Gazeteci ve polisiye yazarı Önay Yılmaz, yeni romanı Pinokyo Kapanı – Yalan Yazarsan Ölürsün ile okuru bir cinayet soruşturmasının içine çekerken gazeteciliğin en eski meselelerinden birini de masaya yatırıyor: Hakikat nasıl korunur?

Bir haber ne zaman yalnızca yanlış bir bilgi olmaktan çıkar? Bir manşetin açtığı yara yıllar sonra kapanmamışsa ne olur? Gazeteci, yazdığı haberin sonuçlarından ne kadar sorumludur?
Önay Yılmaz, yeni polisiye romanı Pinokyo Kapanı – Yalan Yazarsan Ölürsün’de bu soruları gerilimli bir cinayet kurgusunun merkezine yerleştiriyor.
Romanın başkahramanı gazeteci Doğu Gediz, yalan haber üzerine düzenlenen bir sempozyumda konuşmak üzere kürsüye çıktığında karşısına çıkan uzun burunlu, siyah giyimli Pinokyo figürünün bir protestodan çok daha fazlası olduğunu henüz bilmiyor. Aynı gece kaçırılan Gediz, gözlerini zincirlenmiş hâlde karanlık bir hücrede açıyor. Karşısındaki maskeli kişinin ondan istediği ise geçmişini hatırlaması.
Ardından birbiri ardına gazeteci ölümleri geliyor.
İstanbul’dan Marmaris’e uzanan soruşturmada Komiser İnci ve Komiser Pınar, yalnızca cinayetlerin failinin değil, geçmişte yayımlanan haberlerin gölgesinde kalmış hayatların da izini sürmeye başlıyor.

Polisiye kurgunun merkezinde gazetecilik etiği
Pinokyo Kapanı’nı klasik bir polisiye anlatıdan ayıran noktalardan biri, cinayet soruşturmasının arkasına gazetecilik mesleğinin temel tartışmalarından birini yerleştirmesi. Haber merkezlerindeki hız, manşet baskısı, teyit sorumluluğu, gazetecinin vicdanı ve yayımlanan bir haberin insanların hayatında yaratabileceği sonuçlar romanın gerilim hattını besliyor.
Yılmaz’ın uzun yıllara dayanan gazetecilik deneyimi de bu dünyanın içeriden kurulmasını sağlıyor. Böylece romandaki “yalan”, yalnızca katile ulaşmak için çözülmesi gereken bir ipucu değil; gazetecinin kendi mesleğiyle hesaplaşmasının da anahtarına dönüşüyor.
Pinokyo ise bu kez çocukluğumuzdan bildiğimiz masal kahramanından oldukça uzakta. Uzayan burun, yalanı görünür kılan masum bir işaret olmaktan çıkıp yaklaşan ölümün simgesine dönüşüyor.
Romanın alt başlığı da tehdidi açıkça ortaya koyuyor: Yalan yazarsan ölürsün.

Önay Yılmaz kimdir?
İstanbul’da doğan Önay Yılmaz, İstanbul İktisadi Ticari İlimler Akademisi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu’ndaki eğitiminin ardından Hürriyet ve Milliyet gazeteleri ile Star televizyonunda çalıştı. Çok sayıda haber ve bilimsel içerikli röportaja imza attı.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından 1996’da “Seri Röportaj”, 2005’te “Haber Kültür-Sanat” dallarında ödüllendirilen Yılmaz, 1997’de yine TGC tarafından mansiyona değer görüldü. 2000 yılında “Demli Radyasyon” haberiyle İstanbul Tabip Odası Basın Sağlık Ödülü’nü, 2010 yılında “Ayamama Gerçekleri” haberiyle Bülent Dikmener Ödülü’nü aldı.
Gazeteciliğin yanı sıra uzun yıllardır polisiye edebiyat alanında eserler veren Yılmaz’ın kitapları arasında Nazilerle Beş Yıl, Bandırma Yolcuları, Poseidon’un Laneti, Ölüm Deltası, Heybeliada Cinayetleri, Günbatımı Cinayetleri, Senin de Canın Yanacak, Av, Öğleden Sonra Cinayetleri, Matematik Cinayetleri, Bodrum’da Mandalina Cinayetleri, Antropolojist ve Troçki Evi de bulunuyor.


