Şebnem Özbay
Katmer katmer açan kırmızı güllerin her yaprağında sureti asılı gibidir daima. Öyle güler yüzlü, öyle nahif, öyle kötülükten azade, öyle asude…
Merak ettim sordum bunun nasıl olduğunu. Mümkün olabildiğini, böyle kalabildiğini. O da anlattı.
“Adınız nereden geliyor efendim?”
“Ninemden.”
“Peki, egonuzu nasıl ve nereden doldurursunuz?”
“Söylenmiş en güzel sözlerden!”
“Sadece sözlerden mi? Güzel sözler işitince doluyor mu yani?”
“Evet. Güzel sözleri hem işitince hem kendime söyleyince… Ah, tabii başkalarına da! Hep güzel sözler işitmek ve söylemek isterim. Yoksa dayanamam ki ben! Çok üzülürüm.”
-Şaşırdım şimdi, peki ama nasıl?
“Siz bilseniz ben o sözlere neler yaparım, neler!”
-Efendim, apaçık sorayım: Yoksa siz sıra dışı yani anormal biri misiniz?
“Bilâkis, gayet normalim. Hem neye, kime göre normal ya da anormal! Durun, anlatayım size de. Belki bir gün icap eder.
Söylenmiş en güzel sözleri, en taze hâlindeyken topluyorum. Hepsi güzel olacak ama… Ağızdan yeni çıkmış olacak. Sıcacıkken daha. Sonra onları şuraya özenle sıralayıp…
Bakınız tertibime, düzenime. Nasıl ama?! Katiyen yığmam üst üste. Her birinin yeri ayrıdır. Çünkü güzel sözler de cevherdir efendim. İyi saklarsanız yıllarca parlar.”
“Nerede saklarsınız onları?”
“Şurada.”
“Hani? Ben göremiyorum.”
“Orası benim, söylenmiş en güzel sözler köşem. Bakın, ne çok! Katiyen bıkmam onlardan. Şimdi gördünüz değil mi? O baktığınız bölüm, kendime söyleyemediğim güzel sözler yani başkasından işittiğim. Ağızlardan kaptığım gibi, hop buraya… En çok onları özenle saklarım.”
“Peki kötüler? Yani söylenmiş kötü sözler… Onlar nerede? Onları da saklamaz mısınız?”
“Onlar yok ki. Hiç yok!”
“Hiç mi? Ama olmaz ki. Her insan kötü söz işitmiştir. Kusura bakmayın ama kötü sözler duymadığınıza inanmadım.”
“A, ben tutmam onları. Hepsini ama hepsini, işittiğim tüm kötü sözleri hemen sahibine iade ederim.”
“Nasıl yani?”
“Kötü söz sahibine aittir. Ben ne diye toplayıp kendime saklayayım? Çöptür onlar, çöp!”
“Yine de insan bazılarını unutamaz. İstemese de yanında taşır.”
“Unutmak başka, saklamak başka efendim. Ben de unutmam. sadece içimde tutmam.”
“Peki ya çürüme? Biriken kötü sözler hafızanızda zamanla çürümez mi? Kötü söz ya! Kötü de koku yapar!”
İlk kez sustu. Durdu. Gülümsedi. Gül yapraklarından birini parmaklarının arasında çevirdi.
“Çürüme de sahibine aittir.” Tekrar gülümsedi. “Benim içimde ona yer yok.”
“Peki, sahibine iade ederim dediniz az önce, nasıl iade?”
“Faturası, makbuzuyla… Varsa vergisini de ödeyerek hem de.”
Şakacı kuşlar gelip ağzının kıvrımlarına oturmuşçasına şakıyarak ayağa kalkarken dedi ki, “Ben de hiç kötü söz kalmadı efendim. Yok!” Biraz duraksadı. “Ah, yoksa lazım mıydı?”
“Hayır ama…”
“Keşke sizin için birkaçını saklasaydım. Eskiden arz fazlasından elime nadir de olsa geçiyordu. Zamanla talep azaldıkça malum…”
Omuzlarını silkti. “Hiç kalmadı. Vallahi yok!”
Gül yapraklarına bakarken sözlerini tamamladı. “Olsa dükkân sizin!”

İstanbul’da dünyaya geldi. Üniversiteyi, İşletme Bölümü’nde bitirdikten sonra finans alanında bir süre çalıştı. Çocukluğundan beri yazar olmayı hayal ederdi. Okuma tutkusunun yanına yıllar içinde yazma tutkusunu ekledi. Yayınlanmış bir romanı, dört öyküsü, değişik dergilerde yayınlanan şiirleri ve deneme yazıları vardır. Halen, Suaremag dergisinde yazmakta ve yeni romanını yayına hazırlamakta.

