Duygu Görücü
O sabah işe geldiğimde bilgisayarımı açıp gelen maillerime bakarken sabah kahvemi getiren sekreterim elindeki davetiyeyi “Bu sabah getirdiler, fuar ve sonrasındaki ödül töreni için,” diyerek uzattı. Kendisine teşekkür ettikten sonra kahvemden bir yudum alıp, davetiyeyi açtım. Sektörümde başarılı kişiler arasındaydım. Bu tarz yerlere davet edilmeye alışkındım. Davetin kapsamını okurken gözüme ilişen ismi görünce durdum. Onca yıllar boyunca aynı sektörde olmamıza rağmen hiç karşılaşmamıştık. İlk zamanlar özellikle yaptığım bu davranış sonrasında umursamamaya başlasam da bir nevi alışkanlık haline gelmişti. Genelde fuarlara gider, davet kısmına katılmayı yardımcıma bırakırdım. Bu kez özellikle gitmem gerekiyordu zira ilk kez ödül alacaktım. Kaçmaya bahanem yoktu. Gözlerim yeniden isminin üzerine geldi.
O gün evimizde telaş vardı. Kardeşim olmuştu. Anneannemle babaannem evde yemek hazırlığı yapıyordu. Gelen misafirler için şerbetler hazırlanmıştı. Babam hastaneden kardeşimle annemi almaya gitmişti. Ben evde beklemeyi tercih etmiştim. Amcam yanıma gelip, “Heyecanlı mısın? Artık bir kardeşin var. Ben baban doğduğunda bana arkadaş geldiği için sevinmiştim,” dediğinde sadece başımı salladım. Oldum bittim ismimin aksine sakin bir çocuktum. Ev halkı ve akrabalarım bunu bildiği için amcam cevapsız kalmamı normal karşılamıştı. Kardeşim annemin kucağında eve girdiğinde, onun o minik ellerini, yüzünü gördüğümde içimde uyanan kıpırtı amcamın bahsettiği sevinçti. Babam iki erkek çocuğu olduğu için ağzı kulaklarında geziyordu.
Okula başladığımda kardeşim üç yaşına gelmişti. Onunla oynamayı bırakıp, okula başlamak zor gelmişti. Babam, “Tayfuncum, sen abisin, okula başladığında kardeşine yol göstermen gerek. Eve gelince yine oynarsınız,” dediğinde biraz sakinlemiştim. İlkokul çabuk bitmişti. Ortaokula geldiğimde evde kardeşimle oynayıp, vakit geçirmeyi sevsem de erkeklerle konuşmakta zorlanmaya başladım. Onların yaptığı futbol sohbetlerindense kız arkadaşlarımın yanında olmayı seviyordum. Erkek erkeğe yaptığımız aktivitelere katılıyor ama sıkılıyordum. Ortaokulda ve lisede kız arkadaşlarımın sayısı arttığında evdekiler bunu çapkın olmama yormuştu. Hatta babam sohbet esnasında arkadaşlarına, “Tayfun da benim gibi, okulda can yakıyor. Kızlar etrafından ayrılmıyor,” diyerek hava atıyordu. Kardeşim Bora bana göre onun gözünde kızlarla işi olmayan birisiydi. İçine kapanık, bilgisayarla vakit geçirmekten hoşlanırdı. Bir keresinde babamın yakın arkadaşı, “Valla iki tane veliahtla sırtın yere gelmez. İşleri devredip, bizden önce emekli olursun,” dediğinde babam, “Bora’ yı bilmem de Tayfun kesin geçer işin başına,” demişti.
Liseye geldiğimde artık bir şeylerden emindim. Okulda derslerime çalışıp, en iyi üniversiteyi kazanmaya karar verdiğimde ne istediğimi de biliyordum. Çocukluğum boyunca kardeşimin erkek olması alınan oyuncaklarla oynamadığımın fark edilmemesini sağlamıştı. Babamın tekstil sektöründe olmasından dolayı eve getirdiği dergilerle vakit geçirmem de üniversiteden sonra işi devir almak için kendimi yetiştirmeme yorulmuştu. Evet, tekstil ve moda ilgimi çekiyordu ve ileride yapacağım iş de muhtemel bu alanda olacaktı. Fakat babamın işinin başına geçmek, bu konuda en azından babamın benim olmak istediğim şekilde devir almamı isteyeceğinden emin değildim. Kendimle ilgili farklılıkları keşfettiğimde yetiştiğim aile sebebiyle anlam verememiştim. Sonuçta ben bir erkektim. Sevdiğim şeyler, giyinişim buna göre olmalıydı. Alışverişe gittiğimde erkek reyonundan çok kadınların reyonu ilgimi çekiyordu. Okulda çapkına çıkan adım o reyona gittiğimde beni kız tavlamak için ilgi gösteriyor olmam şeklinde yorumlanıyordu. Lisenin ortalarına geldiğimde bu ilgimle ilgili araştırmalara bakmaya başladım. Okudukça kendimi anlıyor ama bunu aileme özellikle de babama nasıl söyleyeceğimi bilmiyordum. İnternette benim durumumda olanların bulunduğu forum sitelerine girip, oradakilerle sohbet ettikçe kararlılığım artıyordu. Bir gün cesaretimi toplayıp babama bu durumu açmaya karar verdiğimde sohbetin gidişatının sonu gelmeden bu konudaki kesin ve nefret dolu söylemi ile açıklamaktan vazgeçtim. İşte o günden sonra asla beni anlamayacağını öğrendim ve var gücümle derslerime çalışmaya başladım. Üniversiteyi kazandığımda ailem çok sevindi. Okula başladıktan sonra moda üzerine dersler almaya başladım. Bir yandan da çalışıp, ailemden gizli para biriktiriyordum. Üçüncü sınıfa geldiğimde tüm cesaretimi toplayıp karşılarına geçtim ve yıllardan beri kendimi nasıl hissettiğimi söyledim. Önce inanmayıp, şaka yaptığımı sandılar ama baktılar ki ciddiyim o zaman babam, “Benim senin gibi bir evladım yok. Bundan sonra tek başınasın, destek bekleme asla,” dedi ve onlarla olan tüm bağım böylece kopmuş oldu.
Üniversiteden sonra araştırıp, en iyi uzmana gidip zorlu bir ameliyat sürecinden geçtim. Çalıştığım işyerindeki patronumun desteği ile evde olduğum süreçte işlerime devam ettim. Başlarda zor oldu ama zamanla işteki başarım ve insanlarla ilişkim sayesinde kabul görmeye başladım. Patronumun desteği ile kendi işimi kurduğumda herkes benim batışımı bekliyordu. Azimle çalışmaya devam ettim ve bana inanmayanların hepsini yalancı çıkardım. Eski patronumla arkadaşlığa evrilen ilişkim de onun tecrübelerini benimle paylaşması da başarımda etkiliydi. Onun eşi ve çocuklarıyla görüşmemden de rahatsız olmamış aksine ailecek beni yadırgamadan kabul etmişlerdi. Babamın çevresine söyledikleri zaman zaman kulağıma geliyordu. Hayattaki en büyük pişmanlığı ve utancı olduğumu, onun yanında bahsimi yapmamalarını sıkı sıkı tembihliyordu. Ailemden sadece kardeşim benimle iletişimi kesmemişti. Bora tıp alanına yönelip, babam ve benim gibi tekstil sektörüne girmemişti. Belki de bana karşı düşüncelerinin değişmemesi sağlık sektöründe olmasıydı, kim bilir? Annemin arada kaldığını düşünsem de babam gibi net bir şekilde sınırı çekince anladım ki bu sadece benim yanılsamammış.
Kapı çaldığında elimdeki davetiyeye daldığımı anladım. Sekreterim işlerle ilgili birkaç bilgi verdikten sonra tam çıkacakken, “Mine, davete katılacağımı bildirir misin?” dedim. Yüzündeki şaşkınlık kaybolduktan sonra, “Tabii ki Beren Hanım,” diyerek kapıyı kapattı. Yıllardan sonra ilk kez yüz yüze gelecektik. Aynı sektörde, onun desteği olmadan başarılı olmuştum. Üstelik ödül alacaktım. Davet günü geldiğinde fuara yardımcımı gönderip, akşam için hazırlandım. Aynada kendime baktığımda hafifçe gülümsedim ve evden çıktım. Davetin yapılacağı salona geldiğimde kalabalığın içinden selam vererek geçtikten sonra masama geçtim. Gelenlerle sohbet edip, konuşurken yüzlerindeki değişimle başımı kaldırdığımda babamla yüz yüze geldim. Aynı masada olmamızı beklemiyordum. Sandalyemi kaydırıp, ayağa kalkıp elimi uzattım. Önce yüzüme sonra elime baktı. Etrafın sözleri, itibarı onun için önemliydi. Yapacağı hareketin artı ve eksilerini düşündüğünü biliyordum. Yeniden yüzüme baktığında mimiksiz bir biçimde belli belirsiz bir baş selamı verip, yerine geçti. Yeniden sandalyeme oturduğumda, kadehimi kaldırıp, ona doğru uzatıp içtiğimde masada çıt çıkmıyordu.

Duygu Görücü, Balıkesir’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Balıkesir’de, liseyi yatılı olarak İzmir’de Maliye Okulu’nda okudu. 1996 yılında başladığı memuriyet hayatı devam ederken, öğrendiği günden bu yana okumayı, ortaokuldan bu yana da yazmayı seviyor. İki kolektif kitapta öyküleriyle yer aldı. Halen kızı ve kedisiyle Balıkesir’de yaşıyor ve yazmaya devam ediyor.


