Tuba Ayşe Özgür
İnsan kendine sığar mı?
Ne zaman yalnızdır insan ya da daha açıkça, insan gerçekten yalnız kalabilir mi diye sormak gerekir. Kendi kalabalığıyla bu kadar iç içe geçmiş bir düşüncenin bir anda sessizleşmesi mümkün mü sizce. Kendini dinlemeyen birinin yalnızlığı neye benzer? Bunu da pek bilmiyoruz. Tek başına yalnızlık koca bir kalabalığa bedelken, milyonlarca insanın arasında tek kalınır mı? Orası hep biraz karanlık.
Her şey biraz kendi içinden çelişerek ilerliyor. Nasrettin Hoca’nın tenceresi gibi. Hangisi hangisini doğurur belli değil. Yalnızlık mı kalabalığı çağırır, kalabalık mı yalnızlığı? Belki de bu sorunun bir cevabı yoktur. Belki de insan dediğimiz şey, zaten bu cevapsızlığın içinde durmaya çalışan bir varlıktır. Kalabalığın içinde yürürken insan bazen kendini eksik hisseder. Yüzler çoğalır ama bir şey azalır. Bakışlar değmeden geçer. Bir yerde bulunursun ama oraya ait değilsindir. Sanki var olmak için orada olmak yetmez, birinin seni gerçekten fark etmesi gerekir. Kalabalık bunu pek bilmez.
Yalnız kaldığında ise durum tersine döner. Ortalık sakinleşir ama içi dolar. Eski düşünceler, yarım kalmış cümleler, unutulduğu sanılan şeyler birer birer ortaya çıkar. İnsan tek başınayken azalmaz, çoğalır. Bazen bu çoğalma insanı taşır, bazen de ağırlaştırır.
Kalabalık bu ağırlığı dağıtır. Yalnızlık toplar. Hangisi daha katlanılır, o da pek net değil. Bazen kalabalıkta dağılmak istersin, bazen yalnızlıkta toparlanmak. Ama toparlanan şey her zaman bir bütün olmaz. Daha çok, bir arada durmaya çalışan parçalar gibi. Belki de insan dediğimiz şey budur. Tam olmaya çalışan ama hiçbir zaman tam olamayan bir hâl. Ne bütünüyle başkalarının içinde eriyebilir ne de kendi içinde kapanıp kalabilir. Kalabalık ona bir süreliğine unutmayı verir, yalnızlık hatırlatır. İkisi de hafifletmez, sadece yer değiştirir.
Bu yüzden insan bazen kalabalığa karışır, bazen geri çekilir. Bir yerden bir yere gider ama her gidişte kendisini de yanında taşır. Yalnızlık ve kalabalık belki iki ayrı durum değil, insanın kendisiyle durmadan yaptığı o bitmeyen konuşmanın iki ayrı sesi oluverir.
Belki de yalnızlıkla kalabalık arasındaki bu bitmeyen alışveriş, Nasrettin Hoca’nın tenceresi gibi, kimin kimi doğurduğunu kimsenin tam olarak bilmediği bir hâlden ibarettir ve biz de her seferinde hem borçlu hem alacaklı çıkarız.

Tuba Ayşe Özgür, 1993’te İngiliz CAS Akademi’de yaratıcı yazarlık eğitimi, 1994-1998 yılları arasında Çisenti ve Postüla adlı tiyatro gruplarında oyunculuk ve oyun yazarlığı eğitimi aldı. Halen Amerikan ANU üniversitesinde Psikoloji ve Sosyoloji okumakta. Kurucusu olduğu Komite Reklam Ajansı’nın yanı sıra çeşitli ajanslarda reklam yazarlığı yaptı. Bu süreç boyunca çeşitli dergilerde de görev aldı. İçerik yazarlığı, yazı işleri müdürlüğü, yayın koordinatörlüğü gibi pozisyonlarda, yazıları yayınlandı. Kurucusu olduğu Atölye Bütünsel Edebiyat’ta koordinatörlük yapıyor. Büyü Bozumu, Benim Kalbim Dikdörtgen, Kedi Uykusu adlı roman, İçime Karga Uçuştu öykü Büyülü Gerçekçilik Kaleydoskop’tan Dünya adlı deneme kitaplarının yazarı.

