Sinan Cem Çamözü
James McTeigue’in yönetmen koltuğunda oturduğu V for Vendetta’nın unutulmaz “hatırla” repliği bize ne çok şey hatırlatır. Son derece baskıcı bir toplum düzenininde yaşayan, ancak bir yerden sonra itaati isyana dönüştüren maskeli kalabalıklar. Fildeki maske önemli bir sembol; yalnızca kimliği gizlemiyor, bireyi çoğullaştırıyor. Bir yüz kaybolduğunda, yerini başka yüzler alabilir dedirtiyor. Böylece isyan kişisel olmaktan çıkar ve kolektif bir hâl alıyor.
Hatırlarsanız film 2005’te vizyona girdiğinde sadece politik bir distopya sunmamıştı sinema severlere; korkunun ve özgürlüğün kodlarını anlatmıştı. Film izleyince aklımızda şunlar kalmıştı: İnsanların çoğu, itaatin güvenli olduğuna inanır. Çünkü düzenin içinde kalmak daha az risklidir. Kurallara uymak, soru sormaktan daha kolaydır. İtaat yalnızca baş eğmek değildir. Aynı zamanda sessiz kalmaktır. Yanlış olduğunu bildiği bir şeye rağmen konuşmamak, insanın zamanla kendi iç sesini kaybetmesine neden olur.
Bu nedenle V for Vendetta, hem politik bir bir anlatıdır hem de daha fazlası. Film, bize aynı zamanda bireyin korkuyla kurduğu ilişkiyi inceler. İnsanların güvenlik uğruna nelerden vazgeçebileceğini gösterir.
Film, totaliter bir İngiltere’de geçiyor. Toplumun üzerine çöken o ağır sessizliği, Natalie Portman’ın hayat verdiği Evey Hammond karakterinin gözlerinden izliyoruz. Evey, sistemin çarkları arasında sıkışmışken yolu gizemli V ile kesişiyor. Hugo Weaving’in muazzam bir karizmayla canlandırdığı V, sadece bir kanun kaçağı değil; baskının normalleştiği bir dünyada insanlara “Hatırla!” diyen bir figür. İkinci paragrafta konuya girersek; film aslında insanların konuşmaktan çekindiği, korkunun kahvaltı masalarına kadar sızdığı bir atmosferde, bir uyanışın fitilini ateşliyor.
Asıl mevzu sadece bir sisteme “hayır” demek değil, insanların neden bu kadar kolay itaat ettiğini anlamak. Kabul edelim; baskı her zaman kapınızı kırarak gelmiyor. Bazen “güvendesin” illüzyonuyla, bazen de “aman düzen bozulmasın” konforuyla ruhumuza yerleşiyor. Özgürlüğümüzden vazgeçtiğimizi fark etmiyoruz bile, çünkü sistem bize bunun normal olduğunu kodluyor.
Bir toplumun en büyük hatası, yanlış olanı “doğal bir süreç” gibi görmeye başlamasıdır. İşte film, bu sessiz kabullenişi tersine çeviren o isyanı anlatıyor. Otorite sadece kaba kuvvetle değil, bizim onayımızla ayakta kalıyor. Biz sustukça onlar güçleniyor. Ama V’nin de dediği gibi; fikirlerin kurşun işlemez olması, isyanın önce zihnimizde başladığının kanıtı.
Buradaki maske sadece bir kimlik gizleme aracı değil; bir “open source” (açık kaynak) hareketi gibi. Bir yüz kayboluyor, yerine binlercesi geliyor. İsyan kişisel bir hırstan çıkıp kolektif bir bilince dönüşüyor. Belki de bu yüzden film sadece bir devrimi değil, zihinsel bir formatı anlatıyor. Toplumun değişmesi için önce bizim o derin sessizliği bozmamız gerek. İsyan her zaman sokaklarda başlamaz; bazen sadece bilgisayar ekranını kapatıp kendimize sorduğumuz o ilk soruyla başlar: “Bana öğretilen bu düzen gerçekten doğru mu, yoksa sadece bana mı öyle geliyor?”
V for Vendetta, sessiz bir kabulün içinden yükselen bir isyanı anlatır. Film yalnızca maskeli bir adamın hükümete karşı savaşını değil, korkuyla şekillenmiş bir toplumun kendi iradesini yeniden hatırlama sürecini işler. Filmdeki dünya, güvenlik adı altında kontrol edilen bir düzene sahip. İnsanlar belirli sınırlar içinde yaşar. Kurallar sorgulanmaz, haberler tartışılmaz, korkular sürekli canlı tutulur. Çünkü korku, yönetmenin en kolay yoludur. Korkan insanlar özgürlük istemez; yalnızca güvende kalmak ister.
Film bize çok net anlatır ki; itaati oluşturan şey yalnızca güç değildir. İtaat, çoğu zaman belirsizlikten kaçma arzusudur. İnsanlar karar vermekten yorulduğunda, düşünme sorumluluğunu başka bir otoriteye bırakır. Böylece özgürlük bir seçim olmaktan çıkar.
Aslında mesele, maskenin ardında kimin olduğu değil; o maskeyi takmaya ne zaman ihtiyaç duyduğumuz olabilir mi?
Belki de film bu yüzden yalnızca bir devrimi değil, zihinsel bir uyanışı anlatır. Çünkü bir toplumun değişmesi için önce bireyin kendi sessizliğini kırması gerekir.
İsyan her zaman sokakta başlamaz. Bazen yalnızca bir soruyla başlar:
“Bana öğretilen şey gerçekten doğru mu?”


