Zeynep Tezel
Yazdıklarını defalarca okudum. Paylaştığın resimlerdeki yeni tablolarını da tek tek inceledim. Düşünmeye zorluyor insanı. Çok beğendim. Tebrik ederim. Mektubunu ilgiyle okudum. Galerideki toplantıda bulunanların konuşmaları daha da ilginçmiş. Yazdıklarınla, benden çok şey istemiyorsun. Tam tersine, şimdi ne sorduğunu daha iyi anladım. “İnsan ne zaman utanır?” diye sormuşsun. Doğrusu, nasıl bir katkıda bulunabileceğimi bilmiyorum. Ancak aklıma gelenleri seninle hızlıca paylaşacağım.
Haklısın. Birinin, karşı fikirde olduğu bir kişiyle para ilişkisine girmesi incelikli bir durum. Sabretmek, üretmek yerine hızlıca para kazanmaktı dertleri, diye not düşmüşsün. Hatırlıyor musun, konuşmuştuk seninle. Bir de bu ortamda ne beklediklerini bilmeden bekleyenler vardı. Aynı Godot’yu bekleyenler gibi. Godot’dan bahsedince, Samuel Beckett’ın bir yazısını hatırladım:
“Bir şeyi arzu edeli çok zaman olmuştu ve bunun üzerimdeki etkisi bir felaketti,” demişti The End (1046-La Fin) isimli öykü kitabındaki kahramanı. Hayatla bağını iyice koparmış olan o yaşlı adam amaçsızca ölümü beklerken ve hiçbir şeyi arzu etmezken, isteksizliği, onun koruyucu kalkanı olmuştu. Oysa, bahsettiğin kişiler, belli ki bu durumu tam tersine, radikal bir biçimde ele almışlar, arzunun kırıntısından bile fazla, çok fazla şey istemişler. Böylelikle, zihinlerini ve yaşamlarını uyuşukluk evresinin kıyısına bile getirmemişler. Hâttâ, isterik hâlleri, ruhlarının koruyucu rolünü üstlenmiş ve bir nebze başarmışlar. Açık verene kadar… Galeride bulunanlardan biri, özgürlüğün pahalı olduğunu söylemiş. Bazıları ise, bağımsızlığın kaynak gerektirdiğinden bahsetmiş. Anlattığına göre, bir başkası ise şu anki düzenin kendi iç çelişkileri olduğunu anlatmış. Böylece para konusu, kendisini aklayacak yeterince büyük bir ortama kavuşmuş. Seni şaşırtmış bu fikirler.
Herkesin işine geldiği kadarını anlattığı da belli. Yalan söylediklerini de düşünmemek lâzım. Tiffany Watt Smith, Duygular Sözlüğü kitabında, “Biyolojik bir içgüdüden daha fazlasını içeren arzu, hayal gücünün dolambaçlı yollarında dolaşıyor, yabancı ve yabancılaştırıcı da olabiliyor,” demiş. Sanıyorum, arzularını sınırsız kullanan bu kişiler sana oldukça yabancılaşmışlar. Kendi gerçeklerinin içinden, yine kendi işlerine yarayan parçayı seçip kullanıyorlar. Fark edilmiş, tepki almış olsalar bile umursamayıp yollarına devam edebilecek ortam ve ruh durumundalar.
Bahsettiğin konuşmalar, Pierre Bourdieu’nün savunduğu fikirleri hatırlatıyor. Biliyorsun, eğitimin ve kültürün “yeterliliğe” dayalı tarafsız bir sistem sunduğu iddiasına karşı çıkıyor Bourdieu. Ve Habitus kavramında der ki, çocukluğumuzdan itibaren içinde büyüdüğümüz toplumsal koşullar, zihnimize bir algı yaratır ve ardından bir eylem şeması kazır. Kişinin dünyayı algılama ve pratik yapma kalıbını şekillendirir.
Anlattıklarına dönecek olursam, Pierre Bourdieu’nün kültürel üretim alanına ilişkin çözümlemeleri burada işe yarayabilir. Bourdieu’ye göre, kültür dünyası, yalnızca eserlerin ve fikirlerin yarıştığı masum bir alan değil. Toplumsal ilişkilerin, belirlenmiş prestijin ve ekonomik kaynakların birbirleriyle kaynaştığı bir alandır. Paranın güya satın alamadığı şeyleri, saygınlık, erişim, meşruiyet gibi, para sayesinde elde edebilirsin. Bazı kaynaklar yalnızca tasarıları değil, itibarları da finanse edebilir. Bazen de paranın satın aldığı şey, parayla satın alınmış görünmemektir.
Sanıyorum, isterik arzunun başladığı yer de tam burası. Bazen kişiler sadece üretmekle yetinmez. Üreten kişi olarak çok kişi tarafından tanınmak da ister. Olması gerekenin çok üstünde tanınmak ve bilinmekten bahsediyorum. Bir kısım kişiler ise aynı senin bahsettiğin gibi tanınmak, tanınmamak konusunun çok dışında yol alır. Çıkarlarını, düşüncelerini mertebeleri üzerinden yürütürler. Cümlelerini duruma, ortama, kişilere göre değiştirip kendi çıkarlarını gözetirler. Önceleri, başkasından hesap sorduğu yerde bugün kendisi için istisna istemesinden bahsediyorum.
İşte buluştuğumuz nokta burası. Bazı durumlarda, utanç kişinin bazen düşüncesini ve yaptıklarını değiştirdiği için değil, düşüncesini değiştirmeden önce çıkarını hesapladığı için olmalıdır. Ama ya utanmıyorsa?
Michel Foucault’nun iktidar anlayışında, emir bir merkezden gelmez. Bio iktidardan bahseder. İnsanın kendi kendine emir vermesinden. Örnek vermem gerekirse, kişi, sistemin dışında kalınarak hiçbir şey değiştirilemeyeceğini, kaynakların kullanılmamasının daha büyük bir kayıp olacağını anlatır kendine. Tüm bu bahanelerin en tehlikelisi, eylemin doğru bir parçasını bütün bir gerçekliğe yerleştirmesidir.
Maalesef, Bourdieu’nün işaret ettiği gibi, toplumsal ayrıcalıklar çoğu zaman meşru başarılar olarak sunulabiliyor.
Evet, haklısın. Sorduğun soruyu ben de tekrarlayayım: Bir düşüncenin haklılığını, onu savunanların sözleri mi belirler, yoksa o düşüncenin hangi kaynaklarla ayakta tutulduğunu sormaya başladığımızda mı gerçek sınavımız başlar?
Durumu kişisellikten çıkarıp toplumsal olarak gördüklerine göre ileride birtakım sonuçlar doğacaktır. Bedeli de olabilir. Belki de utanç, arzularımız gerçekleştiğinde, o gerçekleşmenin bedelini kimin ödediğini görmeye başladığımızda ortaya çıkar.
Her utanç vicdanın kanıtı değildir. Her vicdansızlık da insanın kendisini kötü biri olarak görmesiyle başlamaz. Bazen kişi kendisini son derece dürüst bulur. Çünkü kendisine anlattığı hikâyede bütün gerekçeler yerli yerindedir. Bence sorduğun sorunun tam cevabı burada olabilir.
Asıl rahatsız edici olan durum, utancın nerede olduğu konusu. Utanç, insanın arzusuna ulaşamaması değil ki… Aslında, arzusuna ulaştıktan sonra hâlâ kendisini muhalif, bağımsız ve ayrıcalıksız sanabilmesinin tam içinde bulunuyor.
Sanıyorum şimdi, ikimiz de aslında şu soruyu soruyoruz: İnsan, kendi çıkarını korumak için başkalarının hakikatini kullanmaya başladığında utanmalı mı?
Kaynaklar:
Mik Portal Fatih Avcıl Pierre Bourdieu ve Habitus. medyaveiletisim.kulup.tau.edu.tr
Duygular Sözlüğü Tiffany Watt Smith
Pierre Bourdieu, Ayrım: Beğeni : Beğeni Yargısının Toplum Eleştirisi (Nika Yayınevi 2025 Çevirmenler Günce Berkkurt – Derya Fırat)

Zeynep Tezel, Fransız Dili ve Edebiyatı mezunu. Tahsin Yücel, Berke Vardar gibi değerli hocalarıyla geçen üniversite yıllarından çok sonra 2022 senesinde yeniden edebiyat dünyasına döndü. Varlık Yayınları, Hikâyeci gibi dergilerde, İshak Edebiyat gibi dijital platformlarda, Eylül, Dışarıda Kalanlar, Ayna Meselesi, Anne Gölgesi, İstanbullu Öyküler gibi çeşitli kolektif kitaplarda öyküleri yayımlandı. Distopya Dergisi’nin yazarları arasında yer alan Tezel, 2023 Edebiyatist Kristal Kalem Öykü Yarışması’nda kısa listeye kaldı ve seçki kitabında öyküsü yayımlandı. Yazı yazabilen kişi olmak için çabalıyor.


