Zeynep Pınarbaşı
Hayatı boyunca döngü kurar insan, yaşamın her döneminde bir şeyler aranır, aranırken bekler ve bulduğunda döngü tamamlanır. Yeniden başa sarar, sahip olduğumuz maddesel ya da ruhsal her olgu bir sonrakini doğurur, geçen süreçteki bekleyişi ve arayışı geçilen yolları yok sayar.
Doğmak büyümeyi, büyümek ölümü getirir insana. Zaman döngüsüne uymayan yaşamlar da var elbette. Doğarken yaşamı sonlananlar, büyüyemeyenler, hayatın ön gördüğü yaşlılığı göremeyenler olmuştur. Cahit Sıtkı Tarancı gibi “Yaş otuz beş, Dante gibi ortasındayız hayatın” dizelerini yazarken kırk altı yaşında hayata veda edeceğini düşünememiştir.
2025 yılının Ekim ayında, doğum günümde Instagram paylaşımı yaparken kendime dair kısa bir yazı içinde yedi döngümün yedincisine giriyorum yazmıştım. Ağır ve zorluklarla başlayacağını bilmeden. Hayatın 7 döngüsü derken büyük bir inançla bağlı olduğum bir durum değil aslında kısa okumalar ve hayatımın ilerleyişine dönüp baktığımda döngülerde bir şeylerin değiştiğini fark ettim. Antik Yunan’da; Pisagor, “7” sayısının evrensel bir önemi olduğuna ve kozmik düzeni yansıttığına inanıyordu. Doğadaki birçok olayı (müzikteki notalar, gezegenler vb.) yedi ile ilişkilendirmişti. Antik tıbbın babası olarak kabul edilen Hippokrates, insan hayatının evrelerini (hastalıkların kritik günlerini ve gelişim evrelerini) septenat (yedişerli) dönemlere ayırmıştır. Astronomi, din, matematik ve müzikte olduğu gibi birçok yerde yedi sayısı karşımıza çıkar. Buradan yola çıkarak yediden beklentimi çoğalttım. Yedi döngümün yedisi benim için önemli bir yıl olacaktı. Hayatım değişecek, güzellikler gelecekti. Çok geçmeden üzüntü baş gösterdi hayatımda, dibe çökmeden çıkamayacağını bir kere daha ispatladı hayat.
O günden beri ne aradığımı ya da beklentimin neye dair olduğunu bilmiyorum. Bir taşa takılmış yuvarlanıp gidiyor gibi hissediyorum.
Türk sinemasının en sevdiğim yönetmenlerinden biri Zeki Demirkubuz. Bu döngünün içinde onun karakterlerinden biri gibiyim. Her bekleyiş bir arayış aslında Üçüncü Sayfa’da İsa’nın işlediği suçun ortaya çıkışını beklemesi, vicdanını rahatlatmanın bir arayışıdır. Masumiyet’te Uğur’un Zagor’u bekleyişi, Bekir ve Yusuf’un bu bekleyişin içindeki kendilerine ait aşkı arayışıdır. Yeraltı’nda Muharrem’in hor görülmesi, aşağılanmasından dolayı toplumda yer edinmeyi arayışı ve bunun içinde itibar görmeyi beklemesidir.
Var oluşumuza anlam ararken hayatın bize verdiklerinin tamamlanmasını bekliyoruz, öğrenciyken okulun bitmesini, çalışırken mesainin dolmasını, okurken kitabın son sayfasını, film izlerken son yazısını, yoldayken varmayı, açken doymayı.
Tüm bunları yaparken aslında Yazgı’nın Musa’sı gibiyiz. Biraz boş vermiş, aslında olduğu gibi kabul eden.
Ocak 4’te, babamı kaybettiğim günden beri kendimi aradığımı fark ettim. Onsuz ben nasıl olacaktım? Baba demek otorite demekti. Sırtımdaki otoriteyi toprağa gömmüş ve onun bıraktığı boş koltuğun otoritesine itaat ediyordum. Bir gün bir özgürlük çöktü üzerime, ahlaklı olmak, doğruyla yaşamak zaten bunlar bana aitti birinin otoritesinin korkusuna ihtiyaç duymadan bende bedenlenmişti.
Sonra ne mi oldu, ben bu özgürlükle ne yapacağımı bilemedim. Bir borç kağıdının, bir tatilin, fazla harcanan paranın, delirmenin, vakitsiz uyumanın, birine hayır demenin, saygıyı hak etmediği halde sırf öyle öğrendik diye canımı acıtanlara saygı göstermeyi devam ettirmemenin rahatlığını gördüm. Bedenim kötürümdü canlandı. Bana ait olan özgürlüğüm yüreğimin ortasına bir dünya kurdu, Tanrıçası bendim. Aslında ülke hep vardı ama Tanrıçamı beslemeyi bilmiyordum.
Bekleyişim ve Arayışım beni Tanrıçamla tanıştırdı. Zeki’nin filmlerinden çıkıp kendi filmimde başrol oldum.
Bunları yazınca babamı kötü bir adam gibi göstermiş oluyorum ama aslında değildi. İyi bir babaydı. O da kendi Tanrısını kaybetmişti ve onu ararken tökezliyordu. Onun arayışı beklediklerine kavuşturmadığı için bilmiyordu bazı doğruları ama onun doğrularıyla büyük yollar kat ettik. Tökezlediği yerleri düzleştiriyoruz şimdi.
Ben kayıp Tanrıçamla kim bilir kimlerin kalbini kırdı, bilmiyorum.
Arayışım son bulmadı. Henüz beklediğim çok şey var. Yoluma devam ediyorum. Hep birlikte.
Evet şimdi babasızlığın birinci yılındayım. Kendim olmanın da birinci yılı. Beklediklerimiz bize gelsin, bu yıl aradıklarımızı bulalım. Ve güzel yeni arayışlara kapılar açsın. Hepimize güzel bir 2026 dilerim. Mümkünse gezegenlerde yerinde durup oradan oraya oynayıp ayarlarımızı bozmasın.

Zeynep Pınarbaşı için her şey mektuplarla başladı. Sonra şiirler geldi. Ardından iç dökmeler… Yıllar kelimeleri kovaladı, o da peşinden gitti. Şimdi sırada öyküler var. Yazdı, yazıyor.


