H. Nilgün Karataş
Bavul, yalnızca bir yolculuk nesnesi değildir; birinin vedası, diğerinin başlangıç noktasıdır. Kiminin yüküdür, kiminin hafızası.
Hayatımızdaki en önemli eşiklerin çoğunda bir bavul durur. Telaşla kapatılmış bir fermuarın ardında bazen çocukluk kalır, bazen yıllarca yaşanmış bir ev. Bir göçün, bir ayrılığın, bir üniversite kapısının ya da yeni bir yuvanın eşiğinde mutlaka o vardır. İnsan bazen bütün ömrünü içine sığdırmaya çalışır; bazen de hiçbir bavulun taşıyamayacağı kadar çok şeyi geride bırakır.
Çünkü asıl yolculuklar insanın içinde başlar.
Edebiyatın en uzun yolları haritalarda görünmez. Bir karakter evinden hiç çıkmadan yıllar süren bir yola koyulabilir; bir diğeri dünyanın öbür ucuna gidip başladığı yere dönebilir. Asıl mesafe, insanın kendi içinde kat ettiğidir. Bavul bu yüzden dönüşümün de simgesidir; içine konanlardan çok, taşınan duygularla ağırlaşır. Suçluluk, umut, özlem, korku, merak… Her biri görünmez birer eşya gibi yerini alır içinde.
Her bavul bir hikâye saklar.
Bu sayıda otuz üç yazar, bavulun farklı yüzlerine dokunuyor. Kimi öyküde bir kaçışın sessiz tanığı oluyor bavul, kiminde yıllar sonra açılan bir sır sandığı, kiminde ise yeni bir hayata açılan kapı. Öyküler de bavullar gibidir; dışarıdan bakıldığında sade görünürler ama kapağı aralandığında içlerinden koca bir hayat taşar.
Belki bu sayıyı okurken siz de kendi bavulunuzla karşılaşacaksınız. Çoktan kapattığınızı sandığınız bir anı yeniden açılacak, yıllardır adını koyamadığınız bir duygu sessizce yerini bulacak. Ve fark edeceksiniz ki insan, gittiği yollar kadar taşıdığı hikâyelerden de oluşur.
İyi yolculuklar, iyi okumalar…


