Close Menu
    Son Eklenenler

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Pazartesi, Temmuz 6
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Medusa – Kadın Öfkesi ve Öteki’nin Bakışı 

      Şubat 24, 2026

      Narcissus – Benlik, İmaj ve Modern Ego

      Ocak 7, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Suare Kitaplığı ve Suare Yazarları Sarıyer Edebiyat Günleri’nde Okurlarla Buluşuyor

      Haziran 15, 2026

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

      Temmuz 1, 2026

      Kendi ‘araf’ının çıkmaz sokağındaki insan

      Haziran 30, 2026

      Figen Ormancı’dan yeni roman: Hiç Kimsenin Gölgesi

      Haziran 29, 2026

      40 Dilde Yayımlanan Dünya Çapındaki Fenomen Roman “Theo” Türkiye’de!

      Haziran 26, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Şarkıları: HAZİRAN AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Haziran 2, 2026

      Ayın Filmleri: MAYIS AYINDA NE İZLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      Ayın Şarkıları: MAYIS AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      İsmi Olmayan Hikayeler – VI

      Haziran 19, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Mayıs 9, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Nisan 12, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Serçe Limanı batığının 1000. yılına sanatsal bir selam: Marmaris’te Cam Sanatı Sergisi

      Mayıs 2, 2026

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      İfşa Günü: Yeni Başlayanlar İçin ‘Yeni Gerçeklik’

      Haziran 13, 2026

      Altın Palmiye Cristian Mungiu’nun oldu

      Mayıs 26, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Kültürler Mut! Tiyatrosu’nda buluşuyor

      Mayıs 5, 2026

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

      Temmuz 1, 2026
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Bir Yansımanın İçinden Dünyaya Bakmak

      Haziran 22, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      Don Quixote’un zırhı: Dünyaya karşı giyinmek

      Ocak 10, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      SEANS VE SONRASI

      Temmuz 1, 2026

      IL TEMPO SOSPESO.            

      Temmuz 1, 2026

      GATTACA: SEÇİMLERİMİZ GERÇEKTEN BİZE Mİ AİT? 

      Temmuz 1, 2026
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Suare Öykü
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » TURKUAZIN İÇİNDE BİR SES
    Eda Büyükçapar

    TURKUAZIN İÇİNDE BİR SES

    Haziran 1, 2026Yorum yapılmamış8 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Eda Büyükçapar

    Tutkunun dili gözlerinden okunuyordu; sanki bakışlarıyla akıyor, kelimeleri suya karışıyordu. Bir iç deniz monoloğu yankılanıyordu.

    Gecikmiş bir yaranın ışığından, turkuaz bir denizin derinliğine bıraktı kendini. İçinden yükselen fısıltı, bastırılmış bir öfkeyi değil, yönünü şaşırmış bir aşkı taşıyordu. Bakışları konuşmuyor, sanki uzun zamandır suskun bırakılmış bir denizi içinden taşırıyordu. Turkuazın en dip yerinde, güneşin bile yorularak öldüğü o karanlık eşiğin altında bir şey kıpırdıyordu: adına şiirler yazılan o eski sızı: Aşk…

    Ve ben anlıyordum; bazı insanlar cümle kurmuyor, insanın içine sızıyordu. Bir fısıltı yükseliyordu içimde. Ne tam öfke oluyordu bu ne de masumiyet. Daha çok, yanlış kıyıya vurmuş bir sevdanın tuzlu yankısı gibi boğazımda kalıyordu.

    Onun tutkusu başkaydı. ‘Yeşil’di.

    Benimkisi ise suyun altında bile yanıyordu.

    “İnsan bazen birine değil,” diyordu içimdeki ses, “o kişinin içimizde bıraktığı eksik yankıya tutuluyordu.”

    Ve şehir susuyordu. Şehir hep susuyordu…

    Ama o, turkuaz derinliklerin gölgelerinde aşkı arıyordu. Gözlerinin dili sözlerinden daha ışıltılıydı, en derinlere işliyordu. Arzusunun dili ise her halinden okunuyordu; kelimelerden ziyade bakışlarının  titreşimiyle adeta büyülüyordu. Gözleriyle akıyordu sanki… Bir denizin ortasında, turkuazın en derin noktasına bırakılmış bir sessizlik gibiydi. Ve o an anladı; bazı insanlar konuşmaz, sadece içinden taşar. Turkuazın gölgelerinde kaybolmuş bir anlam arıyordu. Aşk bazen bulunmaz sadece aranırken büyür, biliyordu. 

    Şehir susuyordu. Şehir hep susuyordu.

    Bir müddet sonra balıklar olta ipinde dizildi. Tam on bir balık… Gümüş pulları güneşin yansımasıyla parlıyordu. Rüzgârla sağa sola sallandıkça hayalinde İstanbul Boğazı’na asılmış gümüş bir kolye gibi görünüyorlardı. Ben ise onları değil, çocukluğumdan beri içimde taşıdığım o eksik İstanbul’u görüyordum. Bir şehir bazen yalnızca bir şehir olmuyordu. Bir insanın iç kanaması oluyordu.

    Balıkların hafızasından şarkılar dökülüyordu: 

    Denizlerin kumuyum kumuyum
    Balıkların puluyum
    Aç koynunu ben geldim
    …
    Ben de Allah kuluyum.

    Bir şehir, bir boğaz ve bir hatıra aynı anda parlıyordu.

     “Bazı semtler yalnızca semt olmuyordu; insanın sustuğu yere dönüşüyordu.”

    Şehir susuyordu. Şehir hep susuyordu.

    Sevgilisi de, İstanbul’un boğazına asılmış bir gümüş kolye gibi salındı. “Sen benim tutkularımdan da daha özelsin,” dedi.

    Yürümeye devam etti. Valizine baktı; yol artık geride kalmış bir yük gibiydi. Acılar ise onunla birlikte yürüyordu. Derin tutkularını düşündü…

    Beykoz kıyılarında akşam ağırlaşıyordu. Çay bardakları buğulanıyordu. Martılar alçaktan geçiyordu. Ve ben, kelimelerin artık hiçbir şeyi kurtarmadığı bir yaşa geliyordum

    Şehir susuyordu. Şehir hep susuyordu.

    Bu şehrin boğazı yaraların şairidir… Beykoz, bir suskunluğun kıyısıdır.

    Boğazında kelimeler inci gibi dizildi. Ama konuşamadı… Çünkü bazı kayıplar anlatılmaz; sadece içten içe taşınır.

    Kelimeler ağırlaşıyordu. Boynumda taşınamayacak kadar eski bir hatıraya dönüşüyordu. İnsan bazen konuşamıyordu; çünkü bazı duygular dile değdiği an değer kaybediyordu.

    Yaralı bir güvercin gibi dolaşıyordum kendi içimde. Kanatlarımda renk taşımıyor, yalnızca geç kalmış gözyaşları biriktiriyordum. Kelimelerse daha da ağırdı. Vebali taşınamayacak kadar eski bir yük gibiydiler. Yaralı kanadı kırık bir güvercindi içi… Kanatlarında renk değil, gözyaşı taşıyordu.

    İletişim bağını kaybetmenin acısı hiç birşeye benzemiyordu. Ne geceler geceydi ne baharlar bahar. Mevsimler bazen insanın içinde kararıyordu.

    Her yerde bir ressam görüyordu. Yaşadığı hikâyeyi resmetmek istiyor ama yapamıyordu. Çünkü her acı tablolarda yanıyordu.

    Ve düşündü: “Bir insan, bir başka insanı nasıl bu kadar hissederken kaybeder?”

    Bir taziye ilanına bakarken bile kıskanmak…

    Sevginin değil, eksilmenin diliydi.

    Ölümde bile yer arayan bir sevda vardı içinde.

    O an anladı: Tutku, bazen sevgiden değil, eksiklikten büyür. Aşk, en çok eksildiği yerden konuşur. 

    Şehir susuyordu. Şehir hep susuyordu.

    Beykoz, Boğaz’ın incisi gibi duruyordu zihninde.

    Ama kelimeler artık anlamını yitirmişti.

    İletişim, en ağır kayıptı. Ne geceler geceydi artık, ne baharlar bahar… Gölgeler aynasızdı…

    Mevsim, bazen insanın içinde kararıyordu.

    Onu ilk gördüğü an, yaşanmışlıkların hepsi bir hayalin içinde birbirine karışıyordu. Ve o adam konuştu.

    Eski İstanbul gibi konuştu.

    Klarnet gibi…

    Bir insan sesi değil, bir şehir hafızasıydı.                                                             

    Onun sesi eski İstanbul gibi dolaşıyordu odanın içinde. Bir klarnetin iç çekişine benzeyen o kırık tını, insanın içindeki bütün kapıları yavaşça açıyordu.

    Sanki konuşmuyor da, yıllardır unutulmuş bir sokağı yeniden yürüyordu.

    Bazı insanlar güzel olmuyordu yalnızca; insanın estetik anlayışını yeniden inşa ediyordu. Ondan sonra hiçbir yüz tam görünmüyordu göze. Hiçbir ses yeterince derin gelmiyordu.

    Ben onu dinlerken zaman yavaşlıyordu. Sigara dumanı tavana ağır ağır yükseliyordu. Bardaktaki çayın yüzeyi bile daha hüzünlü parlıyordu.

    “İnsan bir heceye bile tutulabiliyordu,” diyordum.

    “Bazen bir insanın yalnızca ‘iyi geceler’ deyişine ömür harcanıyordu.”

    Sonra yine susuyorduk.

    Çünkü bazı yakınlıklar konuşulduğu an bozuluyordu.

    Şehir susuyordu. Şehir hep susuyordu.

    Onu ilk gördüğümde aklım bulutlara değiyordu.

    Ve o an, hayatım boyunca savunduğum bütün mantık çöküyordu. İnsan bazen yıllarca ördüğü karakteri bir bakış uğruna terk ediyordu.

    O an içinden tek bir cümle geçti:

    “Sizi nasıl memnun edebilirim?”

    Bu, bir teslimiyetin başlangıcıydı.

    Fakat bu bir aşk cümlesi değildi aynı zamanda, zarif bir yıkımın temsiline ayna tutuyordu. Çünkü tutku önce insanı büyülüyor, sonra yavaşça kendisine benzetiyordu. Ve insan en çok, kendine dönüşemediği yerde yoruluyordu.

    Körleşme geldi yanı sıra. Tutku büyüdü. Ve büyüyen her şey gibi önce güzeldi, sonra ağırlaştı.

    Kör bir bıçak gibi… Sevgiliden menkul Khalkedon körlüğü taşıyordu.

    İçimden geçenleri kimseye anlatamam diye şarkılar söylüyordu.

    Ey akşam vapuru, sana mı kalır dünya
    Ben o yağmurlu iskeleye inmem, inmem
    Yana yana kül olayım, unutup yine sevdalanayım
    Geçmem bir daha Kadıköy’den…

    Şehir susuyordu. Şehir hep susuyordu.

    Her yerde o ressamı görüyordu; yaşadıklarını, anlatılanları resmetmek istiyor, fakat başaramıyordu.

    Çünkü bazı acılar resmedilmez; insanın içinde yanar.

    Sahil kenarında yürüdü.

    Bir duvarda çeşm-i bülbül resmi gördü.

    Hayalinde vişne şurubu gibi bir renk birikti. O kristal şişeyi doldurdu.

    Yudum… yudum… yudum…

    Onu ilk gördüğünde hayatının aşkı olacağını bilmiyordu. Uykularının kaçacağını, neşesini kaybedeceğini, ağlayarak uyuyup uyanacağını bilmiyordu.

    Kelimeler artık taşınmaz olmuştu.

    Yaralı bir güvercin gibi, insan kendi ağırlığına yeniliyordu…

    Uykusuzluk, düşen ritim, tükenen günler sonradan geldi. Ömür yavaş yavaş tükeniyordu. Tutku, zamanla keskin bir karaltıya dönüştü.

    Rüyalarda bile artık dinlenemiyor, varmak istediği menzillere uçamıyordu. Demlenemiyordu… Tutku zincirler gibi benliğine yapışıyordu.

    Onun sesi eski İstanbul gibiydi; klarnetle konuşan bir şehir hafızası…

    Sanki müzik değil, bir zaman açılıyordu.

    İnsan başka diyarlara sürükleniyordu.

    Bazen tutku insanın aklının sınırlarını aşıyordu. İnsan bir başka insanın bir hecesine bile tutulabiliyordu. Dahası onun büyülü bir tınısı, hayatın bütün ritmini alt üst edip değiştirebiliyordu.

    Onun İstanbul Türkçesi, beyefendiliği, diksiyonu ulaşılmaz bir zarafet taşıyordu. Ama yaklaşmak acıyı büyütüyordu. Ondan ayrı geçen her gün, bitmeyen bir hasretti. Tutku insanı kördüğümlere bağlıyordu. Takipleşmeler, resimler, ondan başka dünyayı görememek… Hepsi körleşmeye dönüşüyordu. Uzak durmaya çalışıyordu.

    Çünkü yaklaşmak, acıyı büyütüyordu.

    Ama ayrı geçen her gün, sessiz bir ölüm gibi içinden geçiyordu.

    Tanıştıklarında aralarında sessiz bir diyalog imzalanmıştı.

    “Ben seni okurum,” demişti.

    Şair inanmıştı.

    Meğer canına okumakmış maksadı… 

    O dolaylı anlatımların yakışıklı prensiydi, 

    her imayı çözmeye mahkûm bir gönüllüye… Bazı aşklar konuşarak değil, çözülerek yaşanırdı… Tutku, insanı kördüğümlere bağlardı. Alt metni okumak şair kalbine bırakılan gizli bir nota gibiydi. Bol veryansınlı, derinlemesine analizli, gizliden laf göndermeli…  Zamanla solan fotoğrafların kişisel hatıramızda ömrümüzün sayfalarını sarartmasının temsili gibi hepsi aynı döngüye dönüşüyordu. Sevda kuyusu, içinden çıkılsa bile

    insanı kanatan bir boşluk bırakıyordu. Bazen uzaklaşmak da sevgiydi. Kendi yarasına rağmen geri çekilmek gibi…

    Sevda kuyusundan çıkmanın hazzı başka hiçbir şeye benzemiyordu. Ama o tutku insanın içinde kanamaya devam ediyordu.

    Bense gülümsüyordum. Çünkü biliyordum. İlk karşılaşmamızdan beri görünmez bir anlaşmanın içinde yürüyorduk.

    Sen imaları bırakıyordun.

    Ben o imaların arasında yaşam kuruyordum.

    Bir cümleyi üç gece düşünüyordum. Bir noktanın anlamını bile kalbimde büyütüyordum. Çünkü bazı insanlar düz konuşmuyordu; insanın içine labirent bırakıyordu.

    Şimdi düşünüyorum da… zMeğer sen beni yavaş yavaş ezberliyordun. Ve insan bazen ezberlendiği yerde yok oluyordu.

    Şehir susuyordu. Şehir hep susuyordu.

    Sevgilisi bir gün şöyle dedi: “Sana sunalabildiğim aşk bu kadar… Kırıntıya da razı olmalısın.”

    “Haklısınız haşmet mehap zat-ı alinize aitse, kırıntı da aşktır. Pek müteşekkirim…”

    …

    Eylül ağırlaşıyordu.

    Deniz bile daha yorgun görünüyordu o aylarda. İnsan kendinden eksiliyordu. Sabahları aynaya baktığında yüzünü değil, bıraktığı hayatları görüyordu.

    Ben senin adını düşündükçe eski divanlar açılıyordu içimde. Yanmak artık mecaz olmaktan çıkıyordu. Su bile tutuşuyordu. Fuzuli bir yerden geçiyordu sanki zihnimden; aşkı bir duygu değil, bir hastalık gibi anlatıyordu.

    Ve ben anlıyordum: Bazı insanlar sevilmiyordu yalnızca… Edebiyat oluyordu.

    Şehir susuyordu. Şehir hep susuyordu.

    “Eylülzede” olmayı bilerek istedim. 

    Eylül doğumlu olmanız tesadüf olamazdı. 

    “Başka mevsimlerde biz şair oluruz fakat sonbaharın kendisi şairdir…” 

    Ve Eylül, biraz da eksilme mevsimidir.

    Denizin içe çöken uğultulu sesi gibi.

    “Gün gün eksilirsin kendinden

    bir Eylül denizinin çırpıntılarında…”

    Ses, bir şiir gibi değil;

    bir iç çöküş gibi yankılanıyordu.

    Şehir susuyordu. Şehir hep susuyordu.

    Reenkarnasyona inanıyordu. Sevgilisini düşündüğünde geçmiş hayatlarında şair olduğunu hissediyordu. Onu anlamaya çalışırken, zihninde bir isim dolaşıyordu: Fuzuli.

    “Su Kasidesi” gibi bir aşkın içinde olmak kolay değildi. Aşk, bazen bir metin değil; bir yanma biçimiydi. Ve ben seni okudukça Sevgili, Fuzuli’nin gölgesine düştüm.

    “Su Kasidesi” gibi bir aşkın içine… Suyun bile yanabildiği bir yer. Bazı aşklar yazılmaz, ancak yanar. 

    Şehir susuyordu. Şehir hep susuyordu.

     “Su Kasidesi”ni yazan adamın aşkı olmak da kolay değildi. İnsan eziliyordu. Mahcup ve yenik hissediyordu. Gözyaşı hiçbir aruz ölçüsüne sığmıyordu…

    İmalar devam ediyordu. Onun yüreği kendi yüreğinde çarpıyordu. Cümleleri hece hece şiir gibiydi. Gözyaşları o hecelerden akıyordu.

     “Bin bin cefa görsem ey sanem senden…” diyordu

    Cümleler şiire dönüşüyordu. Gözyaşı, hecelerin arasına sızıyordu.

    Ve en son…

    Şehir susuyordu. Şehir hep susuyordu.

    Sahil kenarında yürüyordum. Martılar bile sessizdi.

    Sonra içimden son bir cümle geçiyordu: “Senin yokluğun bile benimle konuşuyordu.”

    Ve anladım ki: Tutku, bir kişiye değil bir yokluğun sürekli varlığına bağlanıyordu…

    Bazı aşklar bitmiyor; yalnızca insanın içinde oturup yavaşça denize bakıyordu…

    Şehir susuyor. Şair hepten susuyordu…


    Eda Büyükçapar, Yedi Güzel Adam’ın memleketi Kahramanmaraş’ta doğdu. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun oldu. Birçok dergi ve kolektif kitapta yazıları yayımlandı. Edebiyatı heyecan verici bir serüven olarak görüyor ve aynı heyecanla yazı yolculuğunu sürdürüyor.

    YAZARIN DİĞER YAZILARI
    eda büyükçapar suaremag yazar

    Related Posts

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026 Manşet

    BIRAKIN ÇELİŞEYİM

    Temmuz 1, 2026 Hakan Akdoğan

    Ayın Filmleri: TEMMUZ AYINDA NE İZLEYELİM?

    Temmuz 1, 2026 Ayın Filmleri

    Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

    Temmuz 1, 2026 Ayın Kitapları
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026 Fotoğraf

    Fotoğraf sanatçısı ve akademisyen Nihal Gündüz, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileriyle hazırladığı “Yüzleşme: Hayalet…

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026

    BIRAKIN ÇELİŞEYİM

    Temmuz 1, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    ‘Sarı Duvar Kağıdı’ ve Gilman: Küçük bir odadan çıkan büyük bir edebiyat

    Ocak 27, 2026 Edebiyat

    Banu Akeloğlu’ndan polisiye öykü kitabı: Caligula 

    Mart 15, 2025 Edebiyat

    MÜZEYYEN – DERİN BİR ÇATLAK 

    Mart 1, 2026 SUARE ÖYKÜ DERGİSİ
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.