Close Menu
    Son Eklenenler

    Ayın Filmleri: EKİM AYINDA NE İZLEYELİM?

    Ekim 1, 2026

    Ayın Şarkıları: EKİM AYINDA NE DİNLEYELİM?

    Ekim 1, 2026

    Ayın Kitapları: EKİM AYINDA NE OKUYALIM?

    Ekim 1, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Cuma, Ekim 2
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Medusa – Kadın Öfkesi ve Öteki’nin Bakışı 

      Şubat 24, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      KOPENHAG: GÜVENİN VE HAFİFLİĞİN KONFORU

      Eylül 1, 2026

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      2026 Emmy Ödülleri’nde Rekorlar Gecesi: Televizyonun Ezberleri Bozuldu

      Eylül 16, 2026

      ÇYDD’nin 2026-2027 burs başvuruları başladı

      Eylül 14, 2026

      2026 Nobel Edebiyat Ödülü için geri sayım: Bu yıl kimlerin adı konuşuluyor?

      Eylül 9, 2026

      ‘Mitolojiden anlamam’ diyenlerin kesin bildiği 10 mitolojik miras

      Eylül 8, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      George Saunders’ın Yeni Romanı “Nöbet” Türkçede: Ölüm döşeğinde bir petrol patronu

      Eylül 30, 2026

      “Suyun Tatlılığı” Türkçede: Nathan Harris’ten Amerikan Güneyi’ne kırılgan bir bakış

      Eylül 22, 2026

      Ahmet Birsen’le Şehrin Köpeklerine Müjdeler romanı üzerine

      Eylül 18, 2026

      “Şamanizm 101” Say Yayınları’ndan çıktı

      Eylül 18, 2026

      Tutu Aydınoğlu’ndan Mirzayev’e yeni bir yorum: “Hafızanın Kontrpuanı” albümü çıktı

      Eylül 29, 2026

      Klasik Müziğin çağdaş yorumcularından Janoska Ensemble Bodrum’da

      Ağustos 7, 2026

      AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

      Ağustos 2, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      İsmi olmayan hikâyeler – VIII

      Ağustos 30, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – VII

      Temmuz 25, 2026

      AH BAVULUM VAH BAVULUM

      Temmuz 15, 2026

      İsmi Olmayan Hikayeler – VI

      Haziran 19, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Pera Müzesi’nde İki Yeni Sergi: Cumhuriyetin Kamera Arkası ve Frank Bowling

      Eylül 30, 2026

      ‘1914 Kuşağı: Tanıdığımız Ressamlar’ sergisi RHM’de

      Eylül 23, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Serçe Limanı batığının 1000. yılına sanatsal bir selam: Marmaris’te Cam Sanatı Sergisi

      Mayıs 2, 2026

      İki Dünyanın Prometheus’ları: Ateşin, Bilginin ve Isdırabın Sinematik Silsilesi

      Eylül 18, 2026

      37. Ankara Film Festivali’nin Onur Ödülleri açıklandı

      Eylül 16, 2026

      Muson Hayalleri: Güneydoğu Asya Sinemasının Yeni Hikâyeleri İstanbul Modern’de

      Eylül 16, 2026

      60 yıllık göç ve müzik hikâyesi “Aşk, Mark ve Ölüm” Arter’de

      Eylül 14, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      14 yıl sonra yeniden perde: Muammer Karaca Tiyatrosu bağımsız tiyatrolara açılıyor

      Eylül 27, 2026

      Tiyatroda “VR” deneyimi: “35 Mayıs” yeniden sahnede

      Eylül 22, 2026

      Sait Faik ile Orhan Kemal “Düş Payı”nda buluşuyor

      Eylül 1, 2026

      Kültürler Mut! Tiyatrosu’nda buluşuyor

      Mayıs 5, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Ayın Filmleri: EKİM AYINDA NE İZLEYELİM?

      Ekim 1, 2026

      Afife’nin hikâyesi modern bale ile hayat buluyor

      Ekim 1, 2026

      La Casa de Papel’in sesi Cecilia Krull İzmir’de

      Ekim 1, 2026

      BUZDOLABINA YAPIŞTIRILAN FİŞ…

      Ekim 1, 2026
    • KİTAPLIK
    • ATÖLYE
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Öykü
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Küçük bir kâğıtta koca bir hayat: Hasip Pektaş ve ekslibrisin hafızası

      Eylül 25, 2026

      ÖZLEM GÜLLER ÜNAL RÖPORTAJLARI

      Eylül 13, 2026

      ‘Yazmak ömür boyu sığınağım oldu’

      Ağustos 29, 2026

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Karanlığın değişen yüzü: Gotik edebiyatın tarihsel gelişimi

      Eylül 15, 2026

      Gotik Mimari: Gotik edebiyatın görkemli yapıları

      Ağustos 10, 2026

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      ÜST GEÇİT

      Ekim 1, 2026

      BİR REPLİKANTLA HAYATIN ANLAMINI ARAMAK

      Ekim 1, 2026

      14 yıl sonra yeniden perde: Muammer Karaca Tiyatrosu bağımsız tiyatrolara açılıyor

      Eylül 27, 2026

      Küçük bir kâğıtta koca bir hayat: Hasip Pektaş ve ekslibrisin hafızası

      Eylül 25, 2026
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » BENLİK KURDU
    Emel Altuntaş

    BENLİK KURDU

    Ekim 1, 2026Yorum yapılmamış7 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Emel Altuntaş

    İnsanın bilebildiğimiz tarihsel yolculuğu onu ne hale getirdi? Ne kadar değiştirdi? Tekrar tekrar ayağa kalkıp yıkıldı. Medeniyetler, imparatorluklar kurdu, dağıldı. Kimi zaman genişledi, gelişti, kimi zaman küçüldü, geride kaldı. Şimdilerde eskidi insanlık, demode oldu. Parçası olduğu bütüne ihanet edercesine benliğini, kendi gerçeğini koruyamaz duruma doğru sürüklenmekte. Umulur ki bu dönüşümle kabuk attığında yepyeni bir dönem başlayacak, insanlık özünde, cevherinde yeniden var olacak. Sancılı bir süreç olduğu gerçektir.

    “Var olmak için kendisinden başka hiçbir şeye ihtiyaç duymayan mutlak varlık, cevherdir,” der, Aristoteles. Buna karşın, Herakleitos, “Her şey akar” diyerek çürümenin karanlık ve somut tarafına işaret eder. Cevher keşfedilmeyi bekler, saf olandır, çürüme hareketlidir, zamanla gelişen yozlaşmanın ta kendisidir.

    Bir açıdan yok olmak diye bir şey yok, değişmek, dönüşmek, başkalaşmak var. Öyle olmak zorunda çünkü her şey ve herkes bir bütünün parçası. Bu bütün, belki de asıl olan o cevherin ta kendisidir. Her bir zerre; çürüme, değişim ve dönüşüm içinde varlığını sürdüren özün kabuğunu oluşturur.

    Yok olmak diye bir şey gerçekten yoksa çürüme nereye taşır insanı? Sadece insana has olmayan, var olan her şeyin kabuğunun altında bütün başlangıçları kapsayan bir öz yatar. Bu öz; ömür boyu maruz kalınan hayat ikliminin defalarca gelişip, dönüşen, çürüyen kabuğunun öğrendikleri ile parlar. Yaratılanın cevheridir o. Demek ki var olan bu özün kıymeti; sürekli gelişme, öğrenme arzusu, hayatı olduğu gibi karşılayıp cevaplar arama çabası ile artacaktır. İnsan durduğu zaman gerçekten çürür. Oysa doğa asla durmaz. Kendi yaşam döngüsünün etrafında inanılmaz bir çaba içinde kıvranır, insana rağmen.

    Doğada çürüme döngüsü, onun devamlılığının gereğidir. Bu süreç, yaşanmalı ve yeniden parlamalıdır. Ancak insan unsuru, bu döngü içindeki çürümeyi faydasız ve zararlı hale getirmektedir. Sanki nehirler, denizler, dağlar, ormanlar onun için yaratılmış, yaşama hakkı sadece onunmuş gibi büyük bir yıkım işindedir insan. Yaşam zincirinin halkalarını bir bir söküp atmakta, açgözlü ve arsız savaşlarına devam etmektedir. En sonunda; kirli sular, zehirli topraklar, çıplak araziler kalacaktır elinde. Çünkü insanın savaşı, çürüyen kabukla değil, onun özünü işgal içindir. Bilmesi gereken, kendini bir türlü konumlandıramadığı bu tabiat aynasının ta içinde olduğudur.  

    İnsan; yıkıcı, arsız sahiplenme ya da doğal sahip olduğu düşüncesiyle tabiata saldırır. Onun göğsünde, belki milyonlarca yıllık bir demlenmeyle oluşan cevheri, hunharca çıkarıp koparır. Kısacık bir zaman içinde de tüketebilir. Her şeye bugünden bakmayı öğrenmiştir. Milyonlarca yıl öncesini bir çırpıda yorumlayıp tarif edebileceğini düşünen, sığ akıllı büyük bir çoğunluk vardır. Tarif etmekle yetinmez, parmak hesabıyla da tahrif eder. İzleri takip etmeyi düşünmez bile. Doğa, bu büyük saygısızlığa kayıtsız gibi görünse de zaman zaman gereğini yapmaktadır. İnsanın bunu anlaması öyle zordur ki felaketleri, aşağıdan fırlattığı kementle Tanrıya bağlamakta ustalaşmıştır.

    Çürümeye, başlangıçlara açılan karanlık ve itici bir kapı da denebilir. Bir cesedin toprağa karışması, eskiyen bir fikrin, düşünce yapısının yenilenerek dönüşmesi, iyi düşüncelerin yozlaşarak kapalı ve karanlık fikirlere evrilmesi söz konusu olabilir. İçerideki öze erişmek için uzun ve sancılı bir süre gerekir. Cevher dediğimiz şey, belki o özün ta kendisidir belki de öze giden yoldur. İnsanın, tüm çürümüşlüğe rağmen ayakta kalıp harekete geçmesi, durmaması varoluşsal açıdan onu üretken kılar. Bunu yapabilmek için onu güdüleyen tabiatın zengin ve durmak bilmeyen döngüsünün ta kendisidir.

    Cevher, özü, çürüme ise başkalaşarak dönüşümü ifade etmektedir. Aristoteles’ten bu yana cevher, bir varlığın değişmeden kalan özü olarak tanımlanır. Çürüme ise özün fiziksel formunun bozulup dönüşmesidir. Aslında görünen taraf, zamanla değişir, dönüşür ve hatta gözden kaybolur. Bu onun geçici olduğunun göstergesidir. Cevher ise daima vardır ve bir bakıma zamana hükmeder. Biyolojik açıdan bakıldığında çürüme yepyeni başlangıçların anahtarıdır da.

    Edebiyat; kanayan, yara olan, kokan, çürüyen bedene ilgi duyar. Ona anlam yükleyen, ölümsüz kılan ruhun, akıl ve güzelliğin yanında duran bu sert gerçek, insanın değişimini anlatırken aynı zamanda kendi bedeninin geleceği son noktayı da işaret eder. Çürümenin romantize edilmiş halleri de yok değildir. Sararan yapraklar, eski, terk edilmiş evler, dağınık bakımsız bahçeler, insana kaybettiği ya da kaybetmek üzere olduğu şeyleri hatırlatır. İçinde bir bilinmezi taşır. Bu eskiliğin, çürümek, yıkılmak üzere olanın bir ruhu, sesi vardır. Anlatılmaya, anlamaya değer hikayeler barındırır. Görünenin aksine, o bilinen bir şeydir. Yıkılmak üzere olan çatlak duvarın içinde, ardında parlayan biriktirdiklerimiz, bağlarımızdır.

    İnsan, bile isteye yapmasa da geçmişini biriktirir. Toplulukların hafızası köklerinden beslenir. Bu, karakterlerinin iskeletini oluşturur. Her ne kadar zaman ve mekân değişse de kolektif hafızayı binlerce yıl taşır, nesilden nesile aktarır. Buna kültürel hafıza, toplumsal kültür de denir. Artık bireyler ortak değerlerle, bayramlarla, inançla, geleneğiyle birbirine bağlanmıştır. Toplumsal mücadelelerini anlatan kahramanlık destanları, kalem oynatan edebiyatçıları, bilime ışık tutan aydınlık yüzleri vardır. Onları sahiplenir. Her ne kadar değişip dönüşse, hatta toplu göçler yaşasa da bu kültürü hafızasında taşır. Bu süregiden bağ, toplumu bir arada tutan özün, cevherin ta kendisidir. İnsan, bu bağ ile güçlenir. Asıl soru şudur; bu bağ koparılmak istenirse, birey kendi özüne, kültürüne kötü gözle bakarsa ne olur? Orada bir çürüme başlamaz mı?  

    Toplumsal değerlerin bir bir yontulup içinin boşaltılması, toplumsal çürüme tanımının halkın dilinde ve yaşantısında yaygınlaşması, fevkalade tehlikeli bir varoluşsal sorundur. Cevher ve çürüme çatışması ya da kaçınılmaz olan yeniden var olma çabasının sancısı, uzun soluklu bir süreci başlatır.

    Varoluşçular “anlam insan tarafından atfedilir” der. Kayaların içinde, mağaraların duvarlarında gizlenen ve henüz anlamlandırılmamış mineraller, insan gözünde ve elinde değer kazanır, cevhere dönüşür. İnsanın hayatını da buna benzetirler. Hayat, tıpkı mağaraların duvarlarında gizlenmiş saf mineraller gibi işlenmeyi bekler, oysa insan hayatı binlerce, milyonlarca yıl sürmez. Elini çabuk tutması gerekir. Az sonra çürüyecektir. En azından yok olmayacağı, büyük döngünün bir parçası olacağı düşüncesi teselli edicidir.

    Sartre’ın “Varoluş özden önce gelir” ilkesini hatırlayalım. Dünyaya gelenler, kendiliğinden Allah vergisi bir anlamla doğmazlar. Asıl macera bundan sonradır. Bütün hayatı boyunca anlam arayışını sürdürmek zorundadır, eğer farkındaysa. Yoksa sadece doğar, büyür, çiftleşir, çoğalır ve ölür. Yaptıkları; o her neyse, büyük resim içinde, minik bir fırça darbesi bırakmalıdır. İnsan; kendini, karşılaştığı canlı ya da cansız nesneleri ve olayları, anlamlandırabilmelidir. İnsan, çürümesini ölümüyle deneyimler. Fikirleri ve eserleriyle, içindeki cevheri zamandan beri olur. Düşüncede çürüme, düşüncenin saflığını kaybederek yozlaşması ve çöküşle gerçekleşir.

    Cioran’a göre “cevher”, insanın henüz kirlenmediği, doğayla uyum içinde olduğu, ilkel saflığıdır. İnsan bilinç geliştirdikçe, tarihsel süreç içinde ilerledikçe bu özden, cevherden hızla uzaklaşmıştır. “Çürümenin Kitabı” eserinde bu süreci işlemiştir. İnsan; din, siyaset ve bir takım ideallere yönelir. Sanat ve felsefe de toplumların bu durumunu resmeder. Yaşarken giderek tükenir insan ve çürüme Cioran’a göre daha doğumda başlar. Böyle bakıldığında bu durum, yaşam sürecinin kaçınılmaz sonucudur.

    Günümüzde artık her şey görünür olmuştur. Bunda sosyal medyanın etkisi büyüktür. İyiliğin, dürüstlüğün içtenliği ile kötülüğün yarattığı öfke ve şiddet ortaya dökülmüştür. Daha fazla beğeni kotarma kaygısı ile bireyler, toplumda infial yaratabilecek içerikler üretmekten geri durmamaktadır. İyinin cevheri beğeni uğruna çürümeye bırakılmıştır. Bu tür içeriklerin sayısız şekilde servis edilmesi; toplum gözünde zamanla normalleşmesine sebep olurken dijital yaşamda çürüme hızlanmakta, klavye hakimlerini, savcılarını, avukatlarını yaratmaktadır.

    Bireyleri bir araya getiren ve onları toplum yapan görünmez kurallar, alışkanlıklar, ananeler vardır. Ortak yaşamlarının sonucu var olan kültür birikimleri, bunun göstergesidir. Bu birikim, küçümsenip ötekileştirilirse, bireyi topluma bağlayan neredeyse kutsal saydıkları, değersizleştirilirse çürüme başlamış demektir. Adalet, güven temelli ilişki zayıflar, kötülüğün kendisi sıradanlaşır. Halk, bürokrasi içinde yerini alabilmek için rüşvet vermeyi, torpil yaptırmayı artık ciddiye alır, yadırgamaz. Şartların bunu gerektirdiği dillendirilir.  Devlet kurumları artık kokuşmaya başlamıştır. Adalet güçlüler için vardır. Kurumlarda masa kapan sadakatle bağlı olanlardır, dürüst insanlarsa saflıkla aşağılanır.

    Adalet, hoşgörü, dürüstlük, sevgi, merhamet, uzlaşı ve yardımlaşma, bir toplumu ayakta tutan temel iskelet değil midir? Sürekliliğin sağlanabilmesi için bu iskeletin geçen zaman içinde güçlenmesi; ancak kültürel birikimini koruyup bağını sağlamlaştırarak ve edebiyatla, sanatla taçlandırırken bilimle aydınlatarak sağlanabilir. Oysa, bütün bu değerlerden ve gelişimden uzaklaşıp dogmalara teslim olunursa, yozlaşırsa insan, iskeleti kemirmeye başlayan benlik kurdu, toplumsal çürümeyi hazırlar.


    Emel Altuntaş, Bafra’da doğdu. Uludağ Ün. İ.İ.B.F Maliye bölümünden mezun oldu. İkinci üniversite olarak Anadolu Üniversitesi Açık Öğr. Fak. Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü tamamladı. Uzun yıllardır devam eden profesyonel sigortacılık kariyerinin yanı sıra yapıya gönül verdi. Edebiyat dergilerinde yayınlanan öykülerinin yanı sıra, kolektif olarak yayınlanan Uykunun Gözleri adlı öykü kitabının da yazarlarından biri oldu. Ayrıca müzik alanında çalışmalar yapan Altuntaş, şu an ilk bireysel bir öykü kitabının hazırlıklarını da sürdürüyor.

    YAzarın DİĞER YAZILARI
    emel Altuntaş suaremag yazar

    Related Posts

    Ayın Filmleri: EKİM AYINDA NE İZLEYELİM?

    Ekim 1, 2026 Ayın Filmleri

    Ayın Şarkıları: EKİM AYINDA NE DİNLEYELİM?

    Ekim 1, 2026 Ayın Şarkıları

    Ayın Kitapları: EKİM AYINDA NE OKUYALIM?

    Ekim 1, 2026 Ayın Kitapları

    SuareMag Ekim 2026

    Ekim 1, 2026 Manşet
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Ayın Filmleri: EKİM AYINDA NE İZLEYELİM?

    Ekim 1, 2026 Ayın Filmleri

    Cevher ve Çürüme Arayışına Eşlik Eden Filmler Hazırlayan: Elif Özge Karakaya Bir şeylerin kırılıp dökülmesi…

    Ayın Şarkıları: EKİM AYINDA NE DİNLEYELİM?

    Ekim 1, 2026

    Ayın Kitapları: EKİM AYINDA NE OKUYALIM?

    Ekim 1, 2026

    Afife’nin hikâyesi modern bale ile hayat buluyor

    Ekim 1, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    Pera Film, Bosnalı ödüllü sinemacı Žalica’yı ağırlıyor ‘Zamanın İzleri: Pjer Žalica’ 

    Kasım 2, 2023 Etkinlik

    PANDÜL

    Mayıs 1, 2025 Sevin Bayrı

    Çağan Irmak imzalı ‘Yaratılan’ Netflix’te gösterimde

    Ekim 21, 2023 Film
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Ayın Filmleri: EKİM AYINDA NE İZLEYELİM?

    Ekim 1, 2026

    Ayın Şarkıları: EKİM AYINDA NE DİNLEYELİM?

    Ekim 1, 2026

    Ayın Kitapları: EKİM AYINDA NE OKUYALIM?

    Ekim 1, 2026

    Haber Bülteni

    Haber Bültenimize Abone Olun

    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.