Betül Çakıroğlu
Kapkaranlık bir küçük odada çömelmiş duran bir çocuk. Annesi ne kadar insafsız. Hayır olaylar hiç öyle değil. Çocuk orada çünkü kendi istedi. Kafanız mı karıştı? Anlatıyorum.
Ben yalnızlığı çok seven bir çocuktum. Ama ailem tam tersi. Hep emiş gemiş olalım, yemekler birlikte yensin, herkes oturma odasında otursun hep ama hep. Evde oda olmasına rağmen biz ablamla aynı odada yatardık. Hiçbir yalnızlığım yoktu. Ama bu kullanılmayan tuvalette tek başıma kalabiliyordum. Annem beş dakika sonra kapıya gelene dek. Neden böyle yapıyorsun, ama ben sana ceza vermedim ki ve daha bir sürü şekilde kapıda bağırmaya başlardı. Yalnız beş dakikam böylece biterdi.
Bir gün beni karşılarına alıp konuştular. Okula başlayacaktım. Arkadaşlarım olacaktı. Çocuklarla konuşmalıydım. Ve bir sürü acayiplik. Geçen sene okula başlayan ablam da kafasıyla onları onaylayıp duruyordu.
Okul iki katlı bir binaydı. Bahçe duvarın orada akasya ağaçları vardı. Sağ tarafta bir basketbol sahası vardı. Ahşap sıralar, kara tahta ve kara formalı çocuklardan oluşan on sınıf vardı. Yerlerde nokta desenli karolar vardı. Okuldaki çocukların hepsi salaktı. İlk gün biri sınıfa kusmuştu, pek çoğu annelerinden ayrılamıyordu. Tombik dik saçlı bir çocuk anne diye ağlıyordu. Öğretmenimiz çok güzeldi. Ben hayran hayran ona bakıyor, bir yandan da çocuklara gülüp duruyordum. “Amma salaklar,” dedim yüksek sesle. “Evet, çok salaklar,” diye bir ses geldi yanımdan. Anne, babamızın ne iş yaptığını sordu öğretmen. Ne iş yapıyorlardı. Annem bağırma uzmanı, babam nutuk çekme sorumlusu.
Sonra beş sene biz birlikte her şeye güldük, dalga geçtik. Ortaokul dediler. Ablam bir sene önce başlamıştı. Küçük kasabanın çıkışında kocaman bir bahçe içinde kasabanın tüm okulları vardı. Bahçeye girince sağda üç katlı uzun kocaman bir binaydı ortaokul. İlkokulun üç katıydı. Bahçenin en ucunda da ulaşılmaz gibi tek başına duran iki katlı küçük lise binası. O bizim ilkokula benziyordu ama bahçenin en sonundaydı. Kocaman binadan içeri girdik. Sınıf ikinci kattaydı. Çıktık. Tanıdığım tanımadığım bir sürü çocuk. Lacivert bir forma üzerimizde, yanımda bana ilkokula başladığım gün “Evet, çok salaklar,” diyen arkadaşım. Bu sefer çocuklar ağlamıyor “Anne,” diye. Ama hâlâ salaklar. Koşturup duruyorlar. Ben yalnız olmak istiyorum. Ama her yer çok kalabalık. Gözlerimi kapıyorum. Karanlık, küçük odada çömelmiş duvara baktığımı düşünüyorum.
Esaretim kalabalıklar oldu hep ve bu lisede de üniversitede de değişmedi. Yalnız yapılacak bir meslek seçmek de nasip olmayınca sonradan sonraya işte kendimi yazmaya vurdum. Yazarken ki yalnızlık işte benim konforum bu.
Bir şeylerden vazgeçemiyoruz. Esaretlerimiz en büyük sınavlarımız. Ama arada karanlık tuvalette bir başıma olmak hâlâ da çok iyi geliyor.
Yazan: Fare Fasfare

Betül Çakıroğlu, Gelibolu’da doğdu. Mimarlık eğitimi için geldiği İstanbul’da kızıyla birlikte yaşıyor. Mimarlık bir yana edebiyat sevgisi bir yana diyen yazar her zaman çantasında taşıdığı kitaplarından vazgeçmiyor. Çocuk kitapları yazma, çocuk kitapları editörlüğü, çocuk ve gençlik edebiyatı başlıklı çeşitli atölyelere katıldı. Yazarın ilk kitabı Kumdan Hayaller olsa da kollektif kitaplarda öyküleri ile ve editörlük yaptığı kitaplarla da okuyucu ile buluştu.

