Betül Çakıroğlu
Hakikat ve Hile iki kardeş. Öz değil üvey. Zaten bu kadar zıtlık başka türlü açıklanamazdı. Bir kralın iki oğluydular. Küçük kardeş olmasına rağmen annesi Kraliçe olan Hakikat babasının varisiydi. Hile buna pek aldırmazdı. Bu iki kardeşin hayatları da adları gibiydi. Hakikat gerçekle kördü. Görmediği bir şeye inanmazdı. Hile’nin ise işi gücü insanları kandırıp buna gülmekti. Tüm gerçekler ondan sekerdi.
Hakikat kral olduğu gün sihirbazları, palyaçoları ve balonları saraydan atacağını söyledi. Halk alkışladı. Hile buna üzüldü. Sihirbazın gözyaşından, palyaçonun boyasından ve balonların en kırmızısından alıp kesesine koydu.
Hile kardeşi Hakikat’ı seviyordu. Hakikat da abisi Hile’yi. Ama bir şeyler olmuştu ve sevgilerinin önüne geçmişti. Hile insanları kandırıp eğlenmeyi, yansımalarla aldatmayı, görüntüsünü değiştirip yanıltmayı ve acayip şakaları çok severdi. Hakikat bunlara anlam veremiyordu. Hile de kardeşinin bunlara hiç gülmemesine dayanamıyordu.
Babaları ölüp Hakikat tahta geçtiğinde dediğini yaptı. Sihirbazı, palyaçoyu ve balonları kovdu. Hile her zamanki gibi yaptı yapacağını. Bağladı balonları uçurdu birkaç kişiyi. Hakikat buna çok sinirlendi. Bağırdı. “Balonlar yasak!”
Askerler Kral’ın emriyle Hile’yi zindana attı. O da ne? Parmaklıkların arkasında bir sürü balon. Hile yerine bir sürü balonmuş hapsedilen. Bunu gören Kral daha da sinirlendi. Kaçtı Hile bu arada uzaklara…
Her adımda Hakikat’ten ayrılmak acı verdi Hile’ye. Kardeşi olmadan hilelerinin tadı yoktu. Hile ilerleye dursun Hakikat bilim insanlarını çağırdı yanına. “İspat edemediğiniz çalışmaları durdurun,” dedi. “Kralım zaman ve imkân verilirse amacımız zaten yeni şeyler ispat etmek,” dedilerse de Kral dinlemedi. “Bu kadar bilim yeter. İspat edilenlerle idare ederiz.” Kararı kesindi. Sanatçılara da sadece gerçek tablolar yapmalarını söyledi. “Hakikat tektir,” dedi. Hile’yi özlediği zamanlarda bu söze sığındı.
Çalılar hareket ediyordu. Gerçek olan çalılar hareket etmezdi. Altlarında saklanan askerleri gerçeği gören gözler görmedi. Bir tahta ata da böyle mi inanmışlardı? Yaklaştı hilebaz düşman askerler saraya adım adım.
Hile’nin attığı her adım da artık dayanılmaz acıya dönüşünce tuttu dönüş yolunu. Onlar kesinlikle çalı değildi. Hile bunu anladı. Hakikat’ı uyarmanın vakit kaybı olacağını biliyordu. Ne diyecekti? “Bunlar çalı değil asker.” O ne diyecekti. “Bunlar çalı. Gerçek bu.” Hile bu konuşmanın böyle olacağından emindi. Kendisi bir plan yaptı. Şehre girip sihirbaz, palyaço ve bilim adamlarını buldu. Savunmayı planladı. Askerleri Kralın kılığında savaşa hazırladı. Herke Hile’yi Kral sandı. Yanıltmak onun işiydi.
Hakikat çalıların ne kadar da saraya yakın olduğunu düşünürken bir ok yağmuru başladı. Şehirden atılan balonlara takılan oklar düştü. Askerler karşı ok atışına geçti. Sihirli balonlara mı, askerlerinin o olmadan ok atmasına mı neye şaşırsın bilemedi Kral. Çalılar çalı değildi. Açığa çıkan düşman ordu kaçtı. Çünkü savaştan çok anlamazlardı. Tek bildikleri hilebazlıktı.
O günden sonra ne mi oldu? Hakikat biraz kapadı gözlerini. Masal dinledi. Hile de gerçeklerin sıkıcı olmadığını düşündü. Ama hemen vazgeçti ve birilerini kandırmaya gitti. Giderken de şöyle bağırıyordu. “Yok, yok. Gerçekler sıkıcı.”

Betül Çakıroğlu, Gelibolu’da doğdu. Mimarlık eğitimi için geldiği İstanbul’da kızıyla birlikte yaşıyor. Mimarlık bir yana edebiyat sevgisi bir yana diyen yazar her zaman çantasında taşıdığı kitaplarından vazgeçmiyor. Çocuk kitapları yazma, çocuk kitapları editörlüğü, çocuk ve gençlik edebiyatı başlıklı çeşitli atölyelere katıldı. Yazarın ilk kitabı Kumdan Hayaller olsa da kollektif kitaplarda öyküleri ile ve editörlük yaptığı kitaplarla da okuyucu ile buluştu.

