Mahinur Çenetoğlu

Gözleri aşka gülen taze söğüt dalısın, gel bana her gece sen gönlüme doğmalısın.
Özlem radyodan gelen bu harika şarkıyla gözlerini açtı. Annesi ve babasıyla birlikte on beş günlük kamp için geldikleri Ege’nin bu şirin kasabasında harika günler geçiriyordu. Yirmi beş yaşında kocaman bir kız olarak hâlâ ailesiyle tatil yapmasını annesinin onun kısmetini bağladığı düşüncesiyle esefle karşılasa da işi dalgaya vurup gönlünü rahatlatıyordu. Dün gece tanıştığı Soner’le yaşadıkları aklına geldi, önce rüya gördüğünü düşündü, yataktan fırladı odanın içinde birkaç tur attıktan sonra kendini yatağa fırlattı. Yastığa gömdüğü başını sağa sola sallayarak uzun uzun güldü. Kafasını yastıktan ayırdığında suratı kıpkırmızı olmuştu. Tam o anda annesi Şahika Hanım kapının önünde dikilmiş şaşkınlıkla yatakta debelenen kızına bakıyordu.
“Günaydın kızım, Hayırdır? Ne oldu beyaz atlı prensin seni almaya mı geliyor?”
Annesine yakalanmanın şokunu hemen atlatarak ayağa fırladı Özlem.
“Günaydın annecim, evet geldi ama ben annemden ayrılamam deyip geri gönderdim. Evlenmeyeceğim ben, evlenmeyeceğim böyle başına bela olacağım senin.”
Bunları söyledikten sonra kahkahalarla banyoya doğru yürüdü. Keyfine diyecek yoktu. Kim bilir belki de sonunda annesinin dilekleri gerçekleşecekti, Şahika Hanım duysa adayın soyunu sopunu iyice bir araştırır sonra da standartlarına uygun değilse kızını vazgeçirmek için kırk takla atardı. “Annem benim kısmetimi kapatıyor, bu sefer asla söylemeyeceğim asla.” Dedi yıkadığı yüzüne aynada gülümseyerek bakarken.
Birbirlerini görür görmez etkilenmişlerdi. Soner’in uzun boyu, dalgalı saçları, Özlem’in siyah uzun saçları, ince beli, yemyeşil gözleri birbirlerine bakıp kalmalarına neden olmuştu. Soner ve arkadaşları Özlem’in kaldığı kampın arkasına çadır kurmuşlar, duş, tuvalet, yemek ihtiyaçlarını bu kamptan karşılıyorlardı. Kampın her türlü işine de yardımcı oluyorlardı.
Özlem âşık olmuştu. Ya da uzun süredir gelen yalnızlığın sonunda öyle olduğunu zannetmişti. Annesine belli etmeden her dışarı çıkışında gözleri onu arıyor, onu görünce derin nefes alıp veriyor, yaşadığı duygudan son derece mutlu uçuş uçuş geçen zamanlar yaşıyordu. Kampın bitmesine sadece dört gün kalmıştı, o yüzden biraz telaşlıydı. Her yaz tatilinde geldiği bu kampta hayatının aşkını bulacağını söyleseler gülerdi, yirmi beş yaşının verdiği olgunlukla davranmak istese de sanki on sekiz yaşındaydı. Çiçekler, böcekler şarkılarla midesinde uçuşan kelebekler. Üç günlük kısa kaçamaklar sonunda o ağacın altında etrafında bir sürü mor renkli adaçayının olduğu bir yeşilliğin içerisinde genç adamın dizlerine yatmış, kalbinin sesini dinlerken bu kez bu güzelliği sonsuza kadar yaşatmak için kendine söz verdi.
Sonunda o gün geldi, yeni devre kampçılar geliyor, eskiler vedalaşıyor kampın önüne gelen otobüslere biniyorlardı. Özlem Ankara’ya doğru yola çıkan otobüsün içinde Soner’in ona verdiği pakete gülümseyerek bakıyordu. Kenardaki ağacın dibinde boynu bükük el sallamıştı, güya kamp çalışanı gibi… kimselere daha çok da Özlem’in annesine çaktırmadan diğer tatilcilerle vedalaşır gibi gözleri Özlem’i ötekilerden kayırarak bakmıştı. Özlem annesinin uyuklamaya başladığı anda Soner’in verdiği paketi açtı, içinden düşen mercan kolye gözlerinin dolmasına neden oldu. Ormandan kopartılmış birkaç dal mor renkli adaçayını paketin içine koymuştu. O koku Özlem’in kalbine oturmuş dört günlük sevgilisinden ayrılmanın hüznüyle koklamıştı. Altında telefonu ve adresi olan kırmızı kâğıda yazılmış küçük notta “Seni seviyorum Özlem, en kısa zamanda görüşeceğiz. Bekle beni,” diyordu.
Özlem sadece el ele tutuşup kaçamak öpücüklerle kalbini şenlendirdiği sevgilisini düşünerek Ankara’ya döndüğünde mutluluk yerini derin hasret ve üzüntüye bıraktı. Şahika Hanım onun bu adamla birlikte olmasına asla izin vermezdi, öyle kamp köşelerinde yaşayan ne idüğü belirsiz bir adama kız mı verilir? Diyecekti. O gece uyuyamadı Özlem, daha önceki sevdiği aklına geldi, üzüntü içinde bir sağa bir sola döndü durdu. Bir zamanlar çok sevmişti on sekiz yaşındaydı. Şahika Hanım bu işe şiddetle karşı gelmişti. “Benim kızımı doktorlar mühendisler isteyecek, bu yaşta ne aşkı? Acelen ne?” diyerek Özlem’i ilk aşkından ayırmıştı. Çok acı çekmiş sonrasında da hiç âşık olmamıştı. Rüyasında Soner’i gördü. “Bekle beni, geliyorum,” diyordu. Adım atıyor, atıyor bir türlü kavuşamıyorlardı, elini uzatıyor tam tutacakken metrelerce uzağa kaçıyordu. Kabuslar içerisinde ağlayarak uyandı. Annesi kapıyı açmış hayretle bakıyordu.
“Hayırdır kızım, geçen hafta gülerek, şimdi ağlayarak. Neyin var senin? Bana bak Özlem benden bir şey mi saklıyorsun sen?”
“Aman anne ya, yok bir şeyim, kötü bir rüya gördüm hepsi bu, sen de bana çocuk muamelesi yapmasan mı artık?”
Şahika Hanım söylenerek uzaklaştı. “Sen de biraz büyüsen mi acaba?” Özlem annesine şaşkınlık ve kızgınlıkla bağırdı. “Ben büyüdüm de sen farkına varamadın anneciğim!”
Bir hafta sonra kucağında taze toplanmış mor renkli adaçaylarıyla onu iş yerinin kapısında beklerken buldu.
“Soner! Hoş geldin. Döndün ha. Ben seni Eylül sonuna kadar kalırsın sanıyordum.”
“Bil bakalım neden döndüm?”
“Neden?”
“Sen bu çiçeklere bayıldın ya onları getirdim, hem de senin hasretine dayanamadım.”
Soner bunları söylerken neredeyse ağlayacaktı. Özlem adamın yüzüne baktı, yaşadığı mutluluğu kendi kendine bile söylemeye çekiniyordu. İki sevgili hasretle kucaklaştılar. Özlem “Sen burada bekle ben bugün için izin alıp geleyim olur mu?” derken etekleri zil çalıyordu. Amirinin karşısında süklüm püklüm bir şeyler geveledi, o gün için izin aldı ve Soner’in yanına adeta ışınlanarak döndü.
Akşam Özlem çok heyecanlıydı. Anne ve babasının karşısına elleri titreyerek oturdu.
“Anneciğim, babacığım sizlere bir haberim var. Ben evlenmeye karar verdim!”
Şahika Hanım o anda çay bardağını eline almış koltuğunda rahat rahat oturmaktaydı, birden tek kaşı, elindeki bardakla birlikte havaya kalktı.
“Hah geliyor gelmekte olan, ben bildim zaten sende bir haller olduğunu. Dökül bakalım Özlem Hanım.”
Haşmet Bey karısını en bet bakışlarını atarken söylendi.
“Sus Hanım, sus da dinle kızını, aman sen de ne acayip bir kadın oldun be!”
“Ne olmuşum Bey ne olmuşum? Sen de beni bir beğenemedin gitti. Sana kalsa bu kızı on sekiz yaşında evlendirecektin ya.”
“Ne var benim kızım âşık olduğu adamla evlenecek dedim, fena mı dedim.”
Özlem bir annesine bir babasına bakıyor araya giremiyordu. Onların da hiç sakinleşmeye niyetleri yoktu. Haşmet Bey sinirlenmiş sigarasından bir dal alıp balkona doğru yürürken bir yandan da söyleniyordu.
“Şu kız bugün bu durumdaysa hep senin yüzünden, sen ne anlarsın ilk aşktan falan? Nasıl yüreği yanmıştır yavrucağın. Ahh onu ben anlarım ancak, ben!”
Özlem babasına bir şeyler söylemek için tam ağzını açacaktı ki annesinin kelimeleri fişek gibi çıktı ağzından.
“Yaaa öyle mi Haşmet Bey, anlamam öyle mi? Senin ilk aşkın kimdi acaba? Pardon kusura bakma senin mutluluğuna engel olmuşum, anan beni hamamda görüp de beğenmeseydi keşke. Çok meraklıydım sanki.”
“Tabii meraklı olmasan hemen kabul etmezdin.”
Büyük kavga çıkmıştı Özlem’in anne ve babası otuz yıllık evliliğin hesabını tam da bugün ortaya saçıvermişlerdi. Özlem ağlamaklı bir halde ayağa kalktı. Babası balkonda sinirli sinirli sigarasını içiyor, annesi bitmiş çay bardağını kaçıncı kez doluymuş gibi ağzına götürüp duruyordu. Özlem ikisine de baktıktan sonra tekrar konuşmayı denedi.
“Bakın size güzel bir haber vermek istemiştim, ama lütfen ikiniz de hiç konuşmadan beni dinler misiniz? Anne, baba lütfen.”
Ortalık sessizleşti Haşmet Bey balkondan geldi, yerine oturdu, Şahika Hanım onun yüzüne bile bakmıyordu. Özlem annesinin boş çay bardağını bir kez daha ağzına götürdüğünü görünce bardakları toplayıp mutfağa yöneldi. Çayları doldurup geldiğinde ikisinin de sus pus oturduklarını gördü. Çayları verirken sakince konuştu.
“Evet evlenmeye karar verdim, kısa bir süre oldu tanışalı ama…”
Şahika Hanım’ın çaya uzanan eli o anda havada dondu kaldı. Birden avaz avaza bağırmaya başladı.
“Olmaz olmaz, o kamptaki uzun saçlı bebe değil mi? Ben bildim zaten, ben bildim, kaçar mı benden. Kıyıdan köşeden sinsi sinsi bakışlarıyla kandırdı seni di mi? Hippi gibi bi şey kamp köşelerinde bulaşık yıkıyor, vay benim emeklerim, olmaaaaz olmaaaaz!”
Özlem annesine baktı, nasıl da anlamıştı, bu kadının arkada da gözleri mi vardı? Hem de kızına hiç belli etmemişti.
“Ne bebesi anne ya Soner otuz yaşında.”
“Daha fena ya! O daha fena ya! O yaşında bir baltaya sap olamamış mı? Kamp köşelerinde çadırlarda, pis pis, olmaz diyorsam olmaz. Asla!”
Özlem annesinin bu abartılı itirazından dolayı bir türlü konuşamıyor, babası şaşkın bakıyor ama bir yandan da ‘sen bunu boş ver kızım’ der gibi elini kafasını sallayıp duruyordu. Sonunda kadın yoruldu her zaman yaptığı gibi ‘ah başım’ diyerek başına çatkısı çattı, köşede kendi kendine inlemeye başladı. Özlem güldü. Annesine doğru yaklaştı.
“Anneciğim her şeyi düzgün araştıramamışsın, Soner işsiz bir adam değil.”
“Yaaa ne işi var o zaman eşek kadar adamın kamp çadırlarında?”
“O da bir tercih, seviyor böyle yaşamayı.”
“A benim salak kızım, ne diye sevsin? Adamın parası yok, arabası yok, seni kandırıyor. Çulsuz bir adam o. Ben bilirim böylelerini, dikkat etseydin, içmeseydin yanında falan bir şey, kızım böylelerinin tek bir amacı vardır, konuşturma beni şimdi.”
Haşmet Bey söyleniyordu, “Çok Türk filmi izliyor bu, ondan bu hezeyanları. Hanım hanım kaçıncı yüzyıldayız saçmalama gayrı da bir sus yahu!”
Şahika Hanım hiçbir şeyi duymuyor görmüyordu. Özlem kararlı bir şekilde annesinin önünde durup sakince konuştu.
“Evlenirim anne, artık yirmi beş yaşında kocaman bir insanım, kendi kararlarımı da kendim alabilirim.”
Haşmet Bey Özlem’den yana çıktı. “Evlenir benim kızım, kimi seviyorsa onunla evlenir. Bu sefer kızımın aşkına engel olamayacaksın huysuz kadın!”
Evin içinde yine bir bağırış çağırış hali başlamıştı ki Şahika Hanım bayıldı, Haşmet Bey güldü, “Sıkışınca böyle yalandan bayılır,” dedi. Tam o sırada kapı çaldı.
“Hah geldiler, sizinle bir türlü konuşamadığım için söyleyemedim tabii ama misafirlerimiz var. Anne ayılman lazım, dünürcüler geldi.”
Annesi gözlerini açtı bir çığlıkla bağırdı. “Sen beni öldüreceksin, yemin ettin di mi kızım aferin kızım!” Kocasının ona gülerek baktığını görünce sustu. “Siz ikiniz neler karıştırıyorsunuz, sen babana dedin di mi geleceklerini? Bak ben anladım zaten pijamalarını giyip yayılmadı koltuğa, ben anladım, anladım. Beni rezil edeceksiniz değil mi?”
“Anne gidip üzerine düzgün bir şeyler giyer misin lütfen, ben kapıyı açıyorum.” Diyerek kapıya doğru yürüyen kızının arkasından bakarken işin ciddiyetini anlayıp yatak odasına doğru koştu.
Soner anne ve babasıyla içeriye girerlerken kapının önüne park edilen arabayı gören Haşmet Bey’in gözleri büyümüş, dili damağı birazda olsa kurumuştu. Kocaman bir gül demeti ve en ünlü mağazadan yaptırılmış gümüş tabak içerindeki çikolatalarıyla içeriye girdiler. Hepsi jilet gibi giyinmiş, kayınvalidenin parmaklarında, kollarında, boynunda asılı olan ziynetlerden ortalık aydınlanmıştı. Kendisinden önce odayı dolduran parfüm kokusu onları hipnotize etmişti. Bu kadar şatafata Özlem bile şaşırmıştı. Soner bir şirketi olduğundan bahsetmişti ama ayrıntılarını hiç söylememiş, Özlem’de sormamıştı. Şahika Hanım, hızlıca üzerine bir etek, gömlek geçirmiş şaşkın bir halde kapıdan giren insanlara bakarken önce ellerini ovuşturmuş, üstünü başını şöyle bir düzeltmiş, kuruyan dudaklarının üzerinde dilini dolaştırdıktan sonra birden canlanmıştı.
“Aman efendiiiim hoş geldiniz, buyurun buyurun, ah bu gençler keşke daha önce bilgimiz olsaydı da biraz daha hazırlık yapsaydık. Ama biliyor musunuz ben Soner Bey evladımı kampta da gördüm, ahhh ahhh Özlem bana belli etmedi ama, ben anladım. Anne yüreği anlamaz mı hiç. İçim gitti, böyle efendi bir genç delikanlı benim damadım olsa keşke diye diye. Buyurun efendim oturun lütfen. Lütfen arkanıza şu yastığı alın, rahat oturun, biz artık akraba olacağız efendim…”
“Hanıımmm” dedi Haşmet Bey kaş göz etti ama Şahika Hanım’ın susmaya niyeti yoktu.
“Tabii dedim, beyime de söyledim, bak ayol analar neler doğurmuş, aslan gibi hem yakışıklı hem kaliteli, keşke dedim efendim, keşke. Demedim mi Bey? Ah efendim nasılsınız? Kusuruma bakmayın, bunların hepsi heyecandan. Ne diyordum, evet kızım diye demiyorum biz onu pamuklara sararak büyüttük, en güzel okullarda okudu, bir dediğini iki etmedik, tabii efendim tabii her zaman onun isteklerine saygılı davrandık ne istediyse oldu bu hayatta. İstiyorum demesi yeterliydi. Öyle değil mi Bey? Neyse efendim oh oh ziyadesiyle mutlu oldum efendim, biz artık dünür olacağız Soner’de benim bir evladım. Bana anne de çocuğum… Kahvelerinizi nasıl alırdınız efendim?”

Mahinur Çenetoğlu, Ankara’da dünyaya geldi. Otuz beş yıl beyaz yakalı olarak Milletlerarası Ticaret Odası’nda çalıştı. Profesyonel yazım hayatına 2020 yılında başladı. 2021 yılında Yaşar Kemal Anısına Öykü Halk Bilim Araştırması ve Şiir Yarışması’nda Öykü dalında “Bezgin Demokrat” isimli öyküsüyle finalist oldu. Beş kollektif kitapta öyküleri yayımlandı. 2023 yılında Banliyö Kitap tarafından basılan ilk novellası “Aşkın Istırabı”, Ekim 2004’te Mahal Edebiyat tarafından basılan ilk öykü kitabı “Evlilik Fotoğrafını Kim Aldı” okurla buluştu. Distopya Dergi’de yazıları yayımlanıyor. Otuzdan fazla öyküsü çeşitli internet dergilerinde yer aldı.


