Close Menu
    Son Eklenenler

    Altın Portakal’dan Geriye Kalanlar: On İki Film, On İki Hikâye

    Kasım 3, 2026

    Sıradan Hayatların Sessiz Çığlığı: Kelebek Çalısı

    Kasım 3, 2026

    Uyanmak: Uyuyan Kadın ve Kaybolan İnsan

    Kasım 2, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Çarşamba, Kasım 4
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      KOPENHAG: GÜVENİN VE HAFİFLİĞİN KONFORU

      Eylül 1, 2026

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Altın Portakal’dan Geriye Kalanlar: On İki Film, On İki Hikâye

      Kasım 3, 2026

      63. Altın Portakal Ödülleri Sahiplerini Buldu: Gecenin Kazananı “Taş ve Tüy”

      Kasım 1, 2026

      Beyoğlu Caz Festivali 13 Kasım’da Başlıyor: Cazın Yeni Sesleri Şehre Yayılıyor

      Ekim 28, 2026

      SAYIM ÇINAR İLE KÜLTÜR SANAT TURU

      Ekim 20, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Sıradan Hayatların Sessiz Çığlığı: Kelebek Çalısı

      Kasım 3, 2026

      Ayın Kitapları: KASIM AYINDA NE OKUYALIM?

      Kasım 1, 2026

      Metis Yayınları’ndan iki yeni kitap: Sinema hafızasından Aydınlanma eleştirisine

      Ekim 27, 2026

      Kahire’nin sözde modernleşmesiyle değişen Doğu’nun çehresi

      Ekim 26, 2026

      Ayın Şarkıları: KASIM AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Kasım 1, 2026

      Beyoğlu Caz Festivali 13 Kasım’da Başlıyor: Cazın Yeni Sesleri Şehre Yayılıyor

      Ekim 28, 2026

      Yağmur Ender’den “Gece Nöbeti”

      Ekim 23, 2026

      Tutu Aydınoğlu’ndan Mirzayev’e yeni bir yorum: “Hafızanın Kontrpuanı” albümü çıktı

      Eylül 29, 2026

      ÖMRÜMÜN MEVSİMLERİ

      Ekim 15, 2026

      İsmi Olmayan Hikâyeler – IX

      Ekim 14, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      İsmi olmayan hikâyeler – VIII

      Ağustos 30, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Guido Casaretto’nun “The Sea Peoples” sergisi SANATORIUM’da açılıyor

      Ekim 27, 2026

      Doğum Gününde Âşık Veysel’i Anmak

      Ekim 26, 2026

      Bursa’da Zaman: Çağdaş sanata açılan yeni bir kapı

      Ekim 16, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      Altın Portakal’dan Geriye Kalanlar: On İki Film, On İki Hikâye

      Kasım 3, 2026

      Uyanmak: Uyuyan Kadın ve Kaybolan İnsan

      Kasım 2, 2026

      En Sevdiğim: Kırılan Kalplerin Tekrar Çekimi Var mı?

      Ekim 29, 2026

      Zaaflar Statü Tanımaz: Primetime’da Kim Av, Kim Avcı?”

      Ekim 24, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Abbas: Masalla Gerçek Arasında

      Ekim 31, 2026

      Güneşin Oğlu, İkinci Sezonuyla Zorlu PSM Sahnesinde

      Ekim 31, 2026

      “Terzi Fikri” 1 Kasım’da Kozzy’de sahnelenecek

      Ekim 27, 2026

      30. İstanbul Tiyatro Festivali Lacrima ile başlıyor

      Ekim 15, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Altın Portakal’dan Geriye Kalanlar: On İki Film, On İki Hikâye

      Kasım 3, 2026

      Sıradan Hayatların Sessiz Çığlığı: Kelebek Çalısı

      Kasım 3, 2026

      Uyanmak: Uyuyan Kadın ve Kaybolan İnsan

      Kasım 2, 2026

      AŞK YALANMIŞ

      Kasım 1, 2026
    • KİTAPLIK
    • ATÖLYE
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Öykü
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Küçük bir kâğıtta koca bir hayat: Hasip Pektaş ve ekslibrisin hafızası

      Eylül 25, 2026

      ÖZLEM GÜLLER ÜNAL RÖPORTAJLARI

      Eylül 13, 2026

      ‘Yazmak ömür boyu sığınağım oldu’

      Ağustos 29, 2026

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      İlk gotik roman: Otranto Şatosu

      Ekim 27, 2026

      Karanlığın değişen yüzü: Gotik edebiyatın tarihsel gelişimi

      Eylül 15, 2026

      Gotik Mimari: Gotik edebiyatın görkemli yapıları

      Ağustos 10, 2026

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      SEMA VE HALİT

      Kasım 1, 2026

      BAŞKALARININ GÖZÜ VE UTANÇ: THE SUBSTANCE

      Kasım 1, 2026

      İlk gotik roman: Otranto Şatosu

      Ekim 27, 2026

      Polat Özlüoğlu ile “Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar” romanı üzerine

      Ekim 13, 2026
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » KARANLIKLAR
    Şehnaz Orhan

    KARANLIKLAR

    Kasım 1, 2026Yorum yapılmamış7 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Şehnaz Orhan

    Fokurdayan çayı demlemeye koştum. İki kişinin bile zor sığdığı bu mutfağın geniş olmaması, tuhaf bir şekilde korunaklı olduğum duygusu veriyordu bana. Kimden ya da neden korunduğumu bile bilmeden hem de. Sabah çayını demlerken, buhar yüzüme vurunca, gözümü buğu sardı hafif dengemi kaybettim. Büyük çaydanlıktan biraz kaynar su ayağıma sıçrayıverdi. Aldırmadan ağzına kadar demliği doldurdum. Birazdan avukatlar doluşmaya başlar, dosyalar ortalara saçılır, telefonların ardı arkası kesilmezdi. Bütün bu çaba; iki yüz metrekare ofiste, insanlığın sadece bilebildiği kadarının masumluğunu ya da suçluluğunu ortaya çıkarmak için danışılan kişiler olmayı istemeleriydi. Dünyanın en önemli mevzusu da bu değil miydi zaten? Suçlu olanlar ve masum olanlar diye ikiye ayrılmıyor muydu dünya? Birileri bunların kararını verecekti ki, bu bölünmeye yardım edebilsin.

    Masaların tozunu aldım, çiçekleri suladım, ortalığı süpürdüm ve sonunda çayı da demleyip, kimseler gelmeden kahvemle birlikte cigaramı tüttürmeye oturdum toplantı odasındaki adeta tekerlekleriyle uçan sandalyede. Uzun camın kenarına kuruluverdim keyifle. Günün en sevdiğim saatleriydi sabahlar. Güneş bu gökdelenden de görkemli olduğunu ispatlamak için ışıklarını daha berrak verirdi bizim toplantı masasının üstüne. Ortadaki küllük, her gün suyunu tazelediğim cam şişe, ışığın dans etmesi için iyi eşyalardı. Kışın ise; gökyüzü gene bu uzun binadan daha da korkutucu olduğunu kanıtlamak için karardıkça kararır, her şeyden daha heybetli olduğunu medeniyete inat gösterirdi.  

    Sabahlardan daha da önemlisi; akşam saatlerinin sessizliğinde, burada bir süre daha kalmak hatta kalakalmaktı. Herkesler evlerine dağıldıktan sonra, bana hediye edilen bu yalnızlıktaki akşamlarda vücudum, ruhum tam ve bozulmamış gene diye düşünerek, ayrı bir huzur kaplardı içimi.

    Bütün halde kalarak bir günü daha bitirdiğimi düşünürdüm nedense. Parçalanmamıştım ve en güzeli tastamamdım.

    Herkesler evlerine dağıldıktan, ortalığı topladıktan, tezgâhı temizleyip, çayı döktükten sonra; bütün ışıkları kapatıp, bu uzun binanın gene yerlere kadar inen camlarından, ayaklarımın altında kalan, karanlığın koyusuna inat ışıklarıyla yayılmış şehre bakardım bir süre. Karanlıkta parıldayan yüzlerce, binlerce ışık sanki gökyüzünden yere indirilmiş yıldızlar gibi parlarlardı. Dumanlarımdaki sakinliğimle aşağıdaki hızlı olma arzusunun tam aksine, sıkışmış trafikte bir türlü evlerine gidemeyenlerin kornaları, araba ışıkları; metropolü, olduğundan daha karmaşık aslında bir o kadar da basit yapıyordu gözümde. İstekleri, sadece evlerine gidebilmekti. Mutfak cazırtıları arasında pişen ya da dışarıdan hızlıca söylenen yemekler, az sonra kavuşulacak gece hayatları, çocukların bitmek bilmeyen ödevlerine yardım, televizyonda bir iki şey derken; kimilerinin sıcak içi içe, kimilerinin ise, sırt sırta soğuk yataklarıyla, sabahın keşmekeşine tekrar kavuşmak için tekrar, hatta defalarca tekrarlanacak geceleri tamamlamaya uğraşan insancıklar. Bir sürü koşuşturmayla kendilerini önemli kılmaya çalışanların, aslında ne kadar da basit bir kılıfın içinde debelendiklerini, bu gökdelenin yalnız karanlığında elimde kahvemle ve sigaramla şehri seyrederken daha iyi görüyordum sanki. Daha açık daha çıplak hatta daha sıradan, hiç de kibirlendikleri kadar mühim olamadan. Ne kadar öyle görünmek isteseler de bir o kadar sıradan kalarak…

    Tanrı böyle oyun oynuyordu her gün ve her gece bizlere. Sıradan ya da gaflet halinde (her şeyin farkında olduğunu sanıp sisli görüş mesafemizle) ya da tamamen sürprizli geçecek koşuşturmaların ortasında bırakarak, hatta bizlere acımadan, onun içine atarak.

    Ben de en son büroyu kilitleyip karanlıklara karışırdım dışarıdakilerin yaptığı gibi.

    Herkesin karanlığının farklı, herkesin karanlığının biricik, herkesin karanlığının özel olduğunu bilerek hem de…

    “Bekir Efendi günaydın.”

    “Günaydın Aysel Hanım. Çayını getireyim mi? Bugün mü başlayacak yeni avukat hanım. Ha erkek mi. Tamam ben masasını hazırladım… tabi tabi…, geldi geldi bilgisayarı. Temiz her şeyi merak etme. Getiriyorum çayını hemen. Ne demek görevimiz.”

    Yaşamdan küçük bir kesit başlamıştı bu ofiste de. Arka arkaya gelenler arasından geçerek çayları servis etmeye, suları doldurmaya, kahvaltılık çöreklerin kenara konulmuş, buruşturulmuş kese kağıtlarını topladım hızlıca.

    Babamı düşündüm birden. Asık suratıyla bizim oralarda erken başlayan kış hazırlıklarına başlamıştır bile. Sabahın beşinde kalkmış, şimdi odunları bölme ve evin odadan bozma yerine onları dizmeye çalışıyor, bir yandan da içinden kesin bana saydırıyordur, onu bırakıp gittim diye yaban ellere. Annemin evden kaçmasıyla kalan yalnızlığını benimle paylaşmaya çalışsa da olamıyorduk onunla bir türlü. Birbirimizden çok farklıydık çünkü. Aydınlıklarımız az da olsa yan yana duruyor gibi gözükse de bizim karanlıklarımız birbirine uymuyordu. Hiç affedemediği anamın yanına bir de ben eklenmiştim şimdi. Orda duramayacağım kadar büyük sebeplerim vardı benim oysa. Annemin kaçmasını hazmedememesinin öfkesi, tutamadığı yası, hayata küsmüş hali ve sonunda maalesef istediği gibi bir erkek olmamam beni buralara itmişti. Köyde görünürlük yerine büyük şehirde kaybolmak, alınmış en mantıklı karardı bence. Babamı daha fazla üzmeye de gönlüm elvermedi. Hayalleri yıkılan bu adamın, uzaktan da olsa tutunacak bir dalı olmak daha iyiydi. Yakınlığın ikimiz için de aslında iyi olmadığını biliyorduk. Açıklanmayacak şeyler, açıklanmasını bekleyen kimselerden ziyade konuşulmadan aramızda yaşanması, hepimizin hayrınaydı aslında.     

    Herkesin karanlığının farklı herkesin karanlığının biricik herkesin karanlığının özel olduğunu bilerek hem de…

    Çalan zile koştum. Kapıyı açınca Zülfikar Bey, yanındaki genç esmer bir adamla içeri girdi. Hafif günaydınlarla içeri girdiklerinde, adamın yan ve kaçak bir gözle bana baktığını, sonra da yüzümden hızlıca kaçırdığını gördüm. Koyu, siyah hatta karanlık gözler… Herkese tanıtıldı.

    “Medeni hukuk davalarına bakacakmış Kemal Bey. İzmir barosundan İstanbul’a gelmişmiş. Genç olmasına rağmen elinden hiçbir dava kurtulmazmış…”

    “Anlayacağınız arkadaşlar; bu şehrin en az yarısını kendisi boşatmıştır… Keh keh keh…”

    Boşatabilmenin büyük bir başarı olduğunu sözde mizah yoluyla veren, kibirli Zülfikar Bey herkesin de gülüp gülmediğini anlamak için ofis arkadaşlarının tek tek gözlerine bakmayı da ihmal etmedi. Toplantı salonuna geçilip sigaralar yakıldı, çaylar istendi benden. Davaların üstünden geçilmesi kararlaştırıldı.

    Böyle hep aynı giden haftalar geçirdik. Farklılık olduğunu ise bir tek ben ve sanırım (öyle tahmin de ediyor olabilirim) o biliyordu içten içe. Dosya getirme ya da taşıma benim işim olmamasına rağmen, Aysel Hanım’dan hep benim odasına ulaştırmamı istemeye başladı. Aysel Hanım’ın yapması gereken bu işe herkes öyle bir alışmıştı ki; ihtiyacı olan “getiriver Bekir” demeye başlamıştı. Çok bozuluyordum ama, gene de ses etmemeye gayret ediyordum. Bir de kurtların bolca olduğu bu şehirde ben ne yapardım işsiz barksız maazallah. Hem ulurlar hem de yerlerdi beni hiç çekinmeden.

    Geçenlerde benden üçüncü kahvesini istediği gün, eskiden tanıdığını tahmin ettiğim bir müvekkili ile toplantısı vardı. Ellerimin titremesine engel olamadan (onun odasına girerken hep böyle oluyordu) kahvesini gözümü bile kaldırmadan masasına koydum. Konuşmasını yarıda keserek, kara gözleriyle gözlerimin en derinlerinde, izin bile almadan dolaştı. Orada gördüklerinin, benim kendimde gördüklerinin aynısı olduğunu dehşetle anladım. İçerdeki taşlar, çakıllar, mağaralar, küçük ama tırmanması keyifli tepeler… İkimizin ayaklarını keskin uçları sivriltilmiş taşlar kesti. İkimiz de kanadık. Hem acı çektik ama aynı zamanda içimizde pır pır eden kelebeklerin kanat çırpışlarını da duyduk birlikte.

    “Hayrola Kemal, köpüğü mü kaçmış kahvenin daldın gittin öyle.”

    Neden sonra bu anın çok uzamış olduğunu haber veren cümle içeri doldu da kendimize gelebildik.

    “Evet yav… Bekir gelirken şu kahvenin köpüğünü kaçırmadan getir. Tekrar git de tekrar yapıver bize.”

    “Yok canım ne kaçması. Benimkini değiştirme. Eyvallah eline sağlık,” diyen müvekkilin bizi kurtarmasına mı, bu anın bitmesine midir bilmem, sevgi dolu gözlerle adamın yüzüne baktım.

    Daha da hırçınlaştı Kemal Bey.

    “Hâlâ ne bekliyorsun Kemal… Allah Allah anlamadım. Çabuk yap getir. Hemen…”  

    Nasıl çıktığımı bilemeden, kendimi küçük mutfağımda buldum birden. Bir yandan utanarak bir yandan da üstümde taşıdığım duyguların yoğunluğuyla tekrar kahve yapmaya koyuldum.

    Akşamları yalnızlığımın sigara dumanında birisi beliriveriyordu artık. Hem heyecan hem de suçluluk duygularıyla altımda akıp giden şehri izliyordum gene.

    Hıçkıra hıçkıra ağlaması hiç gözümün önünden gitmezdi babamın. Konuşamadan anlaşmıştık. Benim bu köyde yaşayamayacağımı benim kadar o da biliyordu maalesef. Hızlıca gitmeliydim hem de. Babamı yalnızlığına ve benim yüzümden yaşadığı hayal kırıklığının kucağına atarak… Bundan sonra arzularımın sesini dinlemeyeceğim diye kendi kendime yeminler ederek…

    Şimdi üstüme gelen duygu çok ağır geliyordu bana. Vesvese bunlar deyip kafamdan atmaya çalıştıkça, daha da batıyordum kendi içimde. Ayaklarımın, içimdeki taşlara basa basa yürümesi hiç bu kadar acı verici ve kanlı olmamıştı bugüne kadar.

    Herhangi bir akşamdı. Herhangi bir ofis işinin bittiği bir akşamdı. Karanlık derin gözlerin ofiste biraz daha fazla kalacağını, bir dosyayı incelemesi gerektiğini diğer avukat arkadaşına söylerken duydum. Kalbimin gümbürdemesi hiç durmuyordu. Utançla onun işini bitirmesini bekledim.

    “Bekir sen kilitlersin artık kapıyı. Benim işim bitti.”

    “Tabi Kemal Bey. İyi geceler.”

    Durup bana döndü. İyice loş hale gelmiş ofisteki ikimizin yalnızlığı, gözlerimizin karanlığı ile daha da kararmıştı sanki.

    Birdenbire kapıdan hayalet gibi çıkıp gitti.

    Arkasından her şeyi toparladığımdan emin olarak, kapıyı kilitledim. Asansörle biraz sersemlemiş halde aşağıya indim. Az uzakta duran tanıdık bir siluet gördüm. Yürümeye başladım yavaşça. Döndü arkasını. Hiçbir şey söylemeden aynı sırada yürümeye başladı o da.

    “Affet baba beni” dediğimi hatırlayabiliyordum sadece. Karanlıklarda kaybolduk sonunda.

    Herkesin karanlığının farklı herkesin karanlığının biricik herkesin karanlığının özel olduğunu bilerek hem de…


    Şehnaz Orhan, Bursa doğumlu. Evli ve iki çocuk annesi. Psikoloji ve edebiyat, hayatında her zaman en sevdiği alanlar arasında yer aldı. Uludağ Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun oldu ve aynı üniversitede İşletme yüksek lisansını tamamladı. Psikolojiye olan ilgisi nedeniyle İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik alanında yüksek lisans yaptı; ayrıca ICF onaylı koçluk yetkinliği kazandı. Halen Bursa’da bir patoloji laboratuvarında yönetici olarak görev yapıyor. Aynı zamanda Anadolu Üniversitesi Sosyoloji Lisans Programı’na devam ediyor. Yaratıcı ve ileri düzey yazarlık atölyelerinde eğitimlerine devam ediyor ve kolektif kitaplarda öyküleri, çeşitli dergilerde yazıları yayımlanıyor.

    YAZARIN DİĞER YAZILARI
    Şehnaz Orhan suaremag yazar

    Related Posts

    MUHTAÇ DEĞİLİM, GİTME

    Kasım 1, 2026 Hakan Akdoğan

    ARZUNUN YARASI, UTANCIN İNTİKAMI 

    Kasım 1, 2026 Nilgün Karataş - SuareMag

    BAŞKASININ ARZUSU

    Kasım 1, 2026 Arzu Kurt

    SEVGİNİN UTANCI

    Kasım 1, 2026 SUAREMAG
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Altın Portakal’dan Geriye Kalanlar: On İki Film, On İki Hikâye

    Kasım 3, 2026 Festival

    SAYIM ÇINAR’DAN FESTİVAL İZLENİMLERİ Bu yıl 63’üncüsü düzenlenen Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, “Daima” sloganıyla…

    Sıradan Hayatların Sessiz Çığlığı: Kelebek Çalısı

    Kasım 3, 2026

    Uyanmak: Uyuyan Kadın ve Kaybolan İnsan

    Kasım 2, 2026

    MUHTAÇ DEĞİLİM, GİTME

    Kasım 1, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    Emrah Safa Gürkan’dan 100. yıla özel iki yeni kitap

    Mayıs 10, 2023 Kitap

    Hayatımın Müsveddesi: Nazlı Eray’ın 60’ıncı sanat yılının büyülü eseri

    Haziran 27, 2025 Kitap

    Zaaflar Statü Tanımaz: Primetime’da Kim Av, Kim Avcı?”

    Ekim 24, 2026 Film
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Altın Portakal’dan Geriye Kalanlar: On İki Film, On İki Hikâye

    Kasım 3, 2026

    Sıradan Hayatların Sessiz Çığlığı: Kelebek Çalısı

    Kasım 3, 2026

    Uyanmak: Uyuyan Kadın ve Kaybolan İnsan

    Kasım 2, 2026

    Haber Bülteni

    Haber Bültenimize Abone Olun

    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.