Close Menu
    Son Eklenenler

    The Bad Plus veda turnesi için 16 yıl sonra Salon’da

    Ağustos 24, 2026

    Eskişehir’de festival zamanı: Porsuk kıyısında beş gün

    Ağustos 24, 2026

    Ayvalık Uluslararası Film Festivali beşinci yaşını dünyanın öne çıkan filmleriyle kutluyor

    Ağustos 17, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Salı, Ağustos 25
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Medusa – Kadın Öfkesi ve Öteki’nin Bakışı 

      Şubat 24, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Nilgün Karataş: ‘Tanrıçalar ölmedi, sadece kostüm değiştirdi’

      Ağustos 5, 2026

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 2. MODÜL

      Ağustos 2, 2026

      MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 1. MODÜL

      Ağustos 2, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Canavar’ın ‘saf’ değişimi ve dönüşümü

      Ağustos 12, 2026

      Elsa Morante’nin iki eseri aynı anda Türkçede

      Ağustos 5, 2026

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      Bir yasın izinde: Tanrıların Tahtında

      Temmuz 31, 2026

      Klasik Müziğin çağdaş yorumcularından Janoska Ensemble Bodrum’da

      Ağustos 7, 2026

      AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

      Ağustos 2, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Şarkıları: HAZİRAN AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Haziran 2, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – VII

      Temmuz 25, 2026

      AH BAVULUM VAH BAVULUM

      Temmuz 15, 2026

      İsmi Olmayan Hikayeler – VI

      Haziran 19, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – V

      Mayıs 9, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Serçe Limanı batığının 1000. yılına sanatsal bir selam: Marmaris’te Cam Sanatı Sergisi

      Mayıs 2, 2026

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      Ayvalık Uluslararası Film Festivali beşinci yaşını dünyanın öne çıkan filmleriyle kutluyor

      Ağustos 17, 2026

      İBB Beyoğlu Sineması’nda Ağustos Boyunca Ücretsiz Film Şöleni

      Ağustos 4, 2026

      Obsession: Bir Dileğin Etik Bedeli

      Temmuz 27, 2026

      THE ODYSSEY ÜZERİNE DÜŞÜNCELER: EN FAZLA TANRILAR KADAR KUSURLU

      Temmuz 26, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Kültürler Mut! Tiyatrosu’nda buluşuyor

      Mayıs 5, 2026

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      The Bad Plus veda turnesi için 16 yıl sonra Salon’da

      Ağustos 24, 2026

      Eskişehir’de festival zamanı: Porsuk kıyısında beş gün

      Ağustos 24, 2026

      Ayvalık Uluslararası Film Festivali beşinci yaşını dünyanın öne çıkan filmleriyle kutluyor

      Ağustos 17, 2026

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026
    • KİTAPLIK
    • ATÖLYE
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Öykü
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026

      Nilgün Karataş: ‘Tanrıçalar ölmedi, sadece kostüm değiştirdi’

      Ağustos 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gotik Mimari: Gotik edebiyatın görkemli yapıları

      Ağustos 10, 2026

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026

      Gotik Mimari: Gotik edebiyatın görkemli yapıları

      Ağustos 10, 2026

      Nilgün Karataş: ‘Tanrıçalar ölmedi, sadece kostüm değiştirdi’

      Ağustos 5, 2026

      TUZ DENİZİ

      Ağustos 1, 2026
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » Tiffany’de Kahvaltı: Lüks tutkusu, maskeler ve kimlikler
    Film

    Tiffany’de Kahvaltı: Lüks tutkusu, maskeler ve kimlikler

    NİLGÜN KARATAŞ İLE KURGU DÜNYASI
    Aralık 27, 2023Yorum yapılmamış8 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Tiffany’de Kahvaltı denilince, akla hemen ikonik güzelliğiyle Audrey Hepburn ve Hollywood’un altın çağlarından kalma romantik komedi film gelir. Holly karakteriyle sinemaseverlerin gönlünde taht kuran bu film, aslında aşk hikayesinden daha fazlasını barındıran bir roman uyarlamasıdır. Yazar Truman Capote, Tiffany’de Kahvaltı adlı novella’sında Holly’nin lüks tutkusu üzerinden maskelediğimiz kimliklerimizi, gerçek benliklerimizi irdeler. Hatta bildiğini okuyan Holly ile cinsiyetçi toplumsal baskılara nazikçe meydan okur. İlk bakışta sadece “eğlenceli” görünen bir hikayeyi, yeni bir bakış açısıyla okumak ve izlemek ister misiniz?

    NİLGÜN KARATAŞ

    Tiffany’de Kahvaltı (özgün adıyla Breakfast at Tiffany’s) denilince herkes gibi aklıma ilk gelen Audrey Hepburn olur. Holly Golightly karakteri öyle yakışmıştır ki güzel aktriste, onu hep öyle hatırlatırız. Meşhur siyah elbisesi, upuzun sigaralığı, boynundaki gösterişli gerdanlığı, kısacık kâkülleri ve havalı topuzuyla bir moda ikonu olarak zihnimize yerleşen kadın aslında Audrey değil, Holly’dir.  İsterseniz Audrey Hepburn’un 1954’te “Roman Holiday” ile kazandığı Oscar görsellerine bakın, oradaki kısacık saçlı güzel kadının Holly ile alakası yoktur.

    Bazı karakterler var ki ünü yazarını geçiyor. Holly de öyle bir karakter. Tiffany’de Kahvaltı’da da film kitaptan, Holly de yaratıcısı Truman Capote’den önce hatırlanıyor. Kendimden biliyorum… Tiffany’de Kahvaltı’yı çocukluğumda izlemiş olsam da Truman Capote’yi yazar olarak keşfetmem çok sonraki yıllara rastlar, hayranlığım ise 2005 yılında, yine bir kitap uyarlaması olan başka bir film sayesinde oldu. O yıl yazar Gerald Clarke tarafından kaleme alınan Truman Capote biyografisini, yönetmen Bennett Miller sinemaya uyarladı ve ortaya çok etkileyici bir film çıktı.Tabii bunda yazarı canlandıran Philip Seymour Hoffman’ın çok büyük payı var. Zaten Hoffman da, Truman Capote performansıyla o yıl En İyi Erkek Oyuncu Oscar ödülünü kazanmıştı.

    Bir başka yazının konusu olabilecek bu film beni o kadar çok etkilemiş ve Capote’yi o kadar çok merak etmiştim ki; hemen her ikisi de Sel Yayınları’ndan Türkçe’ye kazandırılan Tiffany’de Kahvaltı ve biyografi filmine konu olan Soğukkanlılıkla kitabını okuyuvermiştim. 20. Yüzyıl Amerikan edebiyatının en önemli eserlerinden Soğukkanlılıkla’yı başka bir yazının konusu yapmak üzere Tiffany’de Kahvaltı romanına, daha doğrusu novella’ya dönmek istiyorum.

    Öncelikle söylemeliyim ki keyifle okunan, keyifle izlenen ve ilk izlenimden çok daha derin anlamlar taşıyan bir eser Tiffany’de Kahvaltı. Meral Alakuş’un çevirisiyle yayınlanan kitabın tanıtım yazısı da şöyle:

    1940’lı yılların New York’unda hareketli cemiyet hayatı öğleden sonra barlarda içilen martinilerle başlar, Tiffany’de edilen şampanyalı kahvaltılarla son bulurdu.

    Bu renkli hayatın ilginç simalarından Holly Golightly, küçük dairesinde erkek arkadaşları için verdiği ev partileri ile dikkat çekiyordu. Görünüşte eğlenceli ama yüzeysel bir hayat süren Holly’nin yaşamı çözülmeyi bekleyen sırlarla doluydu. Genç bir yazar adayı ise bu sırları çözmek için çoktan yola çıkmıştı bile…

    Truman Capote, bir klasik haline gelen bu uzun öyküsünü 1958 yılında yazmış ve büyük bir başarı da elde etmiş. Hikayenin ana karakteri Holly, yaşam tarzıyla yüzeysel biri gibi görünüyor. Bir yazar olan anlatıcı Fred karakteri üzerinden akan romanın başlıca temalarının yalnızlık ve aidiyetsizlik olduğunu keşfettiğiniz anda, Holly’nin aslında ne kadar karmaşık bir karakter olduğunu anlıyorsunuz. Özgür ruhlu, gizemli ve çekici bir kadın olan Holly, Tiffany’s mağazasının vitrinine bakarak kruvasanını yiyip, kahvesini içerek geçiştirdiği kahvaltı alışkanlığı, onun yaşama bakışının görünen kısmı.  Bu noktadan sonra sadece bir kadının lüks tutkusunu değil, insanların maskeli kimlikleri ile gerçek benlikleri arasında uçurumlar olabileceğini görebiliriz.

    Holly ile Hürmüz’ün ‘acıklı’ benzerliği

    Holy bizim Hürmüz’ü hatırlatır biraz da… Truman Capote’nin 1958’de yazdığı Holly ile Sadık Şendil’in 1962 yılında yazdığı tiyatro oyununa ve Ezel Akay’ın yönettiği 2009 yapımı filme konu olan Yedi Kocalı Hürmüz’ü benzeştiriyorum. Delifişek görünen ama bir o kadar da duygusal iki kadın karakter. Hayalindeki hayat için zengin adamları kullanan, daha doğrusu gönül ilişkisi yaşıyormuş gibi yapan ancak bir türlü aradığı mutluluğu bulamayan kadınların temsilcisi ikisi de. Holly de, Hürmüz de komik gibi görünen yaşantılarına karşın içlerinde acıklı hikayeler barındırır.

    Zaten Capote’nin ironi ve mizah barındıran dili yaptığı tahlillerle “Breakfast at Tiffany’s”i sadece bir romantik komedi olmaktan çıkarır. Yazar sadece o dönemin New York’unu değil, kapitalist çağın her döneminde yaşayan insanların profilini incelikle sunar. Kitabı okumayan, filmi izlemeyenler için spolier vermemeye gayret ederek bazı metaforlara değinmek istiyorum. Her yazar gibi Capote de karakterlerinin psikolojisini, duygusal durumlarını, yaşamlarını ele alırken bazı simgeler kullanıyor. Bu noktalara dikkat edersek Capote’nin anlattığını ve anlatmak istediklerini daha net okuyabiliriz diye düşünüyorum.

    ‘Ürün yerleştirme’ değil lüksün simgesi

    Hollywood ve reklamcılar ‘ürün yerleştirme’ hilesini 1920’lerde keşfetmiş olsa da, Capote’nin bir markayı hikayesinin adına vermek için kimseden para aldığını sanmıyorum. Evet kitap ve elbette film, ünlü mücevher markası Tiffany & Co. için harika bir reklam aracına dönüşmüş durumda, ki marka yıllardır bunun ekmeğini yemekten çekinmiyor. Bunun araştırmasını yapmadım ama yazarın bu markayı tamamen metafor olarak kullandığını düşünüyorum.  Tiffany bu hikayede zenginliğin, lüksün, özlem duyulan başka bir yaşam tarzının simgesidir. Holly Golightly’nin hayallerinin somut halidir Tiffany’i. Bir anlamda rahat, zengin ve istikrarlı -evet istikrarlı- bir hayat arayışının temsilcisi.

    Filmde dikkat etmemiz gereken bir karakter daha var; o da kedi.  Holly’nin güçlü bir bağ kurduğu kedisinin adı “Cat” yani “Kedi”, yani hem adı konmuş hem de adı konmamış biri. Romanda Capote,  Holly’nin kedisiyle olan ilişkisi üzerinden içsel çatışmalarını, duygusal karmaşıklıklarını anlatmaya çalışırken, kahramanımızın duygusallığını, kırılganlığını da gözler önüne serer.

    Holly ‘özgür kadın’ arketipi olabilir mi?

    Bu arada bambaşka biri olarak tarif edilse de Holly, tüm aşırılıklarına karşın romanda “özgür kadın” arketipidir. 20 yaşındaki Holly Golightly, romanın yazıldığı yıllar düşünülürse pek çok kadının aksine canının istediği gibi yaşar, ancak birçokları tarafından bu özgürlük kısıtlanmaya çalışılır.  Mesela, komşu Madame Sapphia Spanella, Holly’nin yaşam tarzından rahatsız olduğu için sık sık polisi aramakla tehdit eder. Holly’nin yaşamına müdahale edenleri savuşturma becerisine de özel bir anlam yükleyebiliriz. Capote, Tiffany’de Kahvaltı ile kadınları belli kalıplara sokup, ataerkil beklentilere uymasını isteyen toplumsal cinsiyet dinamiklerine de meydan okumuş diyebiliriz. Bu pencereden bakınca Holly, tam da ‘özgür kadın’ arketipine uymuyor mu?

    Holly’nin kimden esinlendiği konusu bir zamanlar çok konuşulmuş tabi, Truman Capote’nin arkadaşı Marily Monroe’dan ilham aldığını söyleyenler olmuş. Ancak Capote, bu konuda “parlamak için büyük şehre gelen, ancak sönüp giden genç kızları anonimlikten kurtarmak” istediğini söylemiş. Yani Holly tek bir kadını değil, içinde bir çok kadını barındıran bir kahraman. Ayrıca Capote’nin, Marilyn Monroe için “Güzel Bir Çocuk – A Beautiful Child” adında başka bir kitabı var.

    Tiffany’e dönecek olursak hikayenin daha fazla detaylarına girmeden, biraz da filmden söz etmek istiyorum. Geçişi ise Holly’nin sözleriyle yapalım.

    Bu hayatta zengin ve ünlü biri olmayı istemezdim demiyorum. Bu benim planlarımda var ve günün birinde bunu başaracağımı da umuyorum. Fakat böyle olsa bile benliğimin peşim sıra gelmesini isterdim. Güzel bir sabah uyanıp da Tiffany’de kahvaltı ettiğim zaman bile yine kendim olmak isterim.

    Tiffany’de Kahvaltı Hollywood tarihinin önemli filmlerinden biri. Roman 1961 yılında yönetmen Blake Edwards tarafından beyaz perdeye uyarlandı. Audrey Hepburn’ün Holly Golightly olarak canlandırdığı karakterle özdeşleşen filmi, iki aşığı anlatan bir romantik komedi olarak da izleyebilirsiniz, kitaptan izler arayarak da…

    Çılgınlar Kraliçesi ve Beyazperde farkı

    Türkiye’de ilk kez “Çılgınlar Kraliçesi” adıyla 1963’te gösterilen, sonraki yıllarda TRT sayesinde kitlelere ulaşan “Breakfast at Tiffany’s” filminin kitaba pek sadık kaldığı söylenemez. Film, Truman Capote’un aynı adlı romanından uyarlanmış olsa da, bazı önemli değişiklikler içerir. Hollywood’un altın çağına damgasını vuran bu film, romanın temel öğelerini korurken, özgün bir yorum da sunar.

    Kitap ve film arasında en önemli farklardan biri, romanın tonu ve atmosferiyle film arasındaki farklılıklar olması. Roman, daha derinlemesine bir karakter analizi ve toplumsal eleştiri içerirken, film daha çok romantik-komedi unsurlarına odaklanıyor.

    Filmin yönetmeni Blake Edwards, romanın bazı karakterlerini değiştirmiş veya kaldırmış. Holly karakteri bile filmde daha naif ve romantik bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Filmde Audrey Hepburn’ün performansı, karakterin çekiciliğini ustaca yansıtırken, karmaşıklığını da kısmen yansıtıyor. Romanda Fred, anlatıcısı ve yazar kimliği ile çok önemli bir figür. Ancak filmin senaryosunda, bu karakterin rolü değişmekle kalmıyor,  George Peppard’ın canlandırdığı Paul Varjak adında başka bir yazara dönüşüyor.

    Bu arada film zamanında eleştirmenler arasında bazı tartışmalara da yol açmış. Özellikle Mickey Rooney’nin canlandırdığı Mr. Yunioshi karakteri, zamanla eleştirilere maruz kalmış ve kültürel duyarlılık açısından sorgulanmış. Bu karakter kitapta yer alsa da filmde o kadar karikatürize ediliyor ki; Mr. Yunioshi üzerinden Asyalıların aşağılayıcı bir şekilde tasvir edildiğini söyleyenlere hak veriyorsunuz. Gerçekten de dikkatli baktığınızda ırkçı bir yaklaşım sezebilirsiniz; hatta o yılların Amerika’sına gidip, Uzakdoğu’dan gelen göçmenleri düşünürseniz buradan bir tez konusu bile çıkar. Ancak şunu söyleyebilirim ki; kitapta bir Japon fotoğrafçı var ama o kesinlikle Mick Rooney’in canlandırdığı kişi değil! Yani Capote bu konuda masum.

    Fonda unutulmaz “Moon River” şarkısı

    Breakfast at Tiffany’s görsel şöleni, unutulmaz performansları ve unutulmaz müziğiyle sinema tarihinde kendine sağlam bir yer edinmiş filmlerden biri. Filmde bizzat Audrey Hepburn tarafından seslendirilen Moon River adlı duygusal romantik şarkı bol ödüllü besteci Henry Mancini’ye ait, sözlerini de Johnny Mercer yazmış. Bu şarkı Mancini ve Mercer’a hem Oscad hem de Grammy ödülünü kazandırmış.

    Bu arada yazının sonuna gelmişken en büyük spolier’ı da vereyim: Romanın sonu, filmdeki gibi değil. Filmde daha romantik mutlu son tercih edilmiş. Kitapta zaten Holly ve Fred arasındaki ilişki çok daha karmaşık. Ayrıca filmde Holly’nin geçmişine, çocukluk yıllarına, yaşadığı zorluklara pek değinilmiyor. Holly’i daha yakından tanımak isterseniz kitabı okumanız gerekiyor.

    Tabi bu değişiklikler filme değerinden bir şey kaybettirmiyor, hele de üzerinden bunca zaman geçmişken. Sinema ve edebiyatın dinamiklerinin farklı olması her zaman, bir eserin tıpatıp anlamını mümkün kılmıyor. Ben önce filmi izleyip, sonra kitabı okumuştum. Tiffany’de Kahvaltı ile ilk kez tanıyacaklara tavsiyem, önce kitabı okumaları, daha sonra filmi izlemeleridir. Tersini yapsanız bile aynı keyfi alacağınıza eminim…

    H. Nilgün Karataş

    Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden “gazetecilik yapmayacağım” diyerek mezun oldum ve yıllarca Milliyet, Dünya, Günaydın, Akşam, BusinessWeek Dergisi, Para Dergisi ve Hürriyet Gazetesi’nde “çok severek” çalıştım. Uzmanlık alanım ekonomi gazeteciliği olmasına karşın kitaplar ve filmler beni her zaman büyüledi, hayatı onlar üzerinden çözümlemeyi sevdim. Hep yazdım, çok yazdım; ilk yayımlanan romanım Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar oldu, Halen Suare Dergi, Bianet, Distopya ve Yeni Sinema Dergisi için yazarken öykü, roman ve senaryo çalışmalarımı da sürdürüyorum. Bu arada ikinci üniversite olarak İstanbul Üniversitesi’nde Felsefe Bölümü öğrencisiyim.

    YAZARIN TÜM YAZILARI
    yazar

    Related Posts

    Canavar’ın ‘saf’ değişimi ve dönüşümü

    Ağustos 12, 2026 BURAK SOYER

    Gotik Mimari: Gotik edebiyatın görkemli yapıları

    Ağustos 10, 2026 Edebiyat

    Elsa Morante’nin iki eseri aynı anda Türkçede

    Ağustos 5, 2026 Edebiyat

    Anlama giden yol: Sembolizm

    Ağustos 3, 2026 BURAK SOYER
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    The Bad Plus veda turnesi için 16 yıl sonra Salon’da

    Ağustos 24, 2026 KÜLTÜR - SANAT

    Çağdaş cazın özgün topluluklarından The Bad Plus, 12 Eylül’de Fiba Salon İKSV sahnesine konuk oluyor.…

    Eskişehir’de festival zamanı: Porsuk kıyısında beş gün

    Ağustos 24, 2026

    Ayvalık Uluslararası Film Festivali beşinci yaşını dünyanın öne çıkan filmleriyle kutluyor

    Ağustos 17, 2026

    Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

    Ağustos 13, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    ÇİFTER ÇİFTER

    Kasım 1, 2025 SUARE ÖYKÜ DERGİSİ

    TUBA AĞACI’NIN GÖLGESİNDE GÖĞE KÖK SALAN BELLEK

    Ekim 1, 2025 SUAREMAG

    KIRILMADIM

    Mart 1, 2026 SUARE ÖYKÜ DERGİSİ
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    The Bad Plus veda turnesi için 16 yıl sonra Salon’da

    Ağustos 24, 2026

    Eskişehir’de festival zamanı: Porsuk kıyısında beş gün

    Ağustos 24, 2026

    Ayvalık Uluslararası Film Festivali beşinci yaşını dünyanın öne çıkan filmleriyle kutluyor

    Ağustos 17, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.