Elif Özge Karakaya
Paris’in gri ve ıslak koridorlarından birinde, kendini altı metrekarelik bir dünyaya sığdırmış bir adamın yanındayım. Gerçi “sığdırmış” demek ne kadar doğru, emin değilim. Belki de sığdırdığını sanıyor. Çünkü Jonathan Noel’in altı metrekarelik dünyası, birazdan bir güvercin tarafından işgal edilecek.
Bay Noel, insanın iç dengesini sarsan, dışarıdaki hayatını altüst eden olaylardan hiç hoşlanmıyor. Huzurlu yaşamanın yolunu da mümkün olduğunca insanlardan uzak durmakta bulmuş. Hayatını öylesine dikkatle küçültmüş ki geriye neredeyse yalnızca bir rutin kalmış. Aynı oda, aynı iş, aynı saatler, aynı yollar. Değişmeyen her şey güvenli onun için. Güvenli olan her şey de kontrol edilebilir.
Rutinin efendisi demek yerinde olacaktı. Ta ki bir sabah, kimseyle karşılaşmadan lavaboya gitmek için odasının kapısından çıktığında bir güvercinle karşılaşana kadar. O andan sonra koridor uzuyor, kapılar tehditkâr bir hâl alıyor, altı metrekarelik oda bir anda sığınak olmaktan çıkıyor. Bay Noel’in yıllardır büyük bir özenle dışarıda tuttuğu dünya, tek bir güvercinin kanat çırpışıyla içeri giriyor.
Aslında altüst olan yalnızca o sabahın planı değil. Jonathan’ın bütün hayatını üzerine kurduğu güvenlik duygusu. Konforun esarete dönüşmüş hâli, bu kez bir güvercin kılığında Bay Noel’in karşısında duruyor.
Bay Noel’in hikâyesi tam da buradan odanın dışına taşıyor. Çünkü bu, yalnızca Paris’te altı metrekarelik bir odada yaşayan bir adamın hikâyesi değil. Kendini güvende tutabilmek için hayatını yavaş yavaş küçülten insanın hikâyesi. Huzuru, alıştığı şeylerin bozulmaması sanan insanın…
Jonathan Noel, hayatını ne kadar kontrol ederse o kadar güvende olacağına inanıyor. Fakat kontrol ettiği şeyler arttıkça hareket alanı daralıyor. Rutin önce bir sığınak oluyor, sonra bir duvara dönüşüyor; duvar kapıya, kapı da kilide. Üstelik anahtar hâlâ kendi cebindeyken.
Tam burada Hegel’in efendi-köle diyalektiği ışık tutuyor hikâyeye. Hegel’de mesele yalnızca birinin diğerine hükmetmesi değil; insanın kendisini bir “ben” olarak kurabilmesi için başka bir bilinç tarafından tanınmaya ihtiyaç duyması. Efendi, üstünlüğünü kölenin tanımasına bağlıyor. Fakat bu ilişki kurulduğu kadar basit kalmıyor. Köle, korku ve emek aracılığıyla dünyayla doğrudan bir ilişki kurarken, efendi giderek kendi kurduğu ilişkinin sınırları içinde kalıyor.
Bay Noel’in hikâyesinde ise efendi ve köle iki ayrı insan değil. İkisi aynı kişinin içinde. Kendi hayatının efendisi olmak isteyen Jonathan Noel, sonunda kendi kurduğu düzenin kölesine dönüşüyor.
Dışarıdaki karmaşadan korunmak için örülen duvarlar, bir süre sonra yalnızca dışarıyı uzak tutmuyor; içeridekini de dışarı çıkamaz hâle getiriyor. Konforun en tehlikeli tarafı belki de bu. İnsanı zorlayarak değil, rahat ettirerek bağlıyor kendine. Her şey tanıdık kaldıkça dışarıdaki dünya biraz daha uzak, biraz daha yabancı hâle geliyor.
Bay Noel’in önünde güvercinden uzaklaşmak dışında pek bir seçenek kalmıyor gibi görünüyor. Ama mesele kuştan kurtulmak değil. Güvercin, yıllardır dışarıda tutulmaya çalışılan hayatın kapıya kadar gelmiş hâli. Kontrol edilemeyen, planlanamayan, alışılmış düzenin içine sığmayan hayat.
Belki de efendi olmak, her şeyi kontrol altında tutmak değildir. Kendi kurduğu düzenin sınırlarını fark edebilmek ve o sınırların dışındaki hayata rağmen ayakta kalabilmektir.
Jonathan Noel’in altı metrekarelik dünyası bu yüzden yalnızca bir oda değil. Konforla esaret arasındaki o ince çizginin kendisi. İçerisi güvenli, tanıdık ve sessiz. Dışarısı belirsiz.
Sevgilisi gibi benimsediği odasından bir süreliğine ayrılmak zorunda kalan Bay Noel, nihayet geri döndüğünde güvercinin çoktan gitmiş olduğunu görüyor.
Güvercin yeniden gelecek mi? Yoksa başka bir surette, başka bir korkunun içinde yeniden karşısına mı çıkacak?
Bay Noel, bunları bilmeden yoluna devam ediyor.
*Güvercin, Patrick Süskind, Çeviri: Tevfik Turan, Can Sanat Yayınları, 2014, İstanbul

Elif Özge Karakaya, Marmara Üniversitesi Alman Dili Edebiyatı Bölümü’nü yarıda bırakıp Ekonometri Bölümü’ne başladı ve oradan mezun oldu. Ancak bir süre sonra kendini IT sektöründe çalışırken buldu. Tüm bu yolculuğunda kitaplar ayrılmaz eşlikçisi oldu. Yaratıcı yazarlık, mitoloji ve psikoloji dersleri alarak kendini geliştirmeye, kitaplarla yeni yolculuklara çıkmaya devam ediyor. Bu süreçte iki kolektif kitapta öyküleri yer aldı ve şimdi ‘Virgülle rafa kaldırdığı defteri’ yazmaya devam ediyor; bu kez, daha belirgin bir mürekkep kullanarak.


