Mahinur Çenetoğlu
Hep bu odadayım. Gözlerimi karşı evin penceresine diktim. Çok karanlık. Perdenin usulca oynadığını görüyorum. Saçları simsiyah, gözlerinin rengi? Yok onu göremedim. Siyah mı? Olabilir. Perdenin ucunda minicik bir el, yenmiş tırnaklar, kopmuş şeytan tırnakları var. Parmaklarının arası da kara. Saçları terelek kâhkülü yamuk kesilmiş küçük bir kız çocuğu. Göz pınarlarında akan yaşların izi kalmış. Üç vakte kadar size iki uzun yol var, iki kara köprüyü geçeceksiniz. boğaza doğru inen iki yol, ama ucu açık diyesim var. Komik kaçar denmez. Şu kızı o pencerenin önünden çekip alsam mı? Hamama sokup bir güzel yıkasam. Çitilesem. O ucu açık yollar da bembeyaz sabunun altından akıp gider mi? Bak bak biraz daha çıkarttı kafasını. Beni mi gördü? El sallasam mı? Ama korkar belki, belki de bir daha kendini bana göstermez. Burası çok mu karanlık? Kimse gelmiyor. Kapımı çalmıyor. Belki de bu kız benim arkadaşım olur. Evet olmalı. Şimdi ayağa kalkacağım, camı açıp onu buraya çağıracağım. Yok canım ne diye hamama sokayım elin kızını. Olmaz. Otururuz işte. Yalnızım. O da yalnız. Dertleşiriz.
“Huuu?”
“Beni gördü mü?”
“Huuu? Küçük kız, bana bakar mısın?”
“Bana bakıyor mu? Hâlâ orada mı? Gitti mi?”
“Küçüğüm, hadi gel, bak elimi uzattım sana. Yanıma gelsene. Geldin mi? Otur bak sana ne anlatacağım. Elini ağzından çek. Tamam otur şimdi uslu kız ol. Bak uslu durursan sana Pakize’yi vereceğim. Pakize kim mi? Bak bu bebek Pakize. Sana onun hikayesini anlatayım mı?”
Pakize bezden bir bebek. Saçları kara, gözleri kapkara. Bezden dikilmiş olduğu için dudak kenarları aşağıya doğru. Ne kadar yukarıya çekmek istesem de çekilmiyor. Saçları yanmış, katılaşmış. Mağazalarda satılan o ipek saçlı kızlara benzemiyor. Ellerinle dokuduğunda su gibi akmıyor, takılıp kalıyor. Gözlerinin yerine dikilen düğmelerden birisi küçük birisi büyük. Nereye baktığı belli değil. Bazen ‘gözlerimin içine bak,’ Pakize diyorum, bakamıyor. Birisi kalk gidelim diyor, öteki bok yeme otur. Pakize işte. Dinliyor musun beni? Tamam dinle ‘Yeme tırnaklarını, koparma o şeytan tırnaklarının bak kanattın, ağzına bir tokat iner şimdi çek elini ağzından.’
Bir zamanlar bu Pakize, apartmanın beşinci katında oturan o çok güzel ailenin küçük kızınındı. Biliyor musun? Bilemezsin sen. Sus da beni dinle. Hah yaslan bakim arkana. Tamam. İşte bu Pakize o zamanlar esasında o evde çok mutsuzmuş. Neden dersen o küçük kız bu canım Pakize’ye çok kötü davranırmış. Nerden mi biliyorum? Dedim ya biz de komşuyduk onlara. O küçük kızlara yani. Biz kaçıncı katta mıydık? Aman canım ne önemi var işte, aşağı katlarda falan. Üç? Olur. İki? Olur. Tamam tamam, hadi söyleyeceğim ama aramızda sır olsun. Babam kapıcıydı. Annem de temizliğe giderdi. Tabii utanırdım eskiden, ama bu yaşta ne utanacağım dimi? Annem bir gün yanında beni de götürdü Pakizelerin evine. Yani Pakize öyle zavallıydı ki görmen gerekirdi. O küçük kız onu bir köşeye fırlatıp atmış, yüzüne bakmıyordu. Hatta tekme bile attı. Gördüm. Üstüne bastı geçti. Yoksa ben neden alayım Pakize’yi yanıma? Onu kurtarmam gerekiyordu. Pakize o evde çok mutsuzdu. Bana yalvaran gözlerle bakıyordu. Ben de onu aldım. Hayır çalmadım! Aldım sadece aldım onun hayatını kurtardım. Öyle değil mi Pakize? Hadi sen de anlat. Tamam sen sus o zaman ben devam ediyorum.
Pakize’nin kayboluşunu hiç kimse fark etmedi, zaten yok hükmünde bir bebekti ya sanırım ondan. Pakize beni sevdi ben de onu. Çok mutluyduk. Ama bir gün annem sakladığım yerden buldu onu. Neler oldu bir bilsen.
“Kız bu ne? Bu on numaradaki kızın bebeği değil mi? Abovvv sen beni el aleme rezil mi edecen? Hırsız mı oldun sen? Hemen götür o oyuncağı özür dile yanlışlıkla almışım de,” dedi.
Ağladım, olur ana dedim. Götürmedim. O beni seviyordu biz ikimiz çok mutluyduk, muhteşem ikiliydik. Bebeğimin eline yüzene kan gelmişti can gelmişti. Dudakları bile aşağıya bakmaktan vazgeçmişti. O artık benimdi, iki dünya bir araya gelse verir miydim? Ama annem anladı, beni bir güzel dövdü. Pakize’yi aldı on numaraya götürdü. Süklüm püklüm indi. Artık ne dedilerse, eve girdi beni bir daha dövdü.
“Senin yüzünden adımız hırsıza çıktı, kadın bir daha evime gelme sakın,” dedi. “Gördün mü bak? Hayırsız! ekmek kapımız kapandı senin yüzünden. Daha dur bakalım babanı da işten atarlarsa gör sen ne olacak halimiz? Baban duymasın,” diye de ekledi.
Babam eve gelir gelmez de müjdeledi hadi gözün aydın, kızın hırsız olmuş on numaradaki kızın bebeğinin çalmış da evde saklamış. Babam sesini çıkartmadan bir kez baktı yüzüme. Bir daha da hiç bakmadı. Bir kelime bile söylemedi. Utançtan gözlerim kör oldu.
Annemi yine çağırdılar, ihtiyaçları vardı. Kim temizleyecekti o evi? Mecbur kaldılar, annem öyle dedi. ‘Yerime birini bulurlarsa o zaman çağırmazlar,’ dedi. Birlikte yine on numaraya gittiğimiz gün gözlerim görmese de Pakize’yi kokusundan buldum. Bir köşede tekmelenmeye hazır bekliyordu. Beni görünce canlandı. Birbirimize hasretle sarılıp ağlarken kör gözlerim birden açıldı. Hemen gömleğimin altına saklandı, evden koşarak çıktık köşedeki parka gidip oturduk. Parkın aynı böyle bir penceresi vardı, kapkara. Pakize yanımda uslu uslu oturduk. Pencerenin içinde babamı gördüm arkasından yine kör oldum…
“Buldum kızlar! On numara burada duvarın önünde oturuyor. Sen ne yaramazlık yapıyorsun yine Pakize Teyze? Biz de odaların içinde seni arıyoruz. Hadi kalk bakalım, uyku vakti. Ne oldu yine mi kör oldun? Aç hadi gözlerini sen kör değilsin ki. Biliyorum tabii, doktor geldi ya geçen gün kuruma. Gözlerini de muayene etti. Maşallah kartal gibisin valla. Aç hadi gözlerini gel koluma gir odana gidelim, tamam al hadi bez bebeğini de al. Onsuz olmaz biliyoruz canım.”
“Kör oldum yine, görmüyorum ki? Babam gelecek mi?”
“Baban mı? Nasıl gelsin a kuzum, sen gelmişin yüz yaşına babanın kemikleri bile kalmadı.”
“Tamam gelir belki yarın gelir, hadi uyuyalım mı, baban gelince kızımı uykusuz koymuşlar demesin.”
“Babam bana küstü. Konuşmuyor neden biliyor musun?”
“Başladık yine. Neden Pakize teyzem?”
“Bebeğimi benden alacaklardı, vermedim, babam beni kömürlüğe kapattı, ama bebeğimi yine de vermedim, biliyor musun vermedim. Bak bebeğim burada o benim bebeğim. Sor bakalım neden vermedim?”
Kurumun bakıcı annesi on beş yıldır her gece Pakize’yi odasına götürürken yaşadığı bu olay karşısında yine göz yaşlarını tutamıyordu.
“Biliyorum Pakize teyze, sen çok yalnızsın ondan vermedin Pakize bebeği biliyorum. Hadi gel yatalım bebeğini de al koynuna iyi geceler.”
“Yarın babam gelir mi?”
“Gelir teyzem gelir, bekleyelim bakalım gelir.”
“Pakize duydun mu babam gelecek o zaman beni affedecek, bana yine sarılacak kızım diye koklayacak. Seni de öpecek, üzülme Pakize hadi uyuyalım, hadi…

Mahinur Çenetoğlu, Ankara’da dünyaya geldi. Otuz beş yıl beyaz yakalı olarak Milletlerarası Ticaret Odası’nda çalıştı. Profesyonel yazım hayatına 2020 yılında başladı. 2021 yılında Yaşar Kemal Anısına Öykü Halk Bilim Araştırması ve Şiir Yarışması’nda Öykü dalında “Bezgin Demokrat” isimli öyküsüyle finalist oldu. Beş kollektif kitapta öyküleri yayımlandı. 2023 yılında Banliyö Kitap tarafından basılan ilk novellası “Aşkın Istırabı”, Ekim 2004’te Mahal Edebiyat tarafından basılan ilk öykü kitabı “Evlilik Fotoğrafını Kim Aldı” okurla buluştu. Distopya Dergi’de yazıları yayımlanıyor. Otuzdan fazla öyküsü çeşitli internet dergilerinde yer aldı.


