmen ve yönetmen yardımcımız olan Mehmet Dikkaya. Bana ilk olarak bu projeyle geldiğinde metnin karşısında çok şaşırmıştım. Kendisinin ısrarları üzerine birkaç defa okuduktan sonra reji ekibini kurarak dramaturjik çalışmalar yapmaya başladık. Bütün işlerimizi hallettikten, çözümleme işlemimizi sonlandırdıktan sonra oyuncularla beraber mutabık olma aşamasına geçiş yaptık. En büyük katkısı olan kişiler kaçınılmaz derecede Mehmet Dikkaya ve Büşra Kuruca’dır.

    “KÜLLER KÜLLERE ÇOK GÜÇLÜ BİR İNSANLIK ELEŞTİRİSİ”

    • “Küller Küllere”, geçtiğimiz sezon seyirciyle buluştuktan sonra bu sezon da sahne yolculuğuna devam edecek. 90’lı yıllardan bu yana Avrupa’nın farklı şehirlerinde sahnelenmiş bir oyunu Türkçeleştirdiniz ve topluluğunuzun ilk oyunu olarak sunuyorsunuz. Bu metni sahnelemekteki nedenleriniz neydi?

    Çok zor bir metin. Çünkü anlatacak çok derdi var. Müphem’i kurarken her zaman kendimize “derdimizi iyi seçmekten başka bir derdimiz olmamalı” dedik. “Küller Küllere” başlangıç için çok zor bir seçimdi. Çünkü en iyi seçimdi. Kolay olacağını kimse bize söylememişti ve biz de farkındaydık. Anlattığı dertler tüm insanlığı ilgilendiren şeyler. İnsanlığın varoluşundan bu yana yaşadığı tüm zulümleri, soykırımları, aidiyetsizliği ve nice problemi kendi içerisinde yaşayan bir metindi. Anlamak istediğimiz öfkemizi, direnişimizi başka bir metinle anlatabileceğimizi düşünmüyorduk. O yüzden Harold Pinter’ın da yazar olarak seçimleriyle inşaa ettiği çok kuvvetli bir insanlık eleştirisi içeriyor. Şu günlerde gördüğümüzden farklı şeyler değil.

    • Oyunun zaman ve mekân gibi kavramları muallakta bırakan bir akışı var. Sahne üzerindeki kadın ve erkeğin arasındaki bağ ilk başta net değil. Bir sandalye ve perdeye yansıtılan deniz görseli haricinde neredeyse hiçbir şeyin olmadığı dekor oyuna dair en başta bir fikir vermiyor ama düşündürüyor. Replikler akmaya başladıkça da bir bulmaca içinde buluyoruz kendimizi. “Küller Küllere” yi bir metin olmaktan çıkıp bir oyun olarak somutlaştırırken nasıl bir izlek izlediniz?

    İlişkiyi ilk başta muallak bırakmak Pinter’ın bir tercihiydi ve yönetmen olarak da bu tercihe sadık çıktım. İlişki oyun içerisinde birçok defa başka sıfatlarla ve titrilerle değişikliğe uğruyor. Sadece ışık ve yansıtılan görüntüler dışında sahnede oyuncu dışında bir şeyin olmaması bizim tercihimizdi. Yoksa başka tür bir anlayış seçimi yapıp orayı daha da somutlaştırabilirdik. Ancak tüm bu dertler insanlığın dertleriydi. O yüzden tam hikâyenin oyuncuların imgelemleri ve bedenleriyle şekillenmesini istediğimiz, hiçbir objeye sığınamamalarını tercih ettiğimiz bir şekil aldı. Seyirci için kolay bir oyun olmadığını söylemeliyim. Çünkü dediğiniz gibi bulmacalarda sanki yapboz misali tüm duyduklarını alımlayarak oturtacakları taşı bekler pozisyonda bırakıyoruz. Oyunun sonuna dek kimin aslında ne kastettiğini, kimin aslında ne olduğunu gizli tutuyoruz. Çünkü bu dertleri somut anlatma tercihi bizi didaktikleştirecekti. Ne kadar soyut olursak, o kadar seyirci ile kurduğumuz bağda nesnel olabilirdik. Amacımız derdin özdeş bir yerden olmadan hissedilmesi ve özellikle de anlaşılmasıydı.

    • Soyut kavramların ağırlıkta olduğu, sert ve zor bir metni iki oyuncuyla sahneye taşıyorsunuz. Metin önünüze geldiği ilk andan son oyuna kadar geçen sürede nasıl bir hazırlık süreci yapıldı?

    Öncelikle kendime bir okuma listesi belirledim. Çünkü bilmediğim kavramlarla yüzleşmem lazım ki imgeleri inşa edebileyim. Okuma sürecimiz sırasında reji ekibini oluşturduk. Oyuncular belli değilken oyunumuzun o nadide müziğini inşa ettik. Çok güzel bir ekiple ve oyuncularla tanıştığımda “Bu müziği verdiği hissiyat gibi bir oyun yapmak istiyorum.” diyebilecektim. Oyuncuları belirledikten sonra tanıtım videosunu ve afiş fotoğraflarını çekip süreci resmi olarak başlattık. Provalara başladığımızda aslında metin okumasındaki gibi değil de ayaklandığımız zaman zaten konuşmaların insani bir noktada belirgin imgelerle anlamları itkisel olarak oluşturabildiğini fark ettik. Son olarak bu imgelemleri desteklemesi amacıyla epey zamandır oluşturma denemelerinde olduğumuz yansıtılan görüntüler ve ışık devreye girdi ve oyun son halini aldı.

    “REBECCA İNSANLIĞI SIRTINDAN ATAMADI”

    • Oyunun iki karakterinden biri olan Rebecca, “Dünyadaki bütün zulümlerin yükünü üstlenen” gibi bir ifadeyle tanımlanıyor. Nietzsche’nin bir sözü var, “Kendine en ağır yükü aradın. Bulduğun, kendindi. Kendini sırtından atamadın” der. Rebecca bir nevi kendi acısıyla baş etmek için mi dünyanın yüküyle alakalı sorumluluk hissediyor?

    Rebecca tüm hayatı boyunca şahitlik ettiği vahşetleri ve zulümleri sahiplenip onları bebeği gibi sarmalayıp, tüm dünyanın yüküne ve dertlerine karşı bir sorumluluk hissediyor. Kendi yaşadığı acıları başka insanların da yaşadığını biliyor ve bu bilincinde olma hali onu insan yapıyor. Kendi zihninde soykırımları, haksız sorgulanmaları, cinsiyet problemlerini ve diğer tüm insanlığın içerdiği dertleri aşamalı olarak kendi kendisine maruz bırakarak ilerliyor. Çok doğru bir sözle alıntı yaptınız. Rebecca’da insanlığı sırtından atamadı.

    • Oyunun en çok reaksiyon alan sahnesi tanrı, bataklık ve futbol üzerineydi. Bu sahneyi sahneye aktarırken ekiple olan sohbetinizi burada da bir dinlemek istedim.

    Şaka gibi olabilir ancak şöyle ifade edeyim; ben o sahnenin bazı kısımlarını rüyamda gördüm ve sabah provamızda İnanç Bükülen’e dedim ki “Bu işleyecek bana güven”. O da duyduğu vakit çok beğenmişti. Nietzsche’yen bir yerden inşaa etmeye çalıştığımız bir monolog bölümü orası. Çünkü üst insan arayışındaki birisinin böyle bir çelişkiye girmemesi imkânsız. Devlin karakterinin de çelişkiye girmediğini düşünerek ilerlemesi zaten en büyük izlek kılan anlardan biriydi. Bu sahne oyunun en önemli sahnelerinden birisi tüm ekip için. Çünkü burada Devlin karakterine gülünmesinin ve alkış almasının hatta sevilmesinin oyunun finaline çok vurucu bir hazırlığı oluyor. Seyirci bu sahneyi ne kadar severse final o kadar tezatlaşabiliyor ve kuvvetlenebiliyor. Dilek Güler’in yani karakter ismiyle Rebecca’nın sözüyle ifade edeyim; “Seyirciler güldü… seyircilerin diğerleri yani… Değil mi?”

    • Müphem Tiyatro’yu gelecekte nasıl görmek istersiniz?

    Anlatmak istediği dertleri iyi seçen, kalıplaşmış bir düzenek olarak değil de ismine has bir şekilde durmadan belirsiz olan ve umarım insanlığa olan umudu çok da değişmeyen. “Küller Küllere” ekibi Müphem’in ilk göz bebeğidir. Umarım bu ekipçe başka işlere de hep beraber yelken açacağızdır. Hazır böyle bir röportaj yapıyoruz, belirtmek istediğim bir diğer konu da bu sezon -2024-2025- yeni bir oyunun çalışmalarına başlıyoruz. İsmi “Perspektif”.  Yakında hem künye hem de proje içeriği olarak duyurumuzu yapacağız. 

    “EKİP OLARAK BİRBİRİMİZE GÜVENDİK VE ZOR BİR METNİN ALTINDAN KALKTIK”

    • Sizi tanıyabilir miyiz? Tiyatroya nasıl başladınız? Müphem Tiyatro ile yolunuz nasıl kesişti?

    Dilek Güler: 18 yaşındayken Ordu Devlet Konservatuarı Tiyatro bölümünü kazandım. Bir buçuk yıl orada okuduktan sonra radikal bir karar ile İstanbul’a gelip Müjdat Gezen Konservatuarı’ndan burs alarak tiyatroyu burada okuyup bitirdim. Elbette sonrasında çocuk oyunları ve amatör tiyatro gruplarının içinde bulundum ancak ilk profesyonelce ve kendimi içinde hissettiğim yer Müphem Tiyatro oldu. Bu da Cem sayesinde oldu, kendisi benim çocukluk arkadaşım. Yıllardır bir oyun yapmak istiyorduk, sürekli konuşup hayal ettiğimiz bir şeydi bu ancak ne zaman olacağı kesin değildi. Benim dizi ve set yoğunluğum vardı. Başlamadan beş altı ay önce beni arayıp planlarından bahsetti. Kabul mü diye sordu, ben de “Sen ne yaparsan ben kabul ederim” dedim. Cem öyle bir güven verdi bana. Sonra metin geldi elimize. İlk başta metne ısınamamıştım ama sonrasında masa başı, sahne üstü provalar ve İnanç’ın bana verdiği güven derken her şey çözüldü benim için.

    İnanç Bükülen: Sanırım tiyatroya rutinden ve gündelik hayatın gerçekliğinden kaçabilmek adına başladım. 2010 yılında İzmir’den gelip Marmara Üniversitesi Fizik Öğretmenliği bölümüne başladım ancak 2012 yılında tiyatro ile tanışınca işler değişti. Sonrasında çeşitli kurslar, eğitimler, çalışmalar, oyunlar derken daha okul bitmeden tiyatrolarda çalışmaya başladım. Üniversiteyi yedi yılda bitirmemin nedeni de bu sanırım. Sonrasında da Bahçeşehir Üniversitesi’nde oyunculuk yüksek lisansı yaptım. Cem Burçin ile de komiktir bir reklamda tanıştık. İkimiz de aynı reklama seçilmiştik. Yine komiktir ki ikimizin de menajeri aynı kişiydi ancak birbirimizi ilk kez sette gördük. Dolayısıyla sonrasında görüşebilme şansımız oldu. Derken Cem bir gün beni aradı ve oyundan bahsetti. Müphem Tiyatro’yu kurduktan sonra ilk oyun olarak düşünülen metindi “Küller Küllere”. Cem’e oyunun çok güzel olduğunu ancak sahnelenmesinin çok zor olduğunu söylediğimi hatırlıyorum. Cem “Bana güven” dedi, ben de güvendim. İyi ki de güvenmiştim.

    • “Küller Küllere” oyunu sahneye taşınırken bir oyuncu gözüyle metne müdahale ettiğiniz, öneri yaptığınız anlar oldu mu?

    Dilek Güler: Evet oldu. Yönetmenimiz, ben ve İnanç masa başında çok fazla zaman geçirdik. Yaklaşık olarak 15 gün masa başı çalışma yapacağımız bir fırsatımız oldu. Sonrasında prova sahneye taşınırken yönetmenimiz iki oyuncu ile de bireysel çalışma almaya başladı. Örnek vermek gerekirse, 10 gün beraber çalışma yaptıysak 5 gün de yönetmen ikimizle bireysel olarak prova aldı. Zaten Cem ve oyunun dramaturgu ve yardımcı yönetmeni Ɓüşra Kuruca metnin düzenlemesini yapmışlardı ancak biz de çalışmalarımızda cümlelerin ağzımıza oturması için kendi doğallaştırmalarımızı yaptık. Bölüm bölüm tiradlarımızda da kendimizden pay biçtiğimiz, değiştirdiğimiz yerler oldu tabii.

    İnanç Bükülen: Aynı şekilde. Cem bu minvalde bir yönetmen olduğu için bizim müdahale edebilme şansımız vardı. Kendisi bize özgürleşebileceğimiz müdahale alanları bırakmıştı zaten. Oyunun bazı kısımları Dilek ve benim yaptığımız doğaçlamalar üzerinden şekillendiği için bu bir karar olarak Cem’e bağlanıyordu elbette. Oyuncu tarafında getirilenler yönetmen tarafından çoğaltılıyor veya azaltılıyor.

    Dilek Güler: İkinci ayımızda da İnanç ile çalışmaya başladık, partnerlik ilişkimiz de ilerlemişti bu süre zarfında. Bu sayede onun yaptığı oyuna göre ben şekil aldım, benim yaptığım oyuna göre o şekil aldı.

    İnanç Bükülen: Tabii bir oyuncu tarafından yazarın elinden çıkmış esere zıt bir müdahale edilemez. Bu sebeple bizim yaptığımız müdahale denilebilecek şeyler ya doğaçlama minvalindeydi ya farklı metotlar ile mevcut anları zenginleştirmek veya azaltmaktadır ama taban tabana müdahale ya yönetmen ya da yazar tarafından yapılabilir. Biz masa başı çalışmalarından elde ettiğimiz tarihi ve psikolojik bilgiler doğrultusunda müdahale yapabildik daha çok. Sonuçta oyuncu yönetmen, yazar, dramaturg üçlüsünün verdiği direktif ve bilgiler doğrultusunda hareket eden bir mekanizma.

    “GERÇEK OLUP OLMADIĞI MÜPHEM BİR DÜNYA KURDUK”

    • İlk oyundan son oyuna farklılaştırdığınız bir an, geliştirdiğiniz bir yeni mimik ya da ekleme oldu mu?

    İnanç Bükülen: Sanırım en büyük şansımız bizim prömiyerden sonra da prova almaya devam etmemiz oldu.

    Dilek Güler: Şu an ikinci sezondayız ve birinci oyunumuzdan sonra bile prova almaya çalıştık. Sürekli yenilemeye, değiştirmeye, yönetmenimizin sonradan gördüğü şeyleri eklemeye, çıkarmaya çalıştık. İlla ki ilk oyundan sonra bir çok yeri de değiştirmişizdir. Bu aktif bir oyun ve absürt bir oyun olduğu için illaki sonradan anladığımız, fark ettiğimiz yerler oluyor. Tabi ki ilk çerçeveyi bozmamak kaydıyla yolculuk sırasında pek çok şeyi değiştirdiğimiz oldu.

    İnanç Bükülen: Harold Pinter Tiyatro tarihinde son derece spesifik bir yazar. Kendisinin üzerine bu kadar tez yazılan bir yazar olmasının bir nedeni var. Kalemi pek çok yazara göre çok daha geniş bir dünya yaratan birisi, dünyayı farklı algılayan birisi ve haliyle oyuncuya çok daha farklı bir dünya sunan birisi. Bu sebeple de biz belki de iki bin kez oynasak iki bin birincide farklı şeyler hissedip yapabileceğimiz bir metin var önümüzde. Çünkü zaten kalemi gündelik hayatın gerçekliğini kırar nitelikte. “Küller Küllere” oyununun Müphem Tiyatro tarafından seçilmesinin nedenlerinden biri de bu aslında. Çünkü oyun var olmayan bir dünyanın içindeki var olmayan bir dünyayı anlatıyor. Tıpkı oyun özetimizde yazdığı gibi tüm dünyanın acılarını sırtlamış bir kadın var ve bu kadın gerçek dünyada mı gerçek dünyada değil mi, kadının karşısında bir adam var ve adamın gerçek olup olmadığı hakkında saatlerce tartışabiliriz.

    Dilek Güler: Bu oyunda her an her şey olabilir açıkçası.

    İnanç Bükülen: Türkiye’de ilk Müphem Tiyatro tarafından sahnelendi ancak tüm dünyadaki temsil örneklerine bakacak olursanız bu kadar farklı rejiler ve tarzlar ile karşılaşmanızın nedeni de bu. Çünkü çok geniş, adeta sınırlandırılamaz bir dünya kuruyor Harold Pinter. Bu sınırsızlık yönetmenin de izni ile haliyle oyuncuya da imkân tanıyor. Bu sebeple yeni mimik, yeni jest, yeni cümle, yeni beden formu bunların hepsini muhtemelen her oyunda yapıyoruz.

    Dilek Güler:
    Her an her şekilde değişebiliyor yani. Prömiyerdeki oynayış̧ şeklimiz ile şu andaki arasında dağlar kadar fark vardır. Yine ana çerçeveyi bozmadan, yönetmenin uygun gördüğü şeyleri hala değiştiriyoruz.

    İnanç Bükülen: Bu karakteri tanımak ile ilgili. Herhangi bir metin zaten oynanışlar sonrasında farklılık gösterecektir. Ama Cem de bizden bunu talep etmiştir. Aldığımız tüm çalışmalarda büyük bir özgürlük hali vardı. Cem bizi sınırlandırmamak için çok çalışma yaptı. Ancak şunu gözeterek: bu özgürlük alanı çok büyük sınırlandırmaların içinde. Zira bu bir soykırım hikayesi, bu bir acı hikayesi, bu bir kadının bir toplumun ve aslında Dünyanın başına gelenlerin hikayesi. Dolayısıyla bu kadar büyük bir durum bize tabiri caizse sınırlı bir sınırsızlık doğuruyor.

    Dilek Güler: Hala değişmeye devam ediyoruz, değişeceğiz büyüyeceğiz.

    İnanç Bükülen: Muhtemelen. Çünkü mimikler ya da jestler bunlar küçük çapta kalan şeyler. Bunları her oyunda, en belirli oyunda bile oyuncu yapar zaten. “Küller Küllere” gibi bir oyunda ise bizim her oyunumuzda bir nebze olsun yeni bir anlamlandırma yeni bir an gerçekleşiyor.

    Related Posts

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026 Fotoğraf

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026 KÜLTÜR - SANAT

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026 Manşet

    BIRAKIN ÇELİŞEYİM

    Temmuz 1, 2026 Hakan Akdoğan
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026 Fotoğraf

    Fotoğraf sanatçısı ve akademisyen Nihal Gündüz, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileriyle hazırladığı “Yüzleşme: Hayalet…

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026

    BIRAKIN ÇELİŞEYİM

    Temmuz 1, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    Fotoğrafçı Duygu Aydemir’den ‘Capella’nın Merceği’ sergisi

    Mayıs 18, 2023 Fotoğraf

    Joyness Kitap: Çocuklara hem kitap hem de unutulmaz anılar sunuyor

    Ocak 1, 2024 Betül Çakıroğlu

    Geç Gelen Şöhret

    Nisan 20, 2026 Film
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.