Fatma Maksude Kılınç
Uyandı, dışarıdan gelen ışıktan gözleri acıdı, hemen kapadı. Yine tadı yok belli, şimdi “sebebi kesin ışık,” der. “Nerede aydınlık varsa bil ki orada acı da vardır,” der hep. “Çünkü her şey ortadadır, saklanma, kaçma şansın yok, her şeyi, her detayı görürsün, kalbin acısa da görürsün. Ben karanlıkları sevenlerdenim. Ruhum da karanlık benim, anca uyuşuyorum karanlıkla…
“Deli bu, tam deli ama doktorlar nedense öyle demiyor. “Karışmayın, empatisi yüksek, ruhu ağır, derin düşünceli,” diyorlar, halt ediyorlar.
Pencere aralık kalmış bu soğukta, zayıf bir esinti belli belirsiz tülleri havalandırıyor. Beyazdı eskiden tüller, bunun içtiği sigara dumanından sararmış, çok kirli. Amaaan yıkayasım da yok, nasılsa yine kirlenecek. Terlikleri ne çok eskimiş. Yenisini istemez inşallah. Topukları çatlak, dün gece baş parmağının tırnağını patlatmış bu kez, yine sarhoşken. Bir kafa patlar, bir tırnak… Kesin bir yerlere vurdu ama hatırlamıyor. Babamızı çiftlik evinin samanlığında tavanda sallanırken gördüğünden beri hayretmedi zaten. O görüntü peşini hiç bırakmıyor. Hem acıyorum hem de kızıyorum. Acıma duygum sık sık öne çıkıyor, bugünkü gibi.
Geldi karşıma oturdu. Yüzünü yıkamış ama akşamdan kalmalığı o kadar belli ki. Islak kirpikleri yanık yanık. Bana bakıyor, gözünü kırpmadan. Gözleri çok pörtlek, bazen korkuyorum. Ondan ışığı sevmiyor bu. Yutuyordur resmen o gözlerle ışığı. İçinde esaslı bir savaş sürüyor, belli. Belki de bir şeyler diyecek ama diyemiyor. Bu kadar içmesen diyeceğim ama akşamkinden beter kavga edeceğiz. Buna gücüm yok.
– Kahvaltı ister misin?
– Hayır, midem bulanıyor.
– Peki hazır bırakayım mı?
– Hayır, kedi dolaşır masanın üstünde. Zaten bulanığım, Bir şey istemiyorum. Kedin de tekme yemesin benden, topla.
– Sakın onu elleme emi. Ben çıkacağım. Akşam gelirken bir şey getirmemi ister misin?
– Şişem bitti. Litreliklerden bir tane al.
– Almayacağımı biliyorsun. Artık içme.
Sonunda gitti. Kahvaltı yap. Kediyi elleme. Yüzünü yıka. Artık içme… artık içme… artık içme… Çıldıracağım. Soğuk. Bulanıyor içim. Kusacağım. Işık istemiyorum. Karanlık bir kuyu olsa, içine düşsem kafa üstü çakılsam hatta. Bir daha çıkmasam hiç yukarıya, orada ölsem. Baban gibi mi? Hayır, hayır. Git baba, git. Artık görmek istemiyorum seni. Her yerde karşımdasın. Neden gittim çiftliğe o sabah, neden? Bak gördün mü o gün ne çok güneş vardı, apaydınlıktı ortalık. Nerede bu şişe, dibinde hiç kalmamış. Rüzgâr başımı ağrıtıyor benim, içki değil. Bakkala seslensem, verse mi bir şişe? Şimdi bu yine çok kızar bana. Yok, onun çenesini çekemeyeceğim. Nevin gelse. Karşıma otursa, yeşil gözlerine dalsam. Kuyu olsa bana. Güzel memelerine yaslanıp uyusam, hiç uyanmasam. Ama artık o da yok, yok…
Havasızlık. Uzun zamandır, sanki kimse konuşmamış gibi evde. Kimse gülmemiş gibi. Yemek masasının üzerinde onlarca ilaç şişesi. Giderken kahvaltıyı toplamış ama ilaçları öylece bırakmış. Hiçbiri iyi gelmiyor oysa. Hepsini kürekle toplayıp sokağa atayım. Kusacağım ben, ilaçları istemiyorum. Bakkalın salak oğlu alsa bunları, karşılığında bana bir şişe verse. Annem ben küçükken, babamın eskilerini verir mandal, leğen alırdı. Takasın en güzeli. Biz de bu aklı evvelle bir anlaşsak, ben ona ilaçları versem o da bana zuladan bir büyük şişe. Bulantı artıyor. Soğuk da artıyor. Sobayı yakmamış. Dün, içindeki alkol seni ısıtır, soba yaktırma bana demişti. Yok evvelki gündü. Hangi gündü önemli mi? Bana soba yakmak istemedi. Annesizlik böyle bir şey işte. Ablalar işe yaramıyor. Boş ver, yine de iyi katlanıyor bana. Ben olsam bana hiç katlanamam. Üç kuruş maaşla etten çok rakı alıyor. Bense tekme tokat…
Bunaldım ben, soğuk her yer. Ayaklarım da buz, ruhum da. Kusacağım, sol kaşımdaki derin yara izi ağrıyor, ayak baş parmağım kanamış, zonkluyor. Kablo yeşildi, kesip aldım babamı. Kilit de kırıktı. Girebildim içeri. Ama kırardım ki, babamı bildim çünkü. Anladım her şeyi. Gölgesi söyledi.
Babamı bildim ama kendimi bilemedim ben. Gölgesine de sarılamıyor insan babasının. Kusacağım. Yerdeki kilim ne soğuk. İyi ki annemi götürmemişim çiftliğe. E ne oldu? Hastaydı kadın zaten. Bugün, yarın derken. Babamın önce gitmesine bu kadar kızılır mı? Kızılır! Her şeye kızılır. Kusmaya da kızılır, kendine de kızılır hem de çok kızılır.
Annem sağmış gibi, bembeyaz bir yatağın hayalini kuruyorum. Sessiz bir odanın. Bir boşluğun, içine düşülen. Sabun kokusuna karışmış anason kokusunun. Bir sıcaklığın. Neresi olursa, nasıl olursa, bir sıcaklığın. Gölgesine de razıyım babamın. Sarılmasam da olur.
Bakkalın çırağı gelsin, yoksa kusacağım. Tahammülüm yok bugüne. Gelsin hıncımı önce ondan alayım. İlaçları görünce susar zaten o. Burada da var yeşil kablo, kalanı getirdim, önce onu bağlarım. Sonra kendimi bağlayamam ama, bilemedim şimdi. Gelirken bir büyük getirirse onu da bağlamam. Baba bari gölgeni gönder. Işık istemiyorum hiç, hiç istemiyorum, başımı ağrıtıyor.
Kendi kendime konuşuyorum hep. Çocukluğumun diliyle. Böyle yaşlandım ben. O gün, yüzümü yasladım güzel göbeğine, kokusunu çektim içime. Benden bu kadar uzun olmasını sevdim. Benim babam çok büyük, çok güçlü… Sonra çıktım dışarı güneşe, ağzı köpüklü, çılgınca havlayan köpeklerin kulaklarını okşadım. Yok yok merak etmeyin babam iyi, dedim. Asıl o gün yaşlandım.
Bak yeşil kablo orada kaldı öylece, masanın üzerinde, ilaçların yanında, yalnız, kimsesiz. Ama ilaçlar da iyi fikir, yorgunluk olmaz, ilaçların hepsi bana kalsın, şimdi tam vakti.

Fatma Maksude Kılınç, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-TV Ana Sanat Dalı mezunudur. Daha çok senarist olma hedefiyle okurken, on iki eylül karanlığında, reklam yazarlığına mecbur kaldı. İzmir Reklamcılar Derneği’nin ilk ve tek kadın başkanı oldu. Kitvak kurucularındandır. İlk yazarlık yıllarında iki çocuk radyo oyunu TRT’de yayımlandı. Atilla İlhan’ın şiirlerini beğenmesiyle Sanat Olayı’nda şiirleri yayımlandı. İki şiir dosyası var ama yayınlatmaya korkuyor. İzmir’de çeşitli gazetelerde köşe yazarlığı yaptı. Son dönemde kadın yazarlardan oluşan bir grupla üç öykü seçkisinde yer aldı. Distopya dergisi editörlerinden. Bir kızı ve iki minik oğlan torunu var.


