Berna Kiper
Kütüphanem cennetim. Tam önündeyim, kaldırdım en üst rafa gözlerimi. Dev sözlüğün yanında Camus, Stefan, Annie, yanında en kalın kitap Mitoloji. Masama oturunca kâğıt kalem yürüdü önüme “Yaz,” dedi bütün hislerini. Yazdırmaya başladı kalemim labirentteki isyan dolu hikâyeyi.
Kütüphaneden kalın mitoloji kitabını çekip aldı Beren, sayfaları çevirdikçe dehşete düştü. Kuşe sayfalar satır satır yeniden yazılıyordu. “Grev başladı,” dedi ilk sayfada Prometheus; Çarklar durdu ve Sisifos o lanet kayayı yokuşun tepesinde kendi halinde öylece bıraktı. Tanrılara karşı durulan en büyük isyan bu olacaktı. Yukarı yuvarlanmayı her taş reddettikçe emek kendini tekrar tanımlayacaktı.
Çok şaşkındı Beren. Diğer sayfaya geçti ve ağzı açık, gözleri fal taşı nefesini tutup okumaya devam etti.
Dünyayı taşımaktan yorulan Atlas bir sabah o devasa küreyi sırtından indirdi. Dünya şaşırdı kaldı. Yılların ağırlığından kurtulan dev, ilk kez gökyüzüne baktı ve asıl cennetini buldu. Özgürlüğü. Kutsal geleceği özgürlüğün üzerine yazacaktı.
Beren devam etti heyecanla okumaya ısrarla çalan telefonu açmadı.
İkarus yapay balmumu kanatlarını çıkardı sessizce yere bıraktı ve sonsuz sıcağa kör kör uçmayacak kendine kader olan trajediyi sonunda bitirecekti, mecburi düşüşe itiraz etti ve ayaklarını toprağın güvenli zeminine bastı. Gerçek cennet artık yeryüzüydü. İkarus sahte kanatları aklını kullanarak reddetti. Ardından olanlara şahit Dedalus’da pergelini kırarak onlara katıldı. Böylece kayasını bırakan Sisifos, devasa yükünü atan Atlas, pergelini kıran Dedalus, kanatlarını söken İkarus, tanrıların dev kurgusunu yeryüzü grevi ile yıkmak için labirente doğru ilerlediler.
Daha fazla dayanamayarak mitoloji kitabını masaya bıraktı ve yanındaki kalın sözlüğün sayfalarındaki dalgalanmayı fark edince sözlüğü eline aldı ve gözlerine inanamadı.
Dev sözlükteki arsızlığın normalleştiği, yapılan kötülüklerden pişmanlık duyulmamasına ağlayan UTANÇ, takdir gören yüzsüzlükten usanmıştı. Kâğıt üzerinde ölmüştü. Kullanılmamaktan bıkıp bir anda atladı sözlükten. Grevdeki kahramanların peşine takıldı.
ARZU sayfalara sığmak değil yaşanmak istiyordu. Sözlüğe hapsolmuştu. Kavuşma isteği, bütün tutkuları boğazında taşlaşmıştı. Bir insanın fısıltısına yerleşmek, şiirin mısrasına, romanın en heyecanlı yerine demir atmak istiyordu. O da sözlükten atladı.
Dev sözlükteki AŞK da sözlükten çıkmaya karar vermişti, o da greve katılacaktı. Tenin gelip geçici heveslerine, sığ beklentilere, duygusuz birlikteliklere mahkûm edildiğini isyan etmezse bu dünyanın kötü gidişatından sorumlu olacağını, içinin boşaltıldığını karanlık kuyularda kör edildiğini iddia ederek o da elindeki oku yere bırakarak grevdeki kahramanlara yanaştı ve etkisini, gücünü içine gömerek labirente doğru yürümeye başladı. Arkasından sadece kitaplarda adı kalan mahkeme salonlarında unutulan, normal insanların işlerine geldiği gibi kullandığı bir kelime olmaktan bıktığı için ADALET de greve katılacaktı. İsmi her yerdeydi ama gerçek yeri boştu. Yaşanmıyorsam adım da kullanılmasın diyerek sözlükten çıkmaya karar verip terazisini bırakıp greve katıldı.
Nafile niyetlere kalkan yaptıkları BARIŞ, kirli masalardan, sahte imzalardan sıkıldığını söyleyerek gürültülü dünyadan hakikate sığınmak istediğini hissedip kendi içine dönerek sözlükten çıktı. Barış da haklı sebepleriyle labirente gidenlere katıldı.
Beren şaşkındı, hepsi anlam taşıyan karakterlere dönüşmüş ve arka arkaya yürüyorlardı.
Aşk önde yolu bilmiyor ama korkmuyordu. Duvarlar onu durduramazdı, çıkış ihtimalini arayacaktı. Arzu’yu yanına alıp gözden kaybetmeden ilerledi. Arzu feneri taşıyor. Utanç gölgelere saklanıyordu. Biri olmadan diğeri yönünü bulabilecek miydi? Adalet ölçülü, sert ve ağır adım atıyordu. Her kavşakta duruyor ve kimin hakkıysa ona yol veriyordu. Dedalus yaklaştıkça duvarları inceliyor, çıkış aramıyor labirentin nasıl yapıldığına takılıyordu. Labirent bilmeceydi ama kimse bu isyan yolunda diğerini yalnız bırakmayacaktı. İkarus sabırsızlanıyordu. Yürümek yerine yükselmek istiyordu ama amacını unutmadı. Duvarları aşabileceğine inanıyor ve sürekli diğerlerine ilham veriyordu. Sisifos başkaldıran umuduyla kararlı, dayanışma içinde ilerliyordu. Atlas da ezilmeden kendi seçtiği yolda mutluydu. Arzu ve utanç ise hem birbirini kovalıyor hem birbirinden kaçıyorlardı
Evin garajının açılırken çıkarttığı gıcırtılı sesini duydu Beren. Annesi gelmişti.
Cezasıyla değil sadece kendileri olarak labirentte yürüdüler, yürüdüler… Yolların kesiştiği duvarların nemden karardığı yerde durdular, hepsi başka bir tarafa gitmek istiyordu. Aşk elini uzattı. “Hayır,” dedi. “Labirentten tek başımıza çıkmamız imkânsız.” Gece olmuştu. Karanlığın içinden uzun bir ip uzandı. Uzanan ipin ucunu AŞK hemen tuttu ve sıkıca kavradı. Diğerlerine takip edin işaretini verdi, ipi izledi. Dokuz gölge tek yolda birleşmişti.
Kapı açıldı. Annesinin sesi duyuldu. “Beren, Beren evde misin?”
Burada bitmedi tabii, Beren annesine anlatacak daha bütün olanları. Nasılsa yazının teslimi yarın.

Berna Kiper İzmir’de doğdu. Marmara Üniversitesi İşletme Bölümünden mezun oldu. Yeditepe Üniversitesi Yönetim ve Organizasyon Bölümünde yüksek lisansını tamamladı. Marmara Üniversitesinden pedagojik formasyon eğitimi aldı. Sekiz yıl devlet okullarında, yedi yıl Özel Yüzyıl Işıl Lisesinde olmak üzere toplam on beş yıl matematik öğretmenliği yaptı. Lise yıllarında başlayan edebiyat ve yazma tutkusu, yıllar içinde yaşamının önemli bir parçası hâline geldi. Murat Gülsoy’un Boğaziçi Üniversitesinde yürüttüğü Yaratıcı Yazarlık Atölyesi’ne ve Master Camp eğitimine katıldı. Hakan Akdoğan’dan yazarlık, derin edebiyat ve felsefe eğitimleri aldı. Öyküleri beş kolektif kitapta, iki makalesi Onedio’da yayımlandı. Ayrıca çeşitli e-dergilerde öykü, makale ve şiirleriyle yer aldı. Halen Suare Dergi yazarı. Evli ve iki çocuk annesi.

