M. Şule Akçay
Terminalin çay ocağı her zamankinden daha kalabalıktı. Dışarıdaki yağmur, çay ocağı müşterisini artırmıştı, çaycı memnun görünüyordu. İçeride çay bardaklarının şangırtısı, televizyonun boğuk sesi, dışarıda yağmur, çamur dinlemeyen muavinlerin bağırışları birbirine karışıyordu.
“İstanbul! İstanbul son iki kişi!”
Ayşe çayını bitirdi, el bagajını ayağının dibine çekip saate baktı. Otobüsün kalkmasına daha otuz dakika vardı. Hafta sonları ailesinin yanına gidip gelmek otobüste ders çalışma fırsatı da yaratıyordu.
“Bir taşla iki kuş,” diye keyifle geçirdi içinden.
Çaycı ocaktan seslendi. “Abla taze koydum, ister misin?”
“Olur.” Isınmak için bir çay daha içebilirdi.
Ayşe pencere kenarındaki plastik sandalyeye oturmuştu. O sırada masanın altında duran köşeleri aşınmış, eski, soluk kırmızı bir çocuk valizi dikkatini çekti. Üzerindeki çizgi karakterlerin çıkartmaları yarı yarıya sökülmüştü.
Yanından geçen yaşlı adam valize baktı. “Sabah da buradaydı bu.”
Çaycı omuz silkti. “Kimse sahip çıkmadı. Soruyoruz, bakan yok.”
“Bomba falan çıkmasın?”
Çaycı güldü.. “Bomba olsa çoktan havaya uçmuştuk.”
Yan masadakiler de hafifçe güldü. Ayşe gözünü valizden alamadı. Sapı siyah bantla sarılmıştı. Bir süre sonra merakına yenildi.
“Bakmadınız mı içine?”
Çaycı kaşlarını kaldırdı. “Milletin malını niye açalım abla?”
“Kaybolmuştur belki.”
“Kaybolduysa gelir arar, sorar.”
Ayşe saate baktı. Yirmi iki dakika. Valize tekrar baktı. Yan masadaki üniversiteli iki kızdan biri eğildi.
“Bence açın ya. İlginç bir şey çıkabilir.”
Arkada oturan adam çayını karıştırırken, yorumu yaptı. “Çocuk eşyasıdır. Ellemeyin.”
Diğeri kahkaha attı.. “Belki define vardır.”
Çaycı bezle tezgâhı silerken söylendi. “Define olsa bu terminale düşmez.”
Ayşe yerinden kalktı. Valizin yanına çömeldi. Fermuarı paslanmış gibiydi. Elini çekti önce. “Saçma,” dedi kendi kendine. Ama sonra yine tuttu. Bir anda herkesin ilgisi oraya kaydı. Televizyon sesi bile geri plana itildi sanki.
Üniversiteli kızlardan biri telefonunu hazırladı. “Açacak galiba.”
Adam homurdandı. “Film mi çekiyorsunuz?”
Ayşe fermuarı yavaşça çekti. Dişler zorlandı. İnce bir sürtünme sesi çıktı. Valiz açılınca içinden giysi değil, kitap göründü. Üstelik çok kitap. Kalın ciltli romanlar, şiir kitapları, sararmış sayfalar… Bazılarının arasında not kağıtları vardı.
Bir kitabın kapağında silik harflerle bir isim yazıyordu. “Leyla.”
Ayşe şaşkınlıkla baktı. “Kitap mıymış sadece?”
Üniversiteli kız hemen yanaştı. “Hangi kitaplar?”
Ayşe üsttekini aldı. “Tutunamayanlar.”
Kızın gözleri büyüdü. İlk bakışta ön yargı ile çirkin, eski bulduğu valiz gözüne birden parlak görünmeye başladı. “Aa…”
Altından başka kitaplar çıktı. Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Yeraltından Notlar, Karamazov Kardeşler… Ayşe şaşırdı kaldı.
“Üstelik hepsi klasik.”
Çaycı tezgâhtan eğilerek, sordu. “Satmaya kalksan para eder mi?”
Ayşe sayfaları karıştırdı. Kenarlara kurşun kalemle notlar düşülmüştü.
“İnsan bazen gideceği yere değil, bırakıldığı yere aittir.”
Bir an sessizlik oldu. Arka masadan biri küçümseyerek söylendi. “Abartmayın ya. Kitap işte.”
Diğeri atıldı. “Ben olsam sahafa satarım.”
Üniversiteli kız itiraz etti. “Olur mu? Belki birinin hayatı bunlar.”
Yanındaki çocuk omuz silkti. “Hayatıysa niye bırakmış?” Bu soru masanın üstünde kaldı. Ayşe valizin dibine baktı. En altta küçük bir defter vardı. Açtı. İlk sayfada tarih yazıyordu.
“2025.”
Altında kısa bir cümle.
“Bir gün taşımaktan yorulursam, biri bulsun diye bırakacağım.”
Ayşe’nin boğazı düğümlendi.
“Ne oldu?” dedi çaycı.
Defteri uzattı. Çaycı okuyunca yüzündeki alaycı ifade biraz arttı, omuz silkti.
“Garipmiş.”
Terminal hoparlörü cızırdadı. “Konya aracı peron üçten hareket edecektir.”
Anonsla birlikte Ayşe irkildi. “Bu benim otobüs!”
Eli hâlâ valizin üstündeydi. Ne yapacağını düşündü. Görevliye teslim edebilirdi. Ama orada kaybolup gideceğini biliyordu. Yanına alsa, sanki bir başkasının hayatını çalmış gibi hissedecekti.
“Ne yapacaksınız?” Üniversiteli kızdan gelmişti bu soru.
“Bilmiyorum. Sahip çıkan olmayınca yetim gibi kalacak,” diye yanıtladı Ayşe.
Az önce gülen adam tekrar konuştu. “Abla alt tarafı kitap.”
“Değil işte,” dedi sadece Ayşe.
Bir sessizlik daha oldu. Sonra Ayşe valizi kapattı. Sapından tuttu. Otobüs anonsu tekrarlandı.
“Konya yolcularının dikkatine…”
Çaycı sordu bu kez. “Götürüyor musun?”
Ayşe durdu. Terminalin kapısından içeri yağmur kokusu giriyordu. İnsanlar ıslanmamak için aceleyle yürüyordu. Kimsenin eski kırmızı valize baktığı yoktu artık. Biraz önce herkes birkaç saniyeliğine nefeslerini tutup ilgilenmişti, çoğu içindekini önemsiz bulup hayat telaşlarına dönmüşlerdi. Ayşe’ye göre ise sanki valizin içinden kitap değil de unutulmuş bir hayat çıkmıştı.
Ayşe yavaşça konuştu. “Belki emanete bırakırım. Birkaç gün bekler.”
“Kim gelir ki?”
Ayşe cevap vermedi. Defteri tekrar açtı. Son sayfada tek bir cümle daha vardı: “Birisi merak edip açarsa, yalnız olmadığımı anlayacağım.”
Otobüsün motoru çalıştı. Ayşe valize baktı. Sonra perona. Sonra yeniden valize. Son bir hamle ile otobüsün kapanmak üzere olan kapısından kendini içeri attı, bedeni otobüste aklı ve yüreği valizde olarak yola koyuldu. Cam kenarına oturup terminal binasına baktı. İnsanlar gelip geçiyor, kimse dönüp valize bakmıyordu. Otobüs ağır ağır hareket etti. Tam terminalden çıkacakken Ayşe, defterdeki son cümleyi yeniden hatırladı.
“Birisi merak edip açarsa, yalnız olmadığımı anlayacağım.”
Başını cama yasladı. İçinden, hiç tanımadığı Leyla’ya sessizce seslendi. “Merak ettim. Açtım. Duydum seni. Yalnız değildin.”
Ve aniden ön koltuktan şoföre yaklaşıp, önemli bir eşya unuttuğunu, bir dakikalık gecikmenin kimseyi mağdur etmeyeceğini yalvarırcasına söyleyerek durmasını rica etti. Şoför mırın kırın etti ama kıyamadı kızcağıza.
“Çok hızlı davranın, bir de ceza yemeyelim sizin yüzünüzden” derken, kenara çekip, durdu. Hemen fırladı yerinden Ayşe, terkedilmiş görünen eski valizi alıp aynı hızla otobüse tekrar döndü. Teşekkür ederek soluk soluğa tekrar yerine oturdu. Böylece Leyla’nın “bırakılmışlık” duygusundan Ayşe’nin aracılığıyla arınarak “anlaşılmak” duygusuna evrileceği umuduyla emaneti devralmış oldu. Gönül rahatlığıyla ders çalışabilirdi artık.


