Alperhan Benlioğlu
Yün kazağı dizlerine kadar sündürerek, yere oturarak sıcak kahvesine sarıldı. İçindeki boşluğu tarif etmek zordu. Elini yavaşça, kahve fincanından çok sevdiği köpeğine doğru götürdü. Her şeyden habersiz bir şekilde yanında oturması ve onu terk etmeyeceğini bilmesi içine bir huzur veriyordu. İnsanlar gibi değildi o. İnsanlar terk ederlerdi çünkü. Acımazlardı. Elini köpeğin başından sırtına doğru kaydırarak yavaşça durdu. Üniversite zamanlarından beri birlikteydiler oysa.
En yakın arkadaşının onu abisiyle yani hayatının aşkıyla tanıştırdığı günü hatırlıyordu. Kankisiyle hiç ayrılmazlardı. Abisi mi onu görüp tanışmak istemişti yoksa o mu çok sevdiği dostunu abisiyle tanıştırmak istemişti bilmiyordu. Hayatının en güzel günüydü. Onu ilk kez görmüş numarasını almış ve sonra kendini serbest düşmeyle yere bırakma hissiyle uçmaya başlamıştı. Kankisini suçlamıyordu. Hiçbir zaman da karaktersiz bir abisi olduğu için onu suçlamayacaktı. Hayatının en güzel günlerini ona harcadığı ve sonra kenara bırakıldığı gerçeğini hiçbir zaman hazmetmese de.
Elini yavaşça kaldırıp tekrar köpeğin sırtına vurdu. Sonra bir daha. Yumuşak ve sevgi doluydu. Kafes dövüşünde, kolunun kırılmasını önlemek için rakibine ufak pes etme dokunmaları yapan yaralı biri gibi değildi. Yaralıydı ama sevgi doluydu.
– Sen ne dersin bu işe? Kapının önüne konduk.
– Sana layık değildi.
Gülümsedi. Köpek gerçekten konuşsa ona böyle derdi. “Keşke gerçekten konuşsaydın” diye yüksek sesle söyledi. Köpek “gerçekten konuşuyorum ya” dedi. Tekrar güldü.
Hiçbir şey gerçek değildi. Algıladığı, tezahür ettiğinin dışında hiçbir şey yoktu bu hayatta. Kendi mi seçmişti gerçekten bu dramı? Kankisiyle gittikleri bir filmde çok ağladıklarını hatırlıyordu.
“Bir daha acıklı filme gitmek yok”
Böyleydi kararları. Çünkü kendi dramlarını kendileri yaratıyorlardı öbür türlü olunca.
Sevgilisiyle de hiç gitmemişti acıklı filme. O hiç sevmezdi dramı. Korku filminde katilin herkesi kesmesi acıklı değildi ona göre. Oysa o korku filmlerini de sevmiyordu. Kan görmeye dayanamıyordu ama kendini de aptal gibi hissettiği şu an bir korku filminde olmayı tercih ederdi. Elindeki sopayı alır kafasını kırardı. Kırar mıydım diye düşününce, en yakın arkadaşının, abisinin üniversiteden başka bir kızla beraber olduğunu söylediği anı hatırladı. Evet kırardı kesinlikle. Köpeğine döndü.
– Kırar mıydım?
– Neyi kırar mıydın?
– Kafasını
Bu konuları köpeğine sorunca kendisini aptal gibi hissediyordu. Onun duyguları yoktu çünkü. Kendi gibi zayıf değildi o. Korkusu yoktu bir kere. Cesareti var mıydı? Evet vardı. Kendisinin var mıydı? Belki. Kahvesinden bir yudum daha içti ama aynı anda midesinden bir öğürtü genzini doldurdu. Yüzleşmek istiyordu. Böyle aptal gibi kalorifer peteklerinin önünde ıssız bir evin bahçesine kundağında bırakılmış çocuk gibi kalmak istemiyordu. Gittikleri başka bir filmi hatırladı. Sevgilisiyle gittiği değil kız arkadaşıyla gittiği bir filmi.
– O film ne güzeldi dimi?
– Hangi film?
– Köpeklerin günü
– Ne?
Köpeğin kafasının karışması onu yine güldürmüştü.
– Dalga geçiyorum.
Filmin adını hatırlamıyordu. Ama gizem dolu bir filmdi. Kız kayboluyor adam da onu arıyordu. Dans ekibindeydi kız ve ayakkabıyla ilgili bir ipucu vardı adamın elinde. Aşk filmlerini seviyordu, aşkı da. Sonra sevgilisiyle gittiği bir film geldi aklına. Çocuk kesen bir palyaço. Onun yüzünden buna para vermek zorunda kalmıştı. Siniri iyice yükseldi.
– Allah belanı…
Köpeğin ona bakmasıyla durdu. Ona kötü şeyler öğretmek istemiyordu. Kahveyi kenara bırakarak emekledi. Köpeğinin tam karşısında durarak onun gözlerine baktı. İki eliyle yüzünü avuçlarının arasına aldı.
– Beni ne olursa bırakma tamam mı?
– Tamam
Gülümsedi. Yüzleşme hevesini dizginleyemiyordu. Son 1 aydır içi içini yese de buna hiç cesaret edememiş korkusu üstün gelmişti. Köpeği yanında olursa korkmazdı. Ona güç vereceğinden emindi. Ayağa kalkarak arabanın anahtarını masadan aldı ve köpeğine seslendi.
– Hadi gidiyoruz.
***
Yol boyu kafasından pek çok düşünce geçti. Ne söyleyecekti? Önden kankisini arasa mıydı? Ara ara telefon ederek ona destek olmuştu ama yine de tam istediği dostluğu göremediğini itiraf etmese de içten içe biliyordu.
Evlerinin önünde durduğunda tanıdık iki arabayı kapının önünde fark etti. Abi kardeş birlikteydiler demek ki. Kendini aptal bir duruma düşürme pahasına da olsa arka kapıyı açarak köpeğinin de inmesini sağladı. Birlikte asansöre doğru emin adımlarla yürüdüler. Asansörden inmeleriyle karşılarındaki kapının açılması aynı anda oldu. Kankisini hiç bu kadar gülerken görmemişti. Abisiyle dünyanın en komik şakasına gülüyorlarmış gibi neşeli kikirdiyorlardı. Oysa son bir aydır o neredeyse hiç gülmemişti.
– Burada ne yapıyorsun?
Kankisinin onu kovarcasına ağzından sıçrattığı cümlesi bir tokat gibi suratında patladı.
– Sizi özlemişimdir belki
Sevgilisinin yüzünü ekşiterek içeri kaçması üzerine peşinden emin adımlarla ilerlemeye başladı. En sevdiği arkadaşı ise elinden tutarak onu geri çekmeye çalışıyordu. Elini kurtararak, evin en uzak noktasına kaçmış sevgilisine doğru yürürken kız arkadaşının tekrar elini çekmesi üzerine onu yere iterek yürümeye devam etti.
Sonra?
Sonrasını kulağında çınlayan büyük bir çığlık. Öyle sıradan değil. Kavimleri yok eden türden. Arkasını döndüğünde korku filmlerinin aslında o kadar korkunç olmadığını anlamıştı. Sevgilisiyle beraber yine sahneye bakıyorlardı ama bu sefer arada perde yoktu. Köpeği, en sevdiğini; dostunun kopardığı ayağını ağzında tutuyordu. Kulağında ise sevgilisinin robot köpeğini neden getirdiğini soran çığlığı. “Sana yapay zekaya güven olmaz demiştim” diye bağırmasına rağmen kız kardeşine yardım için koşmuyordu. “Korkak herif” diye iç geçirdi. Diğer yandan köpeğinin ona bakarak yaptığı konuşmaya hayran kalmıştı. Ağzından damlayan kanlara rağmen hem net ama konuşanın da bir köpek olduğunu hissettiren bir jargonla konuşuyordu.
– Dostum bence suçlu bu kızdı. Sonuçta abisini ikna edebilirdi.
Ağzındaki ayağı bırakan köpek bu sefer abiye dönerek birkaç adım attı. Bu sefer sahibinden komut almanın akıllıca olacağını düşünmüştü sanki. Ne kadar kızgın olursa olsun, sevdiği adama kıyamayabilirdi.
– Ondan da bir parça koparmamı istermisin?
Önce köpeğe sonra adamın yüzüne baktı. Korkudan delirmiş halde kendisine bakıyordu. Acaba sevgili köpeği ondan da bir parça koparsa mıydı? Sonuçta giderken o andan bir parça koparmıştı.
Ne diyeceğini düşünürken önce köpeğe sonra da sevgilisinin büyümüş göz bebeklerine baktı.

Alperhan Benlioğlu, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü ve Anadolu Üniversitesi İktisat Bölümleri’nden mezun olduktan sonra kariyerine Hacettepe Üniversitesi’nde MBA ile devam etti. Aselsan’da 12 yıl Proje Yöneticisi olarak görev yaptıktan sonra, kariyerini Prowin Danışmanlık’ta Genel Müdür Yardımcısı olarak sürdürüyor. Sinema ve edebiyat ile yakından ilgileniyor. “Sihirli Maceralar Kitabı”, “Bal Porsuğu Uzaylılara Karşı” ve “Hindistan Cevizine Ne Oldu?” isimli üç çocuk kitabı bulunuyor. Bugüne kadar şiir ve hikayeleri 10’un üzerinde farklı kolektif kitapta yer alırken, yazmaya devam ediyor.

