Buğra Kaleli
En son ne zaman denedin? Evet, bu bir soruydu. Hatırlamıyorsun… Neden bahsettiğim hakkında hiçbir fikrin yok değil mi? Hayatı kontrol edebildiklerinle oluşturuyorsun tabii ki minik tanrıcık!
Akşam yemeğinde tabaktakinin ne olduğunu hatırlarsın belki. Balık vardı, yanında salata, fırına soğan ve sarımsak vermiştin. Önceki gün kaydırdığın kısa videolarda B-12’den bahsediyordu bir kadın. “Ne çok izlenmiş bu!” diye düşündün. Bir noktada anlattıklarından uzaklaşıp kadının kendisine yoğunlaştın. Perma saçları ve iri gözleriyle ortalama bir güzellikteydi. Diksiyonu iyiydi. Aslında sen de iyi yapardın bu işi yahu. Yüz binlerce takipçi… Ne de güzel olurdu.
Sabah dayanamayıp balık almaya gittin. Levrekler küçük buz parçalarının arasında seni bekliyorlardı. İki tane, irice olanlardan seçtin. Tezgahtaki adam balıkları yavaş yavaş temizlerken seyrettin. “Kafa ve kuyruklarını da alın lütfen!” Son cümlen pek memnun etmedi adamı. “O zaman dondurulmuş fileto et alsaydın abla. Niye uğraştırdın ki beni?” dedi bakışlarıyla. Bundan emindin.
Balık dolu poşeti eline alıp kasaya doğru ilerledin. Poşetin dibindeki küçük deliği fark etmemen ayağında bir ıslaklık hissetmenle sonuçlandı. Ahh! Yeni ayakkabıların… Eve döndüğünde ıslaklık yerini kırmızıya yakın bir lekeye bırakmıştı. Temizlik mendilleri, mikrofiber bezler ve onlarla buluşan ultra güçlü kimyasallar. Leke iyice yayıldı. O kadar uğraştın ki ayakkabının rengi bozulmaya başladı. Acaba diğer çiftine de aynısını uygulasan olur muydu? Ayça anlardı. Bu ayakkabının her noktasını ezbere biliyordu. Son zamanlardaki en popüler marka. Sana da o aldırmıştı zaten tarzın olmasa da.
Vazgeçtin. Bir kahve yapıp telefonu karıştırmaya başladın. Bozuk sinirlerine lezzetli bir balıktan daha iyi ne gelirdi ki… Sayısız levrek tarifi okudun. Aslında fırında pişirmeyi sevsen de yeni takip etmeye başladığın yemek fenomeni tavayı tavsiye ediyordu. Bu sefer de böyle olsun. Tuz ve baharatları balıklara boca edip marine olması için dolaba attın. İçinde kalmasın diye bütün sarımsak ve bebek patatesleri fırına verdin. Onlar bir taraftan pişerken salata yapılmalıydı.
En sevdiğin; çoban salata… Dolabın raflarından malzemeleri alırken gözüne avokado takıldı. Selma’nın sofrasında ilk defa tattığın bu meyveden geçen hafta iki tane almıştın. Birini kesip üzerine limon sıkarak yemeye çalıştın. Henüz olgunlaşmamıştı. Tadı acı geldi. Diğer avokado yenilmemek üzere yumurta rafının köşesine terk edilmişti. Eline aldığında yumuşaklığını hissettin. Gözlerin parladı ve salata tarifi bir anda değişti; chia tohumlu, avokadolu, ekşili salata…
Tüm yan ürünler hazır. Sırada başrol var. En büyük tavayı alıp içerisine zeytinyağı koydun. Balıkları yan yana tavaya yerleştirdin. Çıtır çıtır sesler ve baharatla karışmış balık kokusu. Çok acıkmıştın! Dikkatle okuduğun tarifin her adımını uyguladın. Biri hariç; “Tavaya yarım çay bardağı zeytinyağı koyunuz. TAVAYI İYİCE KIZDIRINIZ!” Ispatula ile balıkları çevirmeye çalıştın ama balıklar dönmemek için direniyorlardı. Zorladıkça tavaya yapışan etler bedenlerden ayrılmaya başladı. Zar zor çevirdin. O sırada zil çaldı. Uğur geldi.
“Merhaba hayatım. Bu kokular da ne böyle? Tam zamanında gelmişim.”
“Hoş geldin. Birazdan hazır olacak.”
Geri dönüp tavadaki balıkla servis tabağına aldın. Levrekler parçalanmıştı ama ne de olsa yemek için zaten ayıklamak zorundaydın. Fenomen dostunun sunumuna pek benzemeyen tabakları masaya koydun. Ortada salata. Salatanın yanına fırınlanmış patates ve sarımsak. İçeceği de doldurduktan sonra sofra hazırdı.
Uğur’un sandalyeye oturup bir anda yemeklere yumulmasına gıcık oldun. Hiç konuşmadan sadece karnını doyurmakla meşguldü. Gerçi çoğu zaman böyleydi. Ona yapılacak bir iş vermen yeterliydi. Sorgulamaz, keyif almaya çalışmazdı. Yalnızca gerekeni yapardı. Tam da annenin istediği standart bir koca gibi.
“Heyecan arama kızım! Uğur seni çok mutlu eder. Maddi durumu iyi. Sana da karışmıyor. İstediğin gibi keyifle yaşarsın. Neydi o çocuğun adı? Ali, evet. Tiyatrocu olan. Aç kalırsınız yavrum. Eğlenmekle karın doymaz. Mutluluk imkanlarla gelir.”
Geçenlerde Ali’nin sosyal medyasını incelemiştin merakla. Aslında bunu sık sık yapıyordun. Renkli hayatına yutkunarak baktın yine. Oyunlar, müzikaller, turneler…
Ağzında dolaştırdığın levrek eti, içine çektiği yağı damağına boşaltıyordu. Hiç umduğun gibi olmamıştı yemek. Dişlerinin arasına kaçan chia tohumları sinir bozucuydu. Neyse ki patates ve sarımsağın lezzeti yerindeydi.
Mutfağı toparladıktan sonra Türk kahvesi yapıp balkonuna kuruldun. Uğur her zamanki gibi bilgisayarının başına geçti. Tamamlaması gereken muhasebe işleri vardı. Ne kadar zaman geçtiğini fark etmeden içeri gittiğinde Uğur’un çoktan yatakta horladığını gördün. Yine kendinle kaldın; dikkate almadığın benliğinle…
Şimdi tekrar soruyorum; en son ne zaman denedin? En son ne zaman kendin olmanın keyfini sürdün? En son ne zaman olması gerekenlerin ve yaşam manipülasyonlarının esaretinden sıyrılmaya çalıştın? Bunu bir düşün…

Ankara’da doğdu. İlk ve ortaöğrenimi Ankara’da tamamladı, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği Ana Bilim Dalı’ndan mezun oldu. MEB bünyesinde Sınıf Öğretmeni olarak atandıktan sonra sırasıyla Şırnak, Mardin, İstanbul ve Konya’da görev yaptı. 2022 yılında Selçuk Üniversitesi Çizgi Film ve Animasyon bölümünü kazanıp örgün eğitime başladı. 2025 yılında Pötikare Yayınları’ndan ‘Bir Dileğe Yolculuk’ ve MSE Yayınları’ndan ‘Pampas’ isimli kitapları basıldı. Öyküleri çeşitli dergilerde yayımlanıyor. Halen Konya Karatay Yavuz Selim İlkokulu’nda Sınıf Öğretmeni olarak görev yapıyor. Evli ve bir çocuk babası.

