Son zamanlarda narsistik kişilik bozukluğu pek popüler. Onlar hakkında konuşmaya ve şikayet etmeye bayılıyoruz. Çünkü benmerkezcilikleri ve empati yoksunluklarıyla özellikle ilişkilerde partnerini canından bezdiren narsistler, bir o kadar da çekici. Haliyle narsistik kişilik özelliklerine sahip karakterler, edebiyat ve film dünyasında da sık sık karşımıza çıkıyor. Bu yazıda kitap, film ve dizilerle hayatımıza giren narsistlerin listesi sizi bekliyor.
Nilgün Karataş
Yazma konusunda oldukça keyifli bir çalışmanın içindeyim. MasterCamp sayesinde bilgi ve deneyimleri ile konuya çok daha geniş bir perspektiften bakmamızı sağlayan çok değerli isimlerle bir araya geliyoruz. Son buluşmalarımızdan biri de Klinik Psikolog Doç. Dr. Mehmet Şakiroğlu ile oldu. Mehmet hocamız, kişilik ve davranış bozukluklarına sahip karakterlerin edebiyat dünyasında neler yapabileceklerini anlatırken, galiba ben en çok narsistleri sevdim. Farkındaysanız, günümüzde narsizm kavramı, psikolojide ve popüler kültürde geniş bir şekilde ele alınıyor. Son zamanlarda narsistler hakkında çok şey duyuyor, okuyor ve pek çok şikayet dinliyoruz. Çoğumuza göre; ona olan aşkımıza rağmen bizi üzen sevgilimiz tipik bir narsist!
Aslında Narsizm, psikanalizin kurucusu Sigmund Freud’a göre normal gelişimin doğal bir parçası. Ancak, yetişkinlikte bu durum abartıldığında iş normalden çıkıyor. Günümüzün güncel tanımına göre; narsizm, kısaca kişinin aşırı derecede kendini önemseme, kendi gücüne, zekasına, çekiciliğine aşırı inanma, başkalarının onayına aşırı bağımlılık, empati eksikliği ve diğerlerini manipüle etme eğilimi gibi belirgin özelliklerle karakterize ediliyor. Narsistik kişilik bozukluğu ise bu özelliklerin aşırı derecede yoğun ve rahatsız edici düzeyde olduğu durumu ifade ediyor.
Narsistik özellikler, bazı ölçülerde hemen hemen her insanın kişiliğinde bulunabilir ve normal bir davranış gibi algılanabilir. Ancak unutmamak lazım ki; narsistik kişilik bozukluğu, bu özelliklerin normal dışına çıkarak kişinin işlevselliğini ve ilişkilerini olumsuz yönde etkilemesine neden oluyor.
Bu arada şunu da vurgulamak gerekir; narsisizm, psikoloji ve psikiyatri alanında aktif bir araştırma konusu olmaya devam ediyor. Bu yüzden birine narsistik kişilik bozukluğu tanısı koymak için profesyonel bir psikolog veya psikiyatrist tarafından yapılan detaylı bir değerlendirme gerekli. Narsizm, karmaşık bir konu olduğu için, etrafımızdaki birileri için bu tür değerlendirmeler yaparken dikkatli olmamızda fayda var.
Şimdi sahip olduğumuz tüm bu bilgiler ışığında edebiyatta ve sinemada “güçlü” karakterler olarak öne çıkan bazı narsist kahramanları hatırlayalım mı? Bakalım; roman ve filmlerde karşımıza çıkarak ilginç ve etkileyici davranışlarıyla hafızalarımıza yerleşen ve narsistik kişilik bozukluğu işaretleri veren karakterler kimlermiş? Tabi ki kurgu karakterleri, doğaları gereği tek bir kalıba sıkıştırmak zor ama yine de deneyelim. Sıralama narsistlik derecesine göre değil, tamamen alfabetik.
Amy Dunne – Kayıp Kız

Gillian Flynn’in Gone Girl (Kayıp Kız) adlı romanından uyarlanan ve David Fincher tarafından yönetilen bu psikolojik gerilim filmi için oldukça karmaşık ve manipülatif bir karakter olarak tasvir edilir. Film evlilik, ilişkiler ve kişisel kimlik ve hatta algılarımızla ilgili karmaşık bir hikayeyi anlatırken Amy Dunne, kendi zekasına, planlama yeteneğine ve manipülatif becerilerine olan güveni ile bizi şaşırtır. Toplum içinde başarılı ve ideal bir kadın olarak algılanmak isteyen Amy, tipik bir narsist olarak empati yoksunudur ve kendi amacına hizmet etmek için evliliğini, kocasını kaybetmeyi göze alır. Yazarken bir kez daha izleyesim geldi, Amy o kadar etkileyici bir karakter. Zaten iletişim ve algılarımızla ilgili eğitimlerde de mutlaka Kayıp Kız filminin izlenmesini tavsiye ederim.
Cersei Lannister – Taht Oyunları

Eğer tek bir karakterle narsisizmi ele alacak olsaydık, Cersei Lannister’ın hakkını vermemiz gerekirdi. Yazar George R. R. Martin’in epik fantezi roman serisi Buz ve Ateşin Şarkısı’nın ilk kitabında yer alan ve dizi film dünyasında bir kült haline gelen Game of Thrones’un (Taht Oyunları) en ilginç karakterlerinden biri olan Cercei, gücünü ve etkileyiciliğini aslında narsistik özelliklerinden alır. Ailesinin gücüne ve zenginliğine dayanarak kendini diğerlerinden üstün gören ve ayrıcalıklı hisseden Cercei, kendi çıkarları doğrultusunda manipülatif davranışlar sergilemekten çekinmez. Başkalarının duygularına duyarsız olan, onların acılarını anlamakta zorluk çeken Cercei, hedeflerine ulaşmak için adam kullanmayı ve güven istismarını çok iyi bilir. Elbette Cersei’nin iç dünyasında aile bağları, sadakat, intikam, güç arzusu ve aşk gibi farklı yönler de vardır ama Cersei, narsist özellikler gösteren harika bir bir kurgusal karakterdir.
Chuck Bass – Dedikoducu Kız

Yıllar yıllar önce izlediğim için Chuck Bass’ı hatırlamasaydım, ona çok ayıp etmiş olurdum. Neyse ki TV dünyasının ikonik dizisi Gossip Girl (Dedikoducu Kız) kısa bir süre önce Netflix kütüphanesine eklenip de karşıma çıkınca, Chuck Bass bu listedeki yerini aldı. Yazar Cecily von Ziegesar’ın 2002 yılınnda yayınlamaya başladığı Amerikan gençlik romanı serisinden TV’ye uyarlanan dizi sayesinde Chuck Bass’ı derinlemesine tanıma fırsatı bulduk. Ne yaparsa yapsan dizinin esas oğlanı olamayan Chuck Bass’ın narsizmi, onun alamet-i farikası diyebiliriz. Onu olduğundan daha yakışıklı, daha zeki, daha çekici yapan tamamen narsistik özellikleridir. Chuck, bedeli ne olursa olsun istediğini elde etmek için gerekeni yapar, kendi planlarını uygularken karşısına çıkan herkesi piyon gibi kullanır, etrafındakileri manipüle etmekten ve sömürmekten asla çekinmez. Bu empati yoksunu delikanlı tüm bunları yaparken, çevresindekilerin onayını ve hayranlığını çekmeye çalışır.
David Aames – Vanilla Sky

Cameron Crowe imzalı Vanilla Sky filminin karanlık ve benzersiz konusu elbette kahramanı David Aames ile etkileyici bir hala dönüşüyor. İspanyol yönetmen Alejandro Amenábar’ın 1997’deki Abre Los Ojos adlı filmininin 2001’deki yeniden çevriminde tanıştığımız filmde David’i Tom Cruise, canlandırıyor. Görünen o ki David, narsisizmle dolu bir özgüven eksikliğinden mustarip. Filmin başlarında David, kendi güzelliğine, çekiciliğine ve başarısına aşırı bir özgüvenle bakar. İlerleyen bölümlerde ise David ‘in narsistik özelliklerinin arkasındaki kırılganlık ve kendi gerçek kimliğini bulma çabası açığa çıkar. Çünkü David, oyunu başkalarının koyduğu kurallara göre oynamayı kabul etmez. Ayrıca onun diğerlerinden daha aşağı bir konumda olmaya tahammül edebileceğini kim iddia edebilir ki?
Emma Woodhouse – Emma

Anya Taylor -Joy’un oyunculuğu ile fotoğrflarda pek masum görünen Emma’yı bu listeye almamın pek çok haklı nedeni var. Jane Austen’in 1815 tarihli Emma adlı romanının 21 yaşındaki başkahramanı olan Emma, romanın açılış cümlesinde şöyle tanıtılır: “Emma Woodhouse, güzel, zeki, varlıklı bir kızdı. Rahat bir evi, iyimser bir yaradılışı vardı.” İyimser mi? Jane Austen romanı yazarken Emma için “benim dışında kimsenin sevemeyeceği bir kadın kahraman” demiş. İnsanların “doğru kişiyi” bulmaları için başkalarının işine karışmaktan epey keyif alan Emma’yı senarist Eleanor Catton ve yönetmen Autumn de Wilde 2020 yapımı filmde Emma, ne kadar güzel ve sevimli görünürse görünsün davranışları narsist kibirini ve manipülatif kişiliğini gözler önüne seriyor.
Gatsby – Muhteşem Gatsby

Jay Gatsby, 1925 tarihli F. Scott Fitzgerald romanının ana karakteri. 2013 yılında yönetmenliğini Baz Luhrmann yaptığı baş rollerinde ise Leonardo DiCaprio’nun oynadığı Muhteşem Gatsby filmi ile sinemaya uyarlandı. Muhteşem bir romanın ve filmin baş rolü olan Jay Gatsby, zenginlik ve sosyal statüsüne takıntılı bir adam ve kim olduğundan daha büyük bir mit yaratma çabasında. Hem romanın hem de filmin ilerleyen bölümlerinde Jay Gatsby’in narsistik tavırlarının ardında, geçmişte yaşadığı trajik bir aşk hikayesinin yattığını öğreniriz. Aslında, Gatsby’nin zenginliği ve gösterişi, geçmişteki sevdiği kadın Daisy’yi geri kazanma çabasının bir sonucudur. Bu yüzden Gatsby’nin görünenin ötesinde narsistik eğilimleri altında daha karmaşık bir karakter olduğunu söyleyebiliriz.
Bu ara da bu filmde narsistik özellikler gösteren bir karakter daha var: Tom Buchanan. Güçlü ve zengin bir karakter olan Tom Buchanan, başkalarının duygularını umursamayan ve kendini merkeze alan bir narsist. Bu açıdan baktığımızda narsistlerin hem çevrelerindekilere hem de birbirlerine neler yapabileceklerini bu filmde görmek mümkün görünüyor.
Gordon Gekko – Wall Street

Yönetmen Oliver Stone’un “Wall Street” filmindeki ana karakter Gordon Gekko, sadece ve hırslı bir finansçı mıdır? Michael Douglas tarafından canlandırılan Gordon Gekko’yu popüler kültürde sınırsız açgözlülük için bir sembol haline getiren şüphesiz barındırdığı narsist kişilik özellikleridir. 1980’lerin borsa dünyasındaki ahlaki çöküşü ele alan film, Gordon Gekko karakterinin narsistik bir finansçı olarak manipülatif ve acımasız doğasını yansıtır. 1987’de popüler olan Wall Street filminin ardından, 2010 yılındaki devam filmi “Wall Street: Money Never Sleeps” de kötü adam olarak karşımıza çıkan Gordon Gekko, “Açgözlülük iyidir” sözüyle tanınır. Gordon Gekko kendisine bolca atıf yapılmış bir karakterdir. Öyle ki komedi dizisi The Office’in 30 Ekim 2008 tarihli bölümünde Ryan Howard’ın Cadılar Bayramı kostümü Gordon Gekko’dur!
Joe Goldberg – You

İşte yine kitaplardan ekranlara fırlayan bir karakter. Hem de öyle bir karakter ki; narsistin en uç temsilcilerinden biri. Netflix’in popüler dizisi You (Sen) dizisinde Penn Badgley tarafından canlandırılan Joe Goldberg, başkaları için sonuçları ne olursa olsun kendi hırslarına ve ihtiyaçlarına odaklanmış narsistin tekidir. Bencil ve manipülatiftir, çekinmeden yalan söyler, takıntılı olduğu kişiyle “aşk” yaşamak için eylemlerinin haklı olduğuna inanır ve kendi hastalıklı eğilimlerini mazur görür. Joe’nun çarpık bir gerçeklik algısı var, istediğini alamayınca, öfkeye ve saldırganlığa başvurmaktan hiç çekinmez. Joe görünen hali ile çok narsist ama arkasında daha karanlık ve tehlikeli bir kişilik olduğunu da kabul etmeliyiz.
Miranda Priestly – Şeytan Prada Giyer

Yine bir kitap ve yine muhteşem bir film karakteri: Huzurlarınızda Miranda Priestly. Lauren Weisberger’ın “The Devil Wears Prada” adlı çok satan romanından sinemaya uyarlanan ve David Frankel’in yönettiği aynı adı taşıyan filmin baş kahramanıdır Miranda. Gerçek hayatta Vogue editörü Anna Wintour’a dayandığı söylenen bu kurgusal moda dergisi editörünü usta oyuncu Meryl Streep canlandırır. Miranda’yı sadece “korkunç bir patron” diye nitelersek ona büyük hakaret etmiş oluruz. Acımasız, talepkar ve isteklerinin yerine getirilmemesi diye bir olasılık dahi bulunmayan bu ikonik kraliçe, moda dünyasındaki gücünü narsistik karakterinden alır. O güçlü bir figür olarak kendini diğerlerinden üstün görür ve bu ayrıcalığını sergilemekten hiç çekinmez. Etrafındaki insanların kişisel sorunlarına ilgisizdir ve onları çok da güzel kullanmayı bilir. Özetle kitap da film de moda endüstrisinin iç yüzünü Miranda karakterinin manipülatif ve etkileyici doğası üzerinden anlatır. Miranda’nın kişisel ve profesyonel hayatı arasındaki dengesizlikleri ve insan tarafını görmemiz ise onu gerçekçi bir karakter haline getirir ve narsistik özelliklerinin yanı sıra daha derin bir kişilik çatışmasını yaşadığının ipuçlarını da verir.
Tony Stark – Demir Adam

Listemizde bir tane de süper kahraman olmasın mı? Marvel sinematik evrenindeki karakterlerden Tony Stark tam da listemize göre biri. Bu zeki, zengin, karizmatik, cesur ve tüm bu özellikleriyle Elon Musk’a ilham kaynağı olduğu söyleyen Tony Stark, sizce sadece mucit bir süper kahraman mı? Yönetmenliğini Jon Favreau’nun yaptığı, başrol oyuncusunun ise Robert Downey Jr.’un canlandırdığı bu filmi, popüler yapan bence tamamen Tony Stark’ın sahip olduğu özellikler. Ve bu özelliklerin çoğu narsistiktir! Tony zaten sahip olduğu özelliklerle diğerlerinden üstündür ve bu izleyicisine çok net hissettirir. Başarıları ile övünmeyi sever ve sevdiklerini üzmekten hiç çekinmez. Tony serinin önemli bir bölümünde ortağı ve sevgilisi olan Pepper Potts’u ihmal eder, onun duygusal ihtiyaçlarına pek önem vermez. Pepper, güçlü ve bağımsız bir karakter gibi görünse bile onun da yumuşak karnı Tony’e olan sevgisidir. Bu da onu Tony’nin egosu için vazgeçilmezdir.

H. Nilgün Karataş
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden “gazetecilik yapmayacağım” diyerek mezun oldum ve yıllarca Milliyet, Dünya, Günaydın, Akşam, BusinessWeek Dergisi, Para Dergisi ve Hürriyet Gazetesi’nde “çok severek” çalıştım. Uzmanlık alanım ekonomi gazeteciliği olmasına karşın kitaplar ve filmler beni her zaman büyüledi, hayatı onlar üzerinden çözümlemeyi sevdim. Hep yazdım, çok yazdım; ilk yayımlanan romanım Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar oldu, Halen Suare Dergi, Bianet, Distopya ve Yeni Sinema Dergisi için yazarken öykü, roman ve senaryo çalışmalarımı da sürdürüyorum. Bu arada ikinci üniversite olarak İstanbul Üniversitesi’nde Felsefe Bölümü öğrencisiyim.


