Mahinur Çenetoğlu
Annem, beni tepeden tırnağa süzerek, nişanlımla çıkıp gelinlik bakma fikrime gözlerindeki işaretlerle hayır diyordu.
“Aa ne münasebet ayol dul karı gibi,” bu lakırdı ortamı don lastiği gibi germişti; etrafta fıldır fıldır dönen gözler, burulan dudaklar, sallanan gerdanlar ve tabii ki kaynanamın ezici bakışları avizenin üzerine kadar çıkıp anneme böcekmiş gibi bakarken, annem yerin dibine geçmişti. Eşinden boşanalı birkaç yıl olan teyzemin bakışlarından kaçarak söylediğinin yok hükmünde olacağını düşünse de artık laf ağızdan çıkmıştı bir kere. Teyzem ne yapar ne eder o lafı ona yedirirdi de şimdilik el alem içerisinde yutkunmayı tercih etti. Kızarmış yanakları, sürekli ovuşturduğu elleri, duygularını ele veriyordu. El alem dedikleri kaynanam, görümcem ve en yakın arkadaşım Naz’dı.
Prova odasına girdiğimizde mankenlerin üzerinde duran gelinlikler, spot ışıkları ve her yerden gelen ayna yansımalarıyla gözlerimde başlayan yangın başımı ağrıtmıştı. Çok parlaktı, tüm aynalardan kendimi görebiliyordum, arkamı önümü, yanımı. Tavan bile aynayla kaplıydı. Bu aynaları arkasından birilerinin beni dikizlediği düşüncesiyle rahatsız olsam da işin kuralının bu olduğunu düşünerek kendimi rahatlatmaya çalıştım.
“Annecim burayı nereden buldunuz, birileri mi tavsiye etti?” Açıkçası biraz varoş bulmuştum. Tabii ki bunu anneme çaktırmadım. Belki de bu aynalar yüzündendi sıkıntım, belki de evlilik törenimin yaklaşmasının stresiydi bu.
“Kızım bunlar özel çalışıyorlarmış. Senin bedenine, ruhuna göre hazırlayacaklar gelinliğini,” dedi annem, içtiğim sakinleştirici çayın etkisiyle olacak gözlerimden yaş gelene kadar güldüm, aynalardan gülüşümün elli tonunu görebiliyordum.
“Ruhuma mı? Nasıl anlayacaklarmış hemen?”
Gülerken gıdığımın çok çıktığını, sağ üst dişimin olmadığını, ağzımın da sola doğru kaydığını gördüğümden dolayı hemen sustum. Annemin dışında hepsi aynada ki bana bakıyordu, benim gördüklerimi onlar da görmüş olabilir miydi? Derin bir pişmanlıkla anneme döndüm. Küsmüştü sanki, ben bilirim onun bu tavırlarını, başını arkaya doğru atarken, başkalarının yanında onu eziklediğimi düşünerek gözlerini kırpıştırıyordu.
“Hadi giyiniyorum şimdi,” dedim umursamıyormuşum gibi yaparak. Gelin olarak en hassas kişi bendim ama birazdan çıldırabilirdim. Aynadaki Sude’ye bakıyordum, keşke birkaç kilo daha verebilseydim, yok zaman da kalmadı ki stresten sürekli yedim. Yoksa bu aynalar mı beni şişko gösteriyor? Evet ya, bozuk bu aynalar. Naz da tepemde ona da gıcığım bu aralar.”
“Naz! Her şeyi çekme yahu.”
“Aa çekeyim tatlım hatıra olacak işte ne var bunda?”
“Naz, çıplak halimi neden çekiyorsun manyak mısın? Sil çabuk onları sonra yanlışlıkla birinin eline falan geçer.”
“Sen merak etme çekmiyorum oraları aptal mıyım o kadar?”
Çok da akıllı sayılmazsın. Selim bana evlenme teklif etti dediğimde ki şaşkınlığını da hiç unutmadım. Güya çocukluk arkadaşımsın, beraber büyüdük. Allah Allah seni tanımasam beni kıskandın diyecektim de neyse. O anda telefonun kamerası da açıktı, sonradan izlediğimde gördüm yüzündeki o haset mi desem, aptallık mı? Şaşkın bakışı. Bilemedim. ‘Aaaa nasıl yaaa ben Selim’in evlilik düşünmediğini sanıyordum’ değişini de. Neler düşünüyorum neler. yok Yok bunlar evlilik stresi yoksa ben Naz’ı severim yahu. Kardeşim o benim. Bu aynalarda ışıklarla birleşince çok parlıyor, bir de sıcak, annem de özel dikim diyor her yer gelinlik dolu, bunlar ruhsuz dikimler sanırım dikip dikip kızlara giydirmişler, ruhları gelsin diye.”
“Çıkıyorum hazır mısınız? Naz sen önden çık da devam et çekmeye.”
Hepsi nefeslerini tutmuş bekliyorlardı, annem, kaynanam, görümcem, teyzem ve Naz. Telefonun kamerası da yine kayıtta. Perdenin arkasından süzülerek ortadaki platforma çıktım. İlk tepki tabii ki annemden gelecekti. Beni alkışlayacak, kızım çok güzelsin diyecek hatta biraz ağlayacak sandığım annem.
“Aman kızım memelerin ağzına giriyor, bu ne böyle, olmaz baban asla izin vermez, çok açık çok” dedi.
Kaynanam atıldı, “Yooo esasında çok güzel durmuş, abartılı bir durum yok, şimdi gençler hep böyle giyiniyor.” Sırasını takip edemediklerim de şöyle konuştular.
“Biraz kilo mu aldın sen? Belin çok kalın durmuş.”
“Ben böyle zarif bir şey olsun isterdim.”
“Yok bunun küpürleri çok fazla sanki salon perdesi.”
“Eteği de robadan kabarık o ne öyle hamile gibi.”
“Ayy esasında güzel de bir şey eksik gibi, hıımm dur ben bi düşeneyim evet bir şey eksik, her ağızdan her kafadan bir ses ortalığı saçıldı.”
Aynadaki kendime bakarken boncuk boncuk ter döküyordum, bu ben miydim? Esasında hiç de fena değilim, bak memeleri böyle çıkartmak da iyi fikirdi, insanların dikkatini oraya çekersem aldığım birkaç kiloyu hiç kimse fark etmez, diye düşünürken dükkân sahibinin sesiyle platformdan indim.
“Gelin Hanım bir de bunu deneyelim lütfen kabine buyurun. Buyurduk ve tekrar çıktık.”
İzleyicilerim beni süzüyorlardı; annem, kaynanam, görümcem, teyzem ve Naz, dükkân sahibi ve yardımcısını da sayarsak ikişerden on dört göz üzerimde, bedenimi didik didik ediyorlardı. Bu bakışlardan eridiğimi ufaldığımı hissediyordum. Naz hala çekim yapıyor, aynadaki ben ne halt edeceğimi şaşırmış onlara bakarken sakin gelin olmak için adeta kendimi yırtıyordum. Allah’tan biraz susmuşlardı da kendi iç sesimi duymayı bir nebze de olsa başarabilmiştim.
İşte diğer gelinlik, bir tane daha, bir tane daha…kaç tane giydim çıkarttım bilmiyordum, Bu son olsun artık diye kendimi zorlayarak çıktığım platformdan annemin sinir bozucu sesiyle hemen indim.
“Amaann! Hemen çıkart Sude, bu seni çok şişman göstermiş, asla olmaz!”
Artık umudum kesilmeye başlamıştı, sanki ben gelin değildim de saksıydım. Biri çok güzel diyor, öteki iğrenç. Bu gelinliğin içerisindeki gerçekten ben miyim? Sorgulamalarımın dozu artıyordu.
Aynada ki ben ben değildim, orada bambaşka bir Sude vardı. Gelinliğimi seçememiştim, içimde bir kırıklıkla kendi kendime sormam gereken düşünceler etrafımı kuşatmıştı. Acaba evlenmek istediğimden emin miydim? Annem bana bakıyordu. Biraz önce iğrenç olmuşsun diyen annemin göz pınarlarında iki damla yaş gördüm, gidiyorum diye mi yoksa benden kurtulduğu için mi çok da anlayamadım. Güzel olmalıyım, güzel görünmeliyim diye sürekli içimden tekrar ediyordum ama bunun ağırlığı da omuzlarımda yüktü. Aynalar dört bir yandan beni gösteriyordu. Kuşatılmış bir haldeydim.
“Rica etsem beni biraz yalnız bırakır mısınız? Kendi kendime karar vermek istiyorum beş dakika lütfen, ” dedim. Çıktılar.
Kendime hiç böyle bakmamıştım, sahi bu sen misin? Yoksa herkesin görmek istediği gelin misin? Kaçırma gözlerini benden, yoksa evliliğe hazır mı değilsin? Senin şimdi kıpır kıpır olman gerekmiyor mu Sude? Yoksa aklın bir başkasında mı kaldı? Deliriyorum galiba kendi kendime aynayla mı konuşuyorum? Umarım beni gözetlemiyorlardır. Acaba evlilik tarihini biraz ötelesem mi? Evet evet sanırım en hayırlısı bu olacak. Annem çıldırır mı? Çıldırsın, bu benim kararım. Sakin ol Sude, kibar ol Sude, kararı verdiğinde de gelinliğini kendin seç, sonra da sevdiğine göster, bu benim kararım diye. Ne gülüyorsun kız, bak o dişi de yaptır bir an önce, sağlık tabii, başka bir şey yok gıdığınla da ayva göbeğinle de çok güzelsin. Yürü be kızım kim tutar seni!
—

Mahinur Çenetoğlu, Ankara’da dünyaya geldi. Otuz beş yıl beyaz yakalı olarak Milletlerarası Ticaret Odası’nda çalıştı. Profesyonel yazım hayatına 2020 yılında başladı. 2021 yılında Yaşar Kemal Anısına Öykü Halk Bilim Araştırması ve Şiir Yarışması’nda Öykü dalında “Bezgin Demokrat” isimli öyküsüyle finalist oldu. Beş kollektif kitapta öyküleri yayımlandı. 2023 yılında Banliyö Kitap tarafından basılan ilk novellası “Aşkın Istırabı”, Ekim 2004’te Mahal Edebiyat tarafından basılan ilk öykü kitabı “Evlilik Fotoğrafını Kim Aldı” okurla buluştu. Distopya Dergi’de yazıları yayımlanıyor. Otuzdan fazla öyküsü çeşitli internet dergilerinde yer aldı.


