Close Menu
    Son Eklenenler

    Ayın Filmleri: EKİM AYINDA NE İZLEYELİM?

    Ekim 1, 2026

    Ayın Şarkıları: EKİM AYINDA NE DİNLEYELİM?

    Ekim 1, 2026

    Ayın Kitapları: EKİM AYINDA NE OKUYALIM?

    Ekim 1, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Cuma, Ekim 2
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Medusa – Kadın Öfkesi ve Öteki’nin Bakışı 

      Şubat 24, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      KOPENHAG: GÜVENİN VE HAFİFLİĞİN KONFORU

      Eylül 1, 2026

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      2026 Emmy Ödülleri’nde Rekorlar Gecesi: Televizyonun Ezberleri Bozuldu

      Eylül 16, 2026

      ÇYDD’nin 2026-2027 burs başvuruları başladı

      Eylül 14, 2026

      2026 Nobel Edebiyat Ödülü için geri sayım: Bu yıl kimlerin adı konuşuluyor?

      Eylül 9, 2026

      ‘Mitolojiden anlamam’ diyenlerin kesin bildiği 10 mitolojik miras

      Eylül 8, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      George Saunders’ın Yeni Romanı “Nöbet” Türkçede: Ölüm döşeğinde bir petrol patronu

      Eylül 30, 2026

      “Suyun Tatlılığı” Türkçede: Nathan Harris’ten Amerikan Güneyi’ne kırılgan bir bakış

      Eylül 22, 2026

      Ahmet Birsen’le Şehrin Köpeklerine Müjdeler romanı üzerine

      Eylül 18, 2026

      “Şamanizm 101” Say Yayınları’ndan çıktı

      Eylül 18, 2026

      Tutu Aydınoğlu’ndan Mirzayev’e yeni bir yorum: “Hafızanın Kontrpuanı” albümü çıktı

      Eylül 29, 2026

      Klasik Müziğin çağdaş yorumcularından Janoska Ensemble Bodrum’da

      Ağustos 7, 2026

      AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

      Ağustos 2, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      İsmi olmayan hikâyeler – VIII

      Ağustos 30, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – VII

      Temmuz 25, 2026

      AH BAVULUM VAH BAVULUM

      Temmuz 15, 2026

      İsmi Olmayan Hikayeler – VI

      Haziran 19, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Pera Müzesi’nde İki Yeni Sergi: Cumhuriyetin Kamera Arkası ve Frank Bowling

      Eylül 30, 2026

      ‘1914 Kuşağı: Tanıdığımız Ressamlar’ sergisi RHM’de

      Eylül 23, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Serçe Limanı batığının 1000. yılına sanatsal bir selam: Marmaris’te Cam Sanatı Sergisi

      Mayıs 2, 2026

      İki Dünyanın Prometheus’ları: Ateşin, Bilginin ve Isdırabın Sinematik Silsilesi

      Eylül 18, 2026

      37. Ankara Film Festivali’nin Onur Ödülleri açıklandı

      Eylül 16, 2026

      Muson Hayalleri: Güneydoğu Asya Sinemasının Yeni Hikâyeleri İstanbul Modern’de

      Eylül 16, 2026

      60 yıllık göç ve müzik hikâyesi “Aşk, Mark ve Ölüm” Arter’de

      Eylül 14, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      14 yıl sonra yeniden perde: Muammer Karaca Tiyatrosu bağımsız tiyatrolara açılıyor

      Eylül 27, 2026

      Tiyatroda “VR” deneyimi: “35 Mayıs” yeniden sahnede

      Eylül 22, 2026

      Sait Faik ile Orhan Kemal “Düş Payı”nda buluşuyor

      Eylül 1, 2026

      Kültürler Mut! Tiyatrosu’nda buluşuyor

      Mayıs 5, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Ayın Filmleri: EKİM AYINDA NE İZLEYELİM?

      Ekim 1, 2026

      Afife’nin hikâyesi modern bale ile hayat buluyor

      Ekim 1, 2026

      La Casa de Papel’in sesi Cecilia Krull İzmir’de

      Ekim 1, 2026

      BUZDOLABINA YAPIŞTIRILAN FİŞ…

      Ekim 1, 2026
    • KİTAPLIK
    • ATÖLYE
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Öykü
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Küçük bir kâğıtta koca bir hayat: Hasip Pektaş ve ekslibrisin hafızası

      Eylül 25, 2026

      ÖZLEM GÜLLER ÜNAL RÖPORTAJLARI

      Eylül 13, 2026

      ‘Yazmak ömür boyu sığınağım oldu’

      Ağustos 29, 2026

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Karanlığın değişen yüzü: Gotik edebiyatın tarihsel gelişimi

      Eylül 15, 2026

      Gotik Mimari: Gotik edebiyatın görkemli yapıları

      Ağustos 10, 2026

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      ÜST GEÇİT

      Ekim 1, 2026

      BİR REPLİKANTLA HAYATIN ANLAMINI ARAMAK

      Ekim 1, 2026

      14 yıl sonra yeniden perde: Muammer Karaca Tiyatrosu bağımsız tiyatrolara açılıyor

      Eylül 27, 2026

      Küçük bir kâğıtta koca bir hayat: Hasip Pektaş ve ekslibrisin hafızası

      Eylül 25, 2026
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » PERİNİN YEŞİL GECESİ
    Özlem Günal Özyürek

    PERİNİN YEŞİL GECESİ

    Ekim 1, 2026Yorum yapılmamış8 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Özlem Özyürek

    …

    ‘Şile fenerinin Türkiye’nin en büyük feneri olduğunu biliyor musun?’ dedim Ali’ye.

    ‘Bilmiyordum, öğrendim,’ dedi. Güldü.

    Fenere geldik. Feneri kucakladık. Bekçi geldi. Kapıyı açtı. Yukarı çıktık. Denize baktık. Açık denize, sonsuz bir umut gibi uzanan önümüzde.

    Gece oldu. Gün’ün kucağımda öldüğü otele geldik. Otel bomboştu. Gün’ün kucağımda öldüğü odayı seçtik. Kucak kucağa yattık Ali’yle.

    Yüz yıl uyumaya yattık.

    Uyandığımızda taptaze bir dünyaya uyanacağız.

    Belki.

    Son cümleleri bunlar olan kitap kucağımda, bir süre kalakaldım.

    “Güzelliğini zehirli bir sermaye gibi kullanan genç bir kadının hayattan öç almak için soyunmasıyla başlayan bir düşüş hikayesidir Yeşil Peri Gecesi,” yazıyor arka kapakta. Göz ucuyla okuduğum bu satırlarda içimin razı olmadığı, beni huzursuz eden bir şey var sanki. Rahatsızım düpedüz.

    Haşa! Ayfer Tunç’tan sonuna kadar razıyım. Kapak Kızı romanıyla başlayan hikâyenin ikinci kitabı bu Yeşil Peri Gecesi. Müthiş bir hikâye. İnce ince kurmuş, işlemiş Ayfer Tunç. Benim sıkıntım Şebnem’in hikâyesi sanırım. Anlamaya çalışıyorum duygumu.

    Kapak Kızı romanı, karlı bir kış gününde Ankara’dan İstanbul’a giden ve yolda kalan bir trenin yemek vagonunda yolları kesişen bankacı Ersin, radyo programcısı Selda ve vagonun garsonu Bünyamin’in; ayrı şekillerde edindikleri bir erkek dergisinde “Ayın Kızı” başlığı ile çıplak fotoğrafları bulunan Şebnem üzerinden kendi iç dünyalarını, aile yapılarını ve hatta toplumun ikiyüzlülüğünü sorgulamalarını misler gibi yapıyordu.

    Kutsal aile kavramı ile çürüyen ve çürüdüğü her noktadan çürüten bir aile hikâyesi okumuştum orada. O ailede tek çürük varmış gibi davranan, aslında hangisi olduğu pek de bilinemeyen bir çürüğün, tüm sepeti çürütebildiği gerçeğini göz ardı etmenin kolaylığında yaşamayı seçen insanların darmadağın hikâyesiydi.

    Görünür tema bu olsa da, altta sorgulanan cesaret ve korku ikilemi, göz ardı etmenin nerede başladığına götürmüştü beni.

    Peki, gerçek çürük kim?

    Çürüğünü saklamak için giyinenler mi, soyunup çürüğü ile ona bakanları çıplak bırakanlar mı diye düşünmüştüm.

    Reddettiğimiz; diğerlerinin çıplaklığı mı, o kadar cesur olamadığımızı saklamak için uydurduğumuz korkak yakıştırmalar mıydı sorusuydu aklımı en çok meşgul eden.

    Ahlâk sorgulaması nerede başlamaktaydı?

    İçimizde yolunda olmayan her şey gibi bu da, diğerine yönelttiğimiz bir projektör olmaktan öte bir görev üstlenebilir mi? Aklanmayı çamur atmadan yapamayan bir ikiyüzlülüğün arkasına saklanarak, herkesin “boklarken aklanmaya çalıştığı” gerçeğini mi ört bas ediyoruz istemeden diye günlerce etkisinden çıkamadığım konularla boğuşmuştum.

    Ve sonra sıra Kapak Kızı romanında sadece bir isim olan Şebnem’in sözü eline aldığı, üçlemenin ikinci romanı Yeşil Peri Gecesi’ne gelmişti. Bu kitap beni benden aldı işte. Nedenini çözmeye çalışıyorum. Şu ana kadar anladığım tek şey; “düşüş hikayesi” tanımının içime hiç sinmediği.  Neden böyle ifade edildiğini tabi ki anlıyorum. Dümdüz bakıldığında katılmamak imkânsız. Hatta su testisi su yolunda kırılır, balık baştan kokar, ön teker nereye arka teker oraya gibi atasözlerimizden demet demet sunacak çok insan çıkacaktır.

    Ama benim içime dokundu işte Şebnem. Mağdur edebiyatı, kader kurbanı falan da değil beni etkileyen. Mağdur veya kurban olarak görmeyişim belki. Kendisi bile yer yer böyle tanımlasa da kendini, bana hissettirdiği bu değil. Başka bir şey var burada.

    Düzenim bozulmasın diye susanların, görmezden gelmeyi sanat hâline getirerek çürüyenlerin hikâyesini anlatıyor gibi görünse de, sebepleri varmış ama dedirten anlatımlarla bir nebze bağ kurmamızı sağlasa da bende uyandırdığı sorulardan biri de; sebeplerin olması olanları, yapılan ya da yapılmayanları açıklamaya yeter mi sorusu.

    Evet, gerçekten travma diyebileceğimiz çok şey yaşamış Şebnem çocukluğunda. Bunlara sebep olanlardan çıkaramadığı öfkesini hayata yöneltmiş, onlardan alamadığı intikamı hayattan almaya çalışırken, bir bakış açısından kaderin çelmesi denebilecekken; kendine attığı okkalı tekmeler olan kararları olarak düşünmek bana daha ilginç geliyor.

    Öfke, iç dünyasını yırtarak çıkartmak istediği bir duyguyken, yaşadığı dünyayı yırtan bir hâle kolayına dönüşemez bence.

    Çizik atmakla yetinmeyen, çentiği bile az bulan bir manifestocunun yırtıcılığını gördüm ben Şebnem’de çünkü. Zaman zaman mağdura düşecek gibi olsa da, derdi imanı hesap kapatmak olan bunun için de kendini yıkmaktan çekinmeyen bir karakter. Edip Cansever’in “Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk/ hiçbir yere gitmiyor,” dizeleri öyle güzel yerleştirilmiş ki romanın içine, bu yıkımı haklı bulduğum bir sürü an beliriyor satır aralarında. Sıfırlansın istiyorum ben de onunla beraber, hayatın adaletsizliğine cevap olsun bu sıfırlanma için attığı her adım.

    Annesinin güzelliğini miras alan Şebnem’in, bu güzelliğinden başka verebilecek bir şeyi olmadığına onu ikna eden ne?

    Kolaycılık mı? Hiç sanmam.

    Annesinin de başına bela olan güzellik, kendini o güzelliği nasıl kullanacağını bilemeyecek kadar zeki olmadığını düşünmeye kadar iten bir dert oluyor nihayetinde.

    Babasının geçirdiği kaza sanki onları bir arada tutan, gevşek de olsa var olan vidanın düşüp aileyi dağıtması için olmuş, dibe vurulsun, ne varsa çürümüş olan dökülsün ortaya diye buyurulmuş gibi.

    İşte bu kaza sonrası hastane süreci sırasında onun bakımını üstlenen babaannenin annesine, dolayısıyla kendisine de yöneltilmiş kıskançlığı, küçücük yaşında pirelendi diye bitlenmiş muamelesi yapıp saçlarını kısacık keserek sobada yakmasıyla hayat yoluna yön veren ilk taşlardan oluyor mesela. İyi giden dersleriyle değil de, kesin orospu olmasına neden olacak güzelliği ile ilgilenmeyi seçen bu kadın kıskançlığı değil de çürüme, ne peki?

    Kendi çürümüş zihniyetleri, çürük aile ilişkileri, pırıl pırıl bir cevheri de çürütmeye yeter mi?

    Evet, yetiyor.

    Orada bulamadığı sevgiyi aramaya başladığında hayatına giren adamları, ellerinde oyuncak olmamı değil, elimde oyuncak olmayı istiyorlardı diye tarif ediyor Şebnem. “Ama ben oyuncakla oynamaya alışık değildim. Azı iyi, çoğu kötü çocukluğum gökyüzü gibi tepemde duruyordu,” diyerek sevilme umudu ile tahammül geliştirdiği ilişkilerde bile dikiş tutturamamasını açıklıyor kendince.

    Hep aşkı arayan, her seferinde kendini aşık olduğuna ikna etmeye çalışan Şebnem’in bir başka kırılma noktası da; onca farklı adamda ararken sefil olduğu tüm aşkların aslında tek aşkı olan Ali’nin onu bırakıp yurt dışına gitmiş olması.

    Beyaz mendil şefkatli Ali aslında tek aradığı.

    Gözyaşını silsin diye cebinden çıkarıp verdiği kumaş mendili hiç unutmadığı için.

    Ruhunun bedeninden ayrılıp yukarıdan izlediği, böyle ayrışarak normalleştirebildiği ilişkilerde çürüyor da çürüyor pırıl pırıl bir genç kız. Ne aradığı aşkı bulabiliyor ne de öfkesini boşaltabiliyor. Bunu yapamadıkça dozu arttırıp erkek dergisine kapak bile oluyor. Sadece dergiyi götürüp ailenin önüne atabilmek için.

    Tek desteği, dostu olarak gördüğü Gün’ün, kucağında kanserden ölümü ise üçüncü büyük kırılma.

    Böyle böyle taşıyor hayat onu “kurdun saati” dediği zamana. Bebekler doğarken yaşlıların öldüğü, geceyle gündüz arasındaki o garip saat kurdun saati. Ne yaparsa yapsın sıfırlayamayacağını anladığı, geçmişinin asla temiz bir sayfa açmasına izin vermeyeceğini anladığı, kocasının bile düzeni bozulmasın diye olanı biteni görmezden gelmeyi seçtiğini düşündüğü, gittikçe çamura daha da battığını, çürümekten kokuşmaya geçmekte olduğunu gördüğü zaman.

    Saklamaya çalışmanın değil, açık etmenin, kendisiyle beraber ona izin vermeyen geçmişini, bunu kullanmaya kalkışan herkesi de dibe çekmeye karar vermesi; başka çürümüşlükleri de gözler önüne serelim o zaman demesi tam bir başkaldırı değil de ne?

    Adalet, cesaret olmadan talep edilebilecek bir şey değil herhalde diyor ve yapıyor planını.

    Tam böyle düşünürken kendimi hop diye başka bir soruların içinde buluveriyorum.

    “Hayat adil değil midir gerçekten; yoksa daha büyük bir adalet için yürünmesi gereken taşlar mıdır yola döşenen?”

    “Sisteme uyarak mı; yoksa gözüne çomak sokarak mı sağlanır adalet?”

    “Her türlü ödenecek bedeli var mıdır adalet arayışının; yoksa adalet bu arayış yolunun vardığı yerde mi bekler arayanı?”

    Dünyanın çürümekte olduğunu kanıtlamak için kendi çürümüşlüğünü gözler önüne sererken, aynı dünyanın yemyeşil yüzünü görmeye başlayan bir umut mudur yoksa yaşam?

    “Cesaret, göstermemiz gerektiğinde imkânsız olduğunu anladığımız bir erdemdir,” diyor kahramanımızın kurtarıcısı.

    Yoksa gerçek cesaret, yaşamaya devam edebilmek midir?

    Her şeye rağmen, her şey ile birlikte!

    Evet sevgili okur, sanırım anlatıcımızın kafası bu duygu geçişlerinden, bu sorulardan, her soru ile kendi yaşamında öfkenin yön verdiği kendi kararlarından ama yine de hayata karşı dik duruşunu bırakmayan, çoğu için çürüme olarak görünebilecek deneyimlerin aslında nasıl bir isyan, nasıl bir başkaldırı olduğundan fazlasıyla etkilemesine sebebiyet veren geçmişine gidip gelmelerden fazlasıyla karışmış durumda. Bu nedenle sözü ele almakta fayda görüyorum.

    Bir cevherin neden ve nasıl çürüdüğü bilindik bir hikâye bana göre. Yerini, toprağını bulamayan her şey çürüyüp yok olmaya mahkumdur. Ne kadar direnirse dirensin. Benim için ise bu çürümeden sonrası anlamlı galiba. Bu yüzden anlatıcımız buraya ne zaman gelecek diye sabırla bekleyip, sonunda lafa girmeden yapamadım.

    Cevheri çürüttük. Zamanında toplanmayan meyvenin dalında kuruyup gitmesi de, dalın o ağırlığı taşıyamadığı bir anda meyveyi toprağa bırakması da aynı yere vardırıyor o tohumu. Ama belki de esas hikâye bundan sonra başlıyordur. Çürüyen bir meyvenin düştüğü toprakta yeni bir başlangıç yapmaya dönük yüzü ilham verici değil mi? Cevherler çürüyebilir ama bir çürükten cevher çıkarmak, bunu yaparken adalete kafa tutacak cesarete sahip olmak sıfırlayabilir belki hayatı. Sıfırlanmanın yok farz etmek değil; olan biten ile devam edebilmek olduğunun idrakinden daha büyük ne olabilir ki?

    Kafaların duman duman olduğu yeşil peri gecesi ancak böyle bir peri doğurabilir düşüncesindeyim. Ve bu büyük adımı attığı gece de bu perinin yeşil gecesi olur bana göre. İşte bu yüzden ben de olsam romanın final paragrafından başlardım bu yazıyı yazmaya.

    Şimdi buraya bir virgül koyup, sonrasında neler olduğuna dair ipuçları yakalar mıyım merakı ile serinin üçüncü kitabını, Şebnem’in kocasının adı konmuş olan Osman’ı okumaya gidiyorum.


    Özlem Günal Özyürek, Ankara’da doğdu. Çocukluğunu ve gençliğini yedi yaşında geldiği İzmir’de yaşadı. Bornova Anadolu Lisesi ve Dokuz Eylül İşletme Fakültesi mezuniyetlerinin ardından başlayan profesyonel iş yaşamını 2012 yılında evlenerek Kıbrıs’a yerleşene kadar sürdürdü. Kıbrıs’taki zamanını her zaman ilgisini çeken Yaratılış, Karma, Reenkarnasyon, Psikoloji, Astroloji, Mitoloji, Şamanizm, Kabala, Şifa, Kuantum, Rüya gibi konularda özel eğitimler alarak ve çalışmalar sürdürerek geçirdi.Söyleyecek sözü birikince bunu aktarmanın yolunu aramaya başladı, yazmayı denemek istedi. Önce yazarsam ölürüm sandı. Zaten ölecekti. Yazdı, ölmedi.

    YAZARIN DİĞER YAZILARI
    Özlem Günal Özyürek suaremag yazar

    Related Posts

    Ayın Filmleri: EKİM AYINDA NE İZLEYELİM?

    Ekim 1, 2026 Ayın Filmleri

    Ayın Şarkıları: EKİM AYINDA NE DİNLEYELİM?

    Ekim 1, 2026 Ayın Şarkıları

    Ayın Kitapları: EKİM AYINDA NE OKUYALIM?

    Ekim 1, 2026 Ayın Kitapları

    SuareMag Ekim 2026

    Ekim 1, 2026 Manşet
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Ayın Filmleri: EKİM AYINDA NE İZLEYELİM?

    Ekim 1, 2026 Ayın Filmleri

    Cevher ve Çürüme Arayışına Eşlik Eden Filmler Hazırlayan: Elif Özge Karakaya Bir şeylerin kırılıp dökülmesi…

    Ayın Şarkıları: EKİM AYINDA NE DİNLEYELİM?

    Ekim 1, 2026

    Ayın Kitapları: EKİM AYINDA NE OKUYALIM?

    Ekim 1, 2026

    Afife’nin hikâyesi modern bale ile hayat buluyor

    Ekim 1, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    Kortların Şairi Roger Federer’in Hikâyesi Türkçede

    Temmuz 6, 2026 Kitap

    Rüyaların Ressamı: Remedios Varo’dan 6 büyülü tablo

    Haziran 10, 2025 KÜLTÜR - SANAT

    ÇİNGENE SEVMENİN ASALETİ

    Haziran 1, 2025 SUAREMAG
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Ayın Filmleri: EKİM AYINDA NE İZLEYELİM?

    Ekim 1, 2026

    Ayın Şarkıları: EKİM AYINDA NE DİNLEYELİM?

    Ekim 1, 2026

    Ayın Kitapları: EKİM AYINDA NE OKUYALIM?

    Ekim 1, 2026

    Haber Bülteni

    Haber Bültenimize Abone Olun

    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.