Benan Bilek
On bir odalı, iki salonlu, yedi tuvaletli evde Aysun’un kendine ait bir odası yoktur. Bunu kimse sorun olarak görmez; ev büyüktür ve yeterince alan vardır. Yatak odalarının üçünde kullanılmayan yataklar, birinde oyun konsolu, birinde piyano durur. İki oda giysilere, bir oda ütüye ayrılmıştır. Kütüphane olarak ayrılan odanın iki duvarı onlarca tezhip eserle doludur. Kimsenin oturmadığı koltukların kadife kumaşı hiç eskimez. Alt kattaki odalardan bir kışlık hazırlıklar için kullanılır. Herhangi bir zaman aniden misafir bile gelecek olsa bu odadaki malzemelerle mükellef sofralar kurulur. Kuru patlıcanından erik suyuna, çeşit çeşit turşudan meyve pestillere, cevizli sucuklara kadar her şey bu odada konukları bekler. Kapısı sürekli kilitlidir; anahtarı Şükran Hanım’dadır. Misafir odaları gerektiğinde açılır, sonra yeniden kapatılır.
Aysun’un eşyaları, kocasıyla paylaştığı yatak odasındaki büyük dolabın sağ tarafında durur. Sol taraf kocasınındır. Çekmecelerin birinde küçük bir etiket vardır: “Çoraplar.”
Aysun ilk geldiğinde etiketi komik bulur.
“Ben çoraplarımı bulurum,” der.
Şükran Hanım güler.
“Bulursun tabii kızım. Bu etiketler evin düzenine alışmana yardımcı olacak.”
Evde her şey düzenlidir. Sabah kahvaltısı yedide hazırlanır. Aysun bazen sekizde uyanır, kimse kızmaz. Kahvaltısı yeniden hazırlanır. Yumurta sarısını sevmediğini mutfaktakiler bilir. Kahvesini şekersiz içtiğini kâhya kadın bilir. Hangi kuaföre gittiğini Şükran Hanım bilir. Hangi doktora gideceğini kayınpederi belirler.
Aysun’un bilmediği şey çoktur. Mesela randevularının hangisini kendisinin aldığını hatırlamaz. Arabayı şoför kullanır. İlk zamanlar kendisi kullanmak istediğinde Şükran Hanım şaşırır.
“Şoför götürsün kızım, yorulursun.”
“Yorulmam.”
“Yollar da çok kötü. Mehmet seni götürsün.”
Mehmet götürür. Bir süre sonra Aysun direksiyonun nasıl hissettirdiğini unutur.
Evliliğinin ilk aylarında herkes ona bir şey vermek ister. Kayınpederi bir araba alır. Kocası Paris dönüşünde bir çanta getirir. Büyük görümcesi bir kolye uzatır. Küçük görümcesi onu spor salonuna yazdırır. Ortanca görümcesi diyetisyeninin numarasını verir. Kayınvalidesi eve manikürcü getirttirir.
“Ne istersen söyle,” der kocası. Birileri ondan önce davranmaya başlayınca ne istediğini söylemek zorlaşır.
“Bunu seversin.”
“Bunu sana çok yakıştırdım.”
“Sen bunu giy.”
“Buraya gidelim.”
“Sen de gel.”
“Sen yorulma.”
“Sen uğraşma.”
“Biz hallederiz.”
Aysun’un hayatında yapılacaklar listesi yoktur. Buna rağmen her günü doludur.
Pazartesi pilates vardır. Salı kuaför. Çarşamba Şükran Hanım’ın arkadaşları gelir. Perşembe alışveriş. Cuma aile yemeği. Hafta sonları ya çiftliğe ya deniz kenarındaki eve gidilir. Tatiller önceden planlanır. Uçak biletleri alınır, odalar ayrılır, valizler hazırlanır.
Bir keresinde Aysun, “Bu hafta sonu hiçbir yere gitmesek?” der.
Kocası şaşırır: “Niye?”
“Bilmiyorum. Evde oturalım bu hafta sonu, öylesine.”
“Evde sıkılırsın.”
Evde sıkılmak mümkün değilse de Aysun buna cevap vermez. Öğleden sonraları Şükran Hanım’ın arkadaşları gelir. Aysun da çoğu zaman salonda oturur. Kadınlar ona kızım der. Biri saçını okşar, biri elbisesinin kumaşını sorar, biri kocasının işlerini anlatır.
Aysun’un evlenmeden önceki arkadaşlarından söz edildiğinde Şükran Hanım hemen araya girer.
“Onları da bir gün çağıralım kızım. Kimlerdi onlar?”
Aysun isimleri söyler.
Şükran Hanım isimleri hatırlamaya çalışır.
“Bunlar senin eski hayatından. Artık başka bir hayatın var.”
Bunu söylerken gülümser. Aysun da gülümser. Bir süre sonra eski arkadaşlarından hiçbiri aranmaz.
Aysun’un, içinde yüzlerce numaranın kayıtlı olduğu son model bir telefonu vardır. Numaraların çoğunun kime ait olduğunu bilmez. Şükran Hanım’ın arkadaşları, görümceler, görümcelerin çocuklarının öğretmenleri, şoförler, doktorlar, kuaförler, tatil yapılan otellerin müdürleri. Birkaç isim yalnızca “Acil” diye kayıtlıdır.
Evde ona ait olan şeylerin sayısı çoktur. Çantaları, ayakkabıları, elbiseleri, takıları vardır. Bir şey beğenirse aynısından başka renk gelir. Bir şeyi beğenmezse ertesi gün değiştirilir.
Bir tek kendisine ait bir odası yoktur.
Yemek masasında da yoktur. Herkesin yeri bellidir. Aysun’un yeri bazen kocasının yanı, bazen Şükran Hanım’ın sağ tarafıdır. Misafir geldiğinde yer değişir. Şükran Hanım eliyle işaret eder.
“Sen buraya geç kızım.”
Aysun geçer.
Bir pazar günü öğleden sonra salonda on iki kadın vardır. Masanın üzerinde küçük sandviçler, elmalı turta, kalem börekler, bademli kurabiyeler ve ince belli bardaklarda çay durur. Aysun’un önündeki çay hep soğur.
Necla Hanım, Şükran Hanım’ın eski bir arkadaşıdır. Aysun’u bir süredir dikkatle izler.
“Sen evlenmeden önce nasıldın Aysun?”
Aysun başını kaldırır. Necla Hanım gülümser.
“Yani ne yapardın? Nereye giderdin? Kimlerle görüşürdün?”
Kadınlardan biri çay ister. Bir başkası telefonuna bakar. Bir diğeri kurabiyeden alır. Soru havada kalır. Aysun’un ağzı hafifçe açılır.
“Ben…”
Devamı gelmez. Necla Hanım bekler.
“Arkadaşlarınla buluşmaz mıydın?”
Aysun düşünür. Bir isim söyleyebilir. Liseden bir kızın adını hatırlar. Fakat o kızın şimdi nerede olduğunu bilmez. Başka birinin adını düşünür; onun da yüzü bulanıklaşır. Şükran Hanım araya girer.
“Aysun pek uslu bir kızdı. Sessizdi. Ben zaten ilk gördüğümde sevdim.”
Necla Hanım başını sallar.
“Yok, onu sormuyorum. Kendi başına ne yapardı?”
Bu kez Şükran Hanım da susar. Aysun masanın üzerindeki çiçeklere bakar. Kendi başına. Çay tabağını eline alır. Sonra bırakır.
“Ben bir dakika…” der. Nereye gideceğini söylemez. Koridora çıkar. Önünde bir sürü kapı vardır. Birinin arkasında misafir odası, birinin arkasında kütüphane, diğerinin arkasında kocasının çalışma odası. Bir an durur. Yatak odasına gidebilir. Ama kocası orada olabilir. Kütüphaneye girebilir. Ama kayınpederi okumaya çekilmiş olabilir. Konuk odalarından birine girebilir. Ama orası konuklar içindir. Bir süre koridorda bekler.
Bu sırada salondan kahkahalar gelir. Aysun kapılardan birinin koluna uzanır. Elini geri çeker. Sonra diğerine uzanır. Ona da dokunmaz. Biraz daha bekler.
Salondan Şükran Hanım’ın sesi gelir.
“Aysun, kızım, neredesin?”
Sesinde kızgınlık yoktur. Yalnızca onu çağırmaktadır. Aysun cevap vermez. Bir süre sonra salona geri döner. Şükran Hanım ona yer açar.
“Gel kızım, sen de otur.”
Aysun oturur. Sofra hizmetlisi önüne yeni bir çay bırakır. Aysun bardağa bakar. Sonra çevresindeki kadınlara. Sonra ellerine. Necla Hanım başka bir şey anlatmaktadır. Aysun dinler. Çay soğumaya başlar.

Benan Bilek, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümü’nde okumak için geldiği İzmir’de yaşayan bir İstanbullu. Öğrencilik yıllarından bu yana iletişim sektörünün farklı dallarında görev yaptı. Metin yazarlığından ajans başkanlığına, dergicilikten senaryo yazarlığına uzanan iletişim deneyiminin sonunda yolu sanata vardı. Un elekleri üzerine ipliklerle yaptığı resimlerle pek çok kişisel sergi açtı; “Yaşam Elekleri” atölyeleri düzenledi. Türkiye’nin izleyicisi sadece kadın olan ilk stand-up projesini hayata geçiren Bilek’in Gece Tuşları, Duvarlar Şahit, Çin Çin Çini Mini Hanım, Rezene öykü kitaplarının yanı sıra Punta – Bir Meyhanenin Romanı adlı eseri bulunuyor. Bilek, öykü yazmaya, sahne gösterilerine, özel atölye çalışmaları ile kasnak ve elek üzerine ipliklerle resim yapmaya devam ediyor.


