Close Menu
    Son Eklenenler

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Perşembe, Nisan 30
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      1 KAVRAM 10 DÜŞÜNÜR: Varoluşun On Yüzü

      Ağustos 2, 2025

      Ulus Baker: Kısacık hayatına çağları sığdıran ‘birisi’

      Temmuz 12, 2025

      Institut français, Fransız yazar, felsefeci ve filolog Barbara Cassin’i ağırlıyor

      Şubat 25, 2025

      Sade Yaşamın Gücü: Epikür ve Tao’nun izinde sadeleşmek

      Aralık 7, 2024

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Yeni Eril: Dr. Nil Keskin’den kapsamlı bir dönüşüm rehberi

      Mart 4, 2025

      Cansel Oruç’un ‘Başarmaktan Korkma’ kitabı okuyucuyla buluştu

      Aralık 26, 2024

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      “Bir ‘teselli’ ver…”

      Nisan 20, 2026

      Sandviç Kuşağı: Arada Kalmışlık

      Nisan 19, 2026

      Var ol! Kelime büyücüsü çok yaşa!

      Nisan 15, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

      Nisan 27, 2026

      Filiz Çiçek’ten adalet ve intikam romanı: Kayıp Ada ve Şeytanları

      Nisan 22, 2026

      Adını Sen Koy: İki farklı zaman, iki farklı kadın ve benzer bir hikaye

      Nisan 21, 2026

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      Ayın Şarkıları: MART AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Mart 8, 2026

      İş Sanat’ın Parlayan Yıldızlar konserleri devam ediyor

      Ocak 15, 2026

      AYIN ŞARKILARI: OCAK AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Ocak 1, 2026

      Sanatın özgür ruhlu bilgesi Patti Smith İstanbul’a geliyor

      Aralık 14, 2025

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Nisan 12, 2026

      Sibel Kırcadere Uslu ile İsmi Olmayan Hikayeler

      Mart 16, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lll

      Mart 16, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Río Sur, Pera Müzesi’nde

      Ekim 16, 2025

      Dalí’nin Tavşan Deliği: Bir romanın resme dönüşen rüyası

      Haziran 12, 2025

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nden ücretsiz sergi turları

      Şubat 20, 2026

      Isabel Muñoz’un Göbeklitepe fotoğrafları Berlin’de

      Şubat 10, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Palu Ailesi skandalı belgesel oldu

      Nisan 10, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      İstanbul Film Festivali 9-19 Nisan’da sinemaseverlerle buluşuyor

      Mart 24, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Sahnede paranormal bir deneyim: “Geceyarısı Hayaleti” başlıyor

      Mart 19, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

      Nisan 29, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

      Nisan 27, 2026
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Vildan Külahlı Tanış: Kelimeler efsunlu nesneler gibidir

      Nisan 11, 2026

      Ebru Karaayvaz’dan ağlarken güldüren kitap: Reçeteye Mizah Ekledim

      Mart 9, 2026

      Bozkurt: Yeni nesil yayıncı Toros, kitabı sadece basılı ürün gibi görmüyor!

      Mart 2, 2026

      “Gençler Nereye?” kitabının yazarı Tuğçe Tatari: Türkiye gençlerini duymuyor ve görmüyor

      Şubat 27, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      Don Quixote’un zırhı: Dünyaya karşı giyinmek

      Ocak 10, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Pablo Neruda: Aşkın, kavganın ve sessiz coğrafyaların şairi

      Temmuz 12, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      Vildan Külahlı Tanış: Kelimeler efsunlu nesneler gibidir

      Nisan 11, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Suare Öykü
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » AFİYET OLMALI
    Alperhan Benlioğlu

    AFİYET OLMALI

    Mayıs 1, 2025Yorum yapılmamış9 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Alperhan Benlioğlu

    “Lezzetin tarifini makineler ezberledi, ama açlığımız yine de geçmedi.”

    Gelişen teknolojiyle birlikte mutfaklar steril laboratuvarlara dönüşmeye başladı. Çok yakında yemekleri insanların değil, çelik parmaklı, duygu yoksunu aşçılar pişiriyor olacaklar muhtemelen. Mükemmel oranlar, hatasız dilimler, algoritmik baharat dengesi… Ama hiçbir lokmada geçmişin kokusu yok. Gastronomi, duygunun değil datanın eline geçti. Ve biz, insansı robotların kusursuz menülerine bakarken, annelerimizin ocak başındaki sessiz duasını özlemeye başladık bile…

    ***

    Sırt sırta vermiş günün yoğunluğunu çadır içindeki küçük televizyona bakarak atmaya çalışıyorlardı. Kamuflaj için suratlarına sürdükleri boya terle birleşmiş ürkütücü bir hal alarak boyunlarına doğru akmıştı. Genelde televizyona bakma nedenleri kadın spikerleri izleyip üzerine senaryolar üretip eğlenmek olsa da bu akşamüstü hepsi ekrandan gelip çadırın soğuk duvarlarında yankılanan kelimelere kitlenmiş durumdaydı. Teknoloji devi firmanın CEO’su uluslararası arenada savaşacak insanımsı robotların hazır olmasına rağmen halen insanlık buna hazır olmadığı için ürünü ticarileştiremediklerini anlatıyordu.

    Sigarasının kalan son zerresini yere atıp üzerine basan rütbeli asker “Yine de ordunun içine robot satmayı başarmışsınız şerefsizler” diyerek inledi.

    Yerde oturanlar önce bir anlığına arkaya dönüp bakıp daha sonra yüzbaşının açtığı konuyu tartışmaya başladılar. Çadırın içini yalayan rüzgarın uğultusu yerini konuşmaların yankısına bırakmıştı. İki aydır birlikte görev yapan robot aşçıya alışmaya çalışıyorlardı. Savaşacak asker bulmak zordu ve bulunan bu askerleri yemek pişirmede harcamak aptallık olurdu. Aşçı robot üç kişinin yaptığı işi hiç söylenmeden tek başına yapabiliyor aynı zamanda üstün algoritması sayesinde elindeki kaynakları en iyi şekilde kullanabiliyordu. Aşçı robot sevkiyat birimine özel ağ ile bağlı olup hangi malzemenin ne zaman gelebileceğini buna uygun olarak da hangi yemeğin hangi süreçle daha efektif bir şekilde askere sunulabileceğini öngörebiliyordu. Robot aşçıların özelleşmiş insan iskeletine benzer görüntüsü başta yadırgansa da üniforma ve şapka ile yapılan vücut gizleme işe yaramış, askerler görüntüye alışmışlardı.

    Robot aşçının yarattığı verim, canını ortaya askerler tarafından yadırganmasıyla birlikte bir türlü istenilen kabullenmeye olanak sağlamamıştı.

    Askerler değil robotlar yok olmalıydı boş kovanların etrafa saçıldığı bomba yüklü arazilerde.

    Yemek zilinin çalmasıyla birlikte herkes yemek sırasına doğru yöneldi. Askerlerdeki gerginlik yüz kilometre öteden bile fark edilebilirdi. Robot sakin bir şekilde milimetrik olarak hesaplanmış ölçü kaplarıyla yemekleri dağıtıyordu. Ona ARSIZ ismini takmışlardı. İlk olarak Aşçı Robot’un baş harflerinden oluşan AR ismi ona duyulan sempati yokluğu ile kısa bir süre sonra ARSIZ ismine dönüşüvermişti.

    Yüzbaşı büyük bir dikkatle hem robotu hem de sırayı takip ediyordu. Yurtdışı topraklardaki psikolojik gerginlik, kendi iç bölgelerine göre daha büyük bir açmaza sürükleyebiliyordu insanı. Etraftaki gelişmiş ülkelerin çokluğu ve iş gücü sağlayacak nitelikli insan azlığı her an bir askerin ordudan kaçıp yeni bir ülkeye sığınmasına yol açabilirdi. Her işi yapabilecek güçlü bir asker ne olursa olsun farklı alanlarda uzmanlaşmış yeteneklere sahip robotlardan daha değerliydi sivil hayatta. Bir anda ön sıradan gelen bağırtı yüzbaşının sıranın önüne koşmasına neden oldu. Bir asker elinde yarısına kadar pilav olan metal tabakla karşısındaki robota bağırıyordu. Robotun yazılımındaki bir hata yemek az kalınca bir büyük kaosa yol açıyordu. ARSIZ tencerede kalan yemeği ziyan etmeden dağıtmakla yükümlüydü. Porsiyon miktarı belli olduğu için son kalan porsiyon bazen tamdan biraz az olabiliyordu. Yeni tencereye geçip eksiği tamamlama gibi bir yeteneği olmadığı için de dağıtımı kusursuz yapamıyordu. Yine kodlama mantığında olan “savaş durumu az sarfiyat” için tencere dibinde ne kaldıysa onu verecek şekilde hareket ediyordu.

    – Bu orospu çocuğu yüzünden aç kalacak değilim. Tam versin pilavımı!

    Yüzbaşı özel gözlüğünden askerin ruhsal değerlendirmesini görerek, sinir katsayısını analiz ediyor ve hangi risklerin ortaya çıktığını değerlendirebiliyordu. Geç kalmadan müdahale ederek askeri sıradan çıkarttı. ARSIZ’a bir tabak daha koymasını emretti. Teknoloji şirketleri her zaman patronun kim olduğunun bilinmesinin en büyük Ar-Ge çıktısı olduğunu bilerek hareket ediyorlardı. Robotlar da en rütbeli kişinin her dediğini yapacak şekilde programlanmış oldukları için bu tarz sorunlar başlamadan engellenebiliyordu. İkinci tabağını alan asker birkaç küfür daha savurarak çadıra doğru yürüyerek bulduğu ilk yere çöküp sessizce yemeğini yemeğe başladı. Ne kadar kızgın olsa da yemeğin çok lezzetli olduğunu herkes biliyordu. Ünlü şeflerin tarifleri hassas ayarlarla yüklenmiş, hataya yer bırakmayacak şekilde yemeklerin hazır edilmesi sağlanmış oluyordu.

    ARSIZ ne kadar iyi yemek pişirebilirse pişirsin sevkiyatlardaki sıkıntı tatsız bir hale gelmeye başlamıştı. Drone ile gıda nakliyesi sebze ve meyvelerin bozulmadan hızlıca ulaşmasını sağlıyordu. Üstelik de tır ile yapılan sevkiyatlardaki olası saldırılardaki can kaybının da önüne geçiyordu. Ancak drone’ların yükseklik menzili drone savar olarak kullanılan haberleşme kesicileri durduramıyor, bir şekilde fark edilen drone’lar basit bir şekilde düşürülüyordu. Evet insan kaybı yoktu ama kaybedilen gıda olduğu gibi düşmanın eline geçiyordu. Dondurulmuş ve presslenmiş et sevkiyatlarının başlamasıyla sıkıntının çözüleceği ön görülüyordu. Neredeyse bir tır yüklü et minimalize edilerek birkaç drone ile gönderilebilecekti. Titreşimle yapılan sıkıştırma, drone tarafından yapılacak fırlatmayla titreşimin kesildiği anda tonlarca etin teslim edilmiş olmasını sağlayacaktı. 

    İki gündür atılan pusular ve ufak tefek çatışmalar askerler için bir dinlenme molası olmuştu. Fazla hareketlilik yoktu. Tek tedirginlik hükümetlerin birbirlerini suçladığı yasal olmayan robot kullanımı dedikodularıydı. Askerler puslu gecelerde, attıkları her pusuda, kırmızı gözleriyle kendilerine koşan metal iskeletler görecekleri tedirginliği yaşasalar da henüz hiçbir ülke bu yasağı ilk delen olma cesaretini gösterememişti. Kahvaltıda kavurma çıkması yaşanan sakinliği neşeye bırakmıştı. Uzun zamandır et yemeyen askerler 2 günlük pusu dönüşü gördükleri güzel sürprize sevinmişlerdi. 

    – Demek sonunda et sevkiyatını başardı bizimkiler.

    ARSIZ cevap vermek yerine sıradaki diğer askerin yemeğini koymaya başladı. “Dün gece sevkiyat gelmiş, çok yüklü değil ama bir süre protein ihtiyacımızı karşılar”. Başka bir askerin yumurtalı et parçası saçan ağzından çıkan sözler diğer askerlerin kulaklarında çınladı. 
    – Bu presslenme işi de nereden çıktı. Etin tadı tat değil.
    – Her şeye söylenmeyi kesin!

    Yüzbaşı her zamanki gibi şikayetlere izin vermeyeceğini belirtmişti. Kendi de memnun olmayan bir ifadeyle sadece hayatta kalmak istermiş gibi ağır ağır eti çiğnemeye başladı. Böyle durumlarda konuyu değiştirmenin daha akıllıca olduğunu bilirdi.
    – Herkes tamam mı? Neden sayımız az?

    Yüzbaşı bunu söyleyene kadar kimse bunu fark etmemişti. Herkes kafalarını yukarı aşağı oynatarak saymaya başladıktan kısa süre sonra iki kişinin eksik olduğunu anladılar. Pusuya giderken varlar mıydı acaba? Kimsenin emin olamadığı bir soruydu bu. Artık otomatikleşen pusu operasyonlarında ikişerli olarak ayrılarak sıra ile dağın belli bölümlerine diziliyorlardı. Yüzbaşı dönüş yolunda herkesi tek tek saymadığı için panik duygusuna kapılmış halde ayağa fırladı. Bir süredir gündoğumu ile birlikte zayiat vermemek için ayrı ayrı dönüyorlardı. İkişerli gitmiş ve ikişerli dönmüşlerdi. Görünen o ki ikişerli ekiplerden biri dönmemişti. Belki de hiç gitmemişti. Sinirle yere tükürdü yüzbaşı.
    – Kayıp olanlar kim?

    Yüzbaşı sinirden çıldırmış halde herkesin yüzüne bakıyordu. Sanki askerleri künyelerinden değil de yüzlerindeki izlere bakarak tanıyormuş gibiydi. Bazılarında ufak tefek izler olsa da bazı askerler gerçekten ciddi yaralanmalar geçirebiliyordu.
    – Bizim yaralı yüzler kayıp komutanım

    Arkalardan bir asker ağzında tuttuğu kürdanı çıkarma gereği duymadan yalandan bir saygı duruşu ile yüzbaşıya seslenip geri yerine oturdu. Yüzbaşı önce askere sonra onu doğrulamak ister gibi tek tek diğer askerlerin yüzüne baktı. Asker haklıydı. İki yaralı yüzü olan iki badi asker kaybolmuştu.

    Firar etmiş olmaları çok olasıydı. Komşu ülkelerden herhangi birine iltica edip yepyeni bir hayata başlamış olmalılardı. İstemese de içten bir haset duydu. Ne iş yapacaklardı acaba? Büyük havuzu olan büyük bir villada bahçıvan olduklarını hayal etti. Bikinili ev sahibesini izleyip, beyinsiz insanların asla onaramayacakları ufak tefek aksaklıkları gidereceklerdi.

    Yüzbaşı yerine oturup askerleri tekrar süzdüğünde hepsinin aynı şeyi düşündüğünü anladı. Umarım bu bir kaosa sürüklemezdi birliği diye iç geçirdi. Artık ikişerli pusu atma işi ölümcül bir saldırıdan daha riskli olmuştu. Herkesi göz önünde tutmak zorundaydı. Gece bulutların arasından sıyrılan büyük dolunayın ışığıyla kendini derin bir sessizliğin kucağına bıraktı.

    Rüyasında büyük bir bahçe hortumuyla havuzu suluyor ve bunun ne kadar saçma olduğunu düşünüyordu. Bikinili ev sahibesi ise robotun verdiği kokteyli içerken onunla birlikte kendisine gülüyorlardı. Aptal insan, aptal insan diye kahkahalar atmasına rağmen bir türlü havuzu sulamaktan vazgeçemiyordu. Uyandığında çişinin geldiğini fark etti. Aynı zamanda ter içinde kalmıştı. Ayın yarattığı beyaz güzellik çadırın arkasından bile belli oluyordu. Kaçak askerler aklına geldiğinde canı sıkıldı. Robot aşçıyla konuşarak askerlere keyifli bir yemek pişirttirip, keyifli bir organizasyon yapmanın mantıklı olacağını düşündü. Evet bir yemek eğlencesi askerlerin tekrar keyfini yerine getirebilirdi. Botlarını ayağına geçirip kaslı kollarına yakışır dar tişörtüyle dışarı çıktı. Belinde sadece iri av bıçağı vardı. Mutfak çadırı boştu. Bu dangalak robot da mı kaçtı acaba diye düşünmeden edemedi. 
    – Hey ARSIZ neredesin?

    Hiçbir ses yoktu. Dinlenme modunda ya da şarjda olabileceğini düşündü. Her ne olursa olsun o metalik kıçını buraya getirip istediği yemeği yapacaktı. Mesanesindeki baskı tekrar çok çişi olduğunu hatırlattı ona. Sahra tuvaletine gitmektense dereye doğru yürüyüp biraz daha hava almak istiyordu. Kuru ağaç dallarını iterek eğimli patikadan aşağı doğru yürüdü. Dolunay sanki geceyi aydınlatmak için ısrarla ışıyordu. Kayan toprağa aldırmadan hızlı adımlarla aşağı doğru yürüdü. Uzun yürüyüşleri severdi ama çişi çok da fazla yürümesine izin vermeyecek gibi daha da zorlamaya başladı. Dereye işemeyi sevse de bu kez suyun çıkardığı ses yerine ağaç gövdesinin çıkaracağı tok sese razı olmaya karar verdi. İşemeye başladığı anda uzaktaki karartıyı gördü. Robot olduğundan şüphe duyulmayan bir beden kıvrılmasıyla ileride bir silüet yerde oturmuş ibadet eder gibi arkası dönük duruyordu.

    Ne iş çeviriyor bu geri zekalı, diye düşünmeden edemedi. Bu da mı suya işemeyi seviyor, diye düşündü ve kendi esprisine gülmeye başladı. Daha sonra robotun üzerine işediğini düşünerek daha çok güldü. Sinirleri bozulmuştu. Üstünü düzeltip eline sıçrayan damlaları ağacın gövdesine kuruladıktan sonra yavaş adımlarla robota yaklaşmaya başladı. İğrenç bir koku genzini doldurdu. Her attığı adımda tuhaf bir koku onu daha da zorluyordu. Dizleri üzerine kapanmış robotun şekilsiz bedeni elinde bir satırla kesim yaptığı hissiyatı uyandırıyordu. Son gelen sevkiyatı parçalıyor olmalıydı. Sıkıştırılmış etlerin bu kadar kötü kokacağını düşünmemişti. ARSIZ bundan dolayı uzak dere ağzını seçmiş olmalıydı. Ne kadar kızarsa kızsın işte çok akıllıydı robotlar. 

    – Hey ARSIZ!
    Yüzbaşı 2-3 metre ötesinde duran robota bakarak olduğu yerde donup kaldı. Zaman durmuş sonra da saniyeler binlere bölünmüş gibiydi sanki. Robot satırla kesim yapmayı bırakmış sakin gözlerle yüzbaşına bakıyordu. Yaralı yüzlerinden kayıp askere ait olduğu şüphe getirmez iki kafa robotun biraz ilerisinde beyazlamış gözleri ve sarkmış dilleri ile ayın karanlık yüzünü izliyorlardı. Yüzbaşı karnına oturmuş ağrının, ağzına doğru hızla hareket eden dalgasını bastıramayarak kusmaya başladı. Üzerindeki etlerinin yarısı sıyrılmış bir bacak robotun önünde dururken diğer tarafta üzerinde hiç et kalmamış kemik yığını yer alıyordu. Robot elinde tuttuğu içi et dolu metal sepeti tutarak ayağa kalktı ve kusan yüzbaşının yanına geldi.

    – Komutanım görevim her ne pahasına olursa olsun askerlerimizi aç bırakmamaktadır.
    Tekrar arkasına dönerek yaralı iki yüze baktı.
    – En bozuk olanları seçtim. Bu konuda içiniz rahat olsun lütfen.

    Yüzbaşı aç bir kurt gibi hem sinirli hem de tiksintiyle dolu bir ifadeyle dört ayak üzerinde kafasını kaldırarak güçlükle robota baktı. Her an uluyacak gibi bakıyordu.
    – Yarın ne pişirmemi istersiniz komutanım? Sadece bu akşam değil, her akşam afiyet olmalı.

    Alperhan Benlioğlu, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü ve Anadolu Üniversitesi İktisat Bölümleri’nden mezun olduktan sonra kariyerine Hacettepe Üniversitesi’nde MBA ile devam etti. Aselsan’da 12 yıl Proje Yöneticisi olarak görev yaptıktan sonra, kariyerini Prowin Danışmanlık’ta Genel Müdür Yardımcısı olarak sürdürüyor. Sinema ve edebiyat ile yakından ilgileniyor. “Sihirli Maceralar Kitabı”, “Bal Porsuğu Uzaylılara Karşı” ve “Hindistan Cevizine Ne Oldu?” isimli üç çocuk kitabı bulunuyor. Bugüne kadar şiir ve hikayeleri 10’un üzerinde farklı kolektif kitapta yer alırken, yazmaya devam ediyor.

    YAzarın diğer yazılar
    BİR BABA, BİR OĞUL BÜYÜTÜRKEN…
    SuareMag – Mayıs 2025
    SuareMag – Nisan 2025

    Alperhan Benlioğlu suaremag yazar

    Related Posts

    BEYAZ LEKE

    Nisan 3, 2026 SUAREMAG

    SÜSÜ AKMIŞ

    Nisan 1, 2026 Hakan Akdoğan

    ADALARDAN BİR YAR GELİR BİZLERE 

    Nisan 1, 2026 Gönül Yasemin Ölmez

    SON DANS

    Nisan 1, 2026 SUAREMAG
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026 Sanat

    Dolunay Kocabağ, New York’taki oyunculuk kariyerine yeni başarılar eklemeye devam ediyor. Sahne adıyla Luna Vintner…

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026

    Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

    Nisan 27, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    ZEYTİN AĞACININ FISILTISI

    Eylül 1, 2025 Elçin Çakmak Eraslan

    MÜHÜRLÜ CİLT

    Mart 1, 2026 SUARE ÖYKÜ DERGİSİ

    HİLEAVCISI

    Nisan 1, 2026 Gökbanu Sezi Çoskuner
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.