FELSEFEYİ, EDEBİYATI VE MODERN DÜŞÜNCEYİ ETKİLEYEN MİTOLOJİK FİGÜRLER
Nilgün Karataş
Penelope denilince, sabırla kocasını bekleyen sadık eş anlatısı kabul görüyor. Evet bu özellikleri hiç küçümsemiyorum ama Penelope bundan ibaret olabilir mi? Bu yazıda bu soruya yanıt arıyoruz: Penelope mitoloji tarihinin bekleyen kadını mı, yoksa stratejik aklın temsilcisi mi?

Mitoloji denildiğinde aklımıza çoğu zaman savaş meydanları gelir. Kılıçlar, tanrılar, canavarlar, büyük yolculuklar… Oysa insanlık tarihini yalnızca savaşanlar yazmadı. Bekleyenler de yazdı.
Bu bekleyişlerin en ünlüsü Penelope olabilir. Öyle ya Homeros’un Odysseia destanında Penelope, Truva Savaşı’na giden Odysseus’un yirmi yıl boyunca dönmesini bekleyen eş olarak anlatılır. Yıllarca sarayını kuşatan taliplerin evlenme baskısına rağmen kararını erteleyen, sadakatinden vazgeçmeyen bir kadın…
Yüzyıllar boyunca Penelope’yi böyle okuduk. Sadık eş. Bekleyen kadın. Sabreden kadın.
Peki ya bütün hikâye bundan ibaret değilse? Belki de Penelope’yi yanlış tanıdık. Yanlış değilse bile eksik…
Belki de o, tarihin ilk büyük stratejistlerinden biriydi. Hadi bu tezi haklı çıkarmak için hikâyeyi hatırlamakla kalmayalım, üzerine farklı bir okuma da yapalım.
Penelope’nin silahı kılıç değil, akıl
Homeros’un ünlü Odysseia destanında Odysseus denizlerde savaşırken Penelope de İthaka’da kendi savaşını veriyordu. Üstelik elinde ne bir ordu vardı ne de bir silah. Karşısında ise saraya yerleşmiş, serveti tüketen ve kendisini evlenmeye zorlayan onlarca talip bulunuyordu. Penelope’nin çözümü güç kullanmak olmadı. Zamanı kullanmayı seçti.
“Kayınpederim Laertes’in kefenini bitireyim, sonra birinizi seçeceğim” dedi. Gündüz dokudu. Gece herkes uyuduğunda aynı kumaşı söktü. Üç yıl boyunca… Her gün umut ördü. Her gece zamanı geri aldı. Bu yalnızca bir erteleme değildi. Aslında iktidarı elinde tutmanın çok zarif bir yoluydu.
Bugün buna strateji diyoruz. Eski Yunanlılar ise metis… Yani pratik akıl, öngörü, zekâ ve doğru zamanda doğru hamleyi yapabilme becerisi. Odysseus nasıl Truva’yı kaba kuvvetle değil Truva Atı fikriyle fethettiyse, Penelope de sarayını kaba kuvvetle değil aklıyla korudu. Azra Erhat ve A. Kadir çevirisiyle okuduğum Odysseus, bence bize sadece erkek karakterin değil kadın karakterin de ne kadar katmanlı olduğunu gösteriyor.
Bu nedenle şu yorumu yapmamız mümkün: Odysseus ve Penelope birbirlerine sadece eş değil, zihinsel anlamda da denk iki kahramandı.
Sadece sabır mı, stratejik sabır mı?
Modern dünyada sabır çoğu zaman pasiflikle karıştırılıyor. Beklemek, hareketsiz kalmak gibi algılanıyor. Oysa Penelope’nin sabrının edilgen olduğunu söyleyemeyiz. O, beklerken düşünür. Beklerken hesap yapar. Beklerken geleceği kurar.
Aslında hiçbir zaman sadece beklemez. Bugün psikolojinin “duyguları erteleyebilme”, “dürtü kontrolü” ve “uzun vadeli düşünme” dediği beceriler, Penelope’nin karakterinde mitolojik bir anlatıya dönüşmemiş mi sizce de?
Aslında o bize en güçlü hamlenin görünmeyen eylemler olabileceğini söylüyor. Öyle ya sessizlik de bir eylemdir. Beklemek de bir tür mücadele. Çoğu zaman en büyük cesaret, doğru zamanı gelene kadar hamle yapmamayı bilmektir.
Atwood ile Penelope ilk kez konuşuyor
Yüzyıllar boyunca Penelope’nin hikâyesini başkaları anlattı. En çok da erkekler. Bu nedenle Margaret Atwood ise The Penelopiad adlı romanını önemsiyorum. Çünkü bu kez anlatıcının odak noktasındaki karakter Odysseus değil. Penelope’nin kendisi.
Atwood’un Penelope’si yalnızca bekleyen kadın değildir; hafızası olan, sorgulayan, alay eden ve kendisine biçilen role itiraz eden güçlü bir sestir. Böylece mitoloji yeniden yazılır. Çoğu zaman yeni bir hikâye yazmanın yolu, susturulmuş karaktere sözü vermekten geçer.
James Joyce ile bilince dönüşen Penelope
Edebiyatta Penelope denilince anmadan geçemeyeceğimiz bir isim daha var: James Joyce.
James Joyce Ulysses romanının son bölümüne “Penelope” adını verir. Ancak burada Penelope artık Homeros’un kahramanı değildir; Molly Bloom’dur. Joyce, Penelope’yi sadakatin sembolü olmaktan çıkarır; düşüncenin, arzunun, hafızanın ve insan zihninin sonsuz akışına dönüştürür.
Romanın ünlü iç monoloğu, modern edebiyatın en güçlü kadın seslerinden biridir. Penelope artık yalnızca bekleyen kadın değildir. Konuşan kadındır. Düşünen kadındır. Kendi hikâyesini yazan kadındır.
Bugünün Penelope’leri her yerde…
Aslında düşünürsek Penelope artık yalnızca İthaka’da yaşamıyor. Etrafımıza bakınınca ne çok Penelope görüyoruz. Kimi bir hastane koridorunda sabahlıyor. Kimi bir mahkeme salonunda adalet bekliyor. Kimi yıllarca yazdığı romanın yayımlanacağı günü umut ediyor. Bütün Penelope’ler her sabah yeniden ayağa kalkıyor. Her akşam yeniden başlıyor.
Evet Penelope miti sadece beklemek üzerine değil. Onun en büyük özelliği beklerken çözülmemek, dağılmamak üzerine. Her gün yeniden dokuyabilmek… Her gece yeniden başlayabilmek… Hayat bazen tam da bu değil mi?
Hep vurguluyoruz mitoloji yalnızca geçmişi anlatmaz, bugünü de açıklar. Çünkü mitoloji kudretli tanrılardan, yetenekli kahramanları değil aslında insanı, insana anlatır. Penelope de bunu en iyi gösteren kahramanlardan biridir. Penelope bize, kahramanlığın her zaman kılıç sallamak olmadığını öğretir.
En büyük cesaret, zamanı yönetebilmek olabilir. Bazen en büyük güç, öfkeyle hareket etmemektir. Bazen en büyük zafer ise umudu kimseye teslim etmeden yaşamaya devam etmektir.
Tekrar hikayeye dönecek olursak; Odysseus denizi aklıyla geçti. Penelope zamanı aklıyla aştı.
Tam da bu yüzden günümüzün pek çok insanını, büyük yolculuklara çıkan Odysseus’tan çok, görünmeyen bir mücadeleyi sessizce sürdüren Penelope’ye benzetiyorum. Evet, tarih çoğu zaman yola çıkanları anlatır. Ama dikkatle bakarsanız göreceksiniz; geride kalıp sessizce dokumaya devam edenler de çok güçlü hayat hikâyeleri anlatır.
Sanatçıların Penelope’si
Bu arada Penelope yalnızca edebiyatın değil, resim ve heykel sanatının da en çok yorumlanan kadın figürlerinden biri. Ressamlar onu çoğu zaman savaş meydanlarında değil, dokuma tezgâhının başında resmetmiş. Heykeltıraşlar ise bekleyişini çaresizlik olarak değil, ağırbaşlı bir direniş olarak yorumlamış. Belki de sanatçılar, Penelope’nin gerçek savaşının dışarıda değil, zamanın içinde verildiğini sezmişlerdir… Bu yazıya görsel olarak John William Waterhouse’un Penelope and the Suitors (1912) tablosunu seçtim. Ben kareyi daraltınca arka taraftaki Talipler de kadrajdan çıkmış oldu, zaten tablo da Penelope’nin onlara bakmamasına, aldırmamasına odaklanıyor. Bu resmin orijinal halini ve sanatın diğer Penelope’lerini merak ediyorsanız bu yazıma da göz atabilirsiniz.
PENELOPE OKUMA LİSTESİ
I. TEMEL OKUMA
- Homeros – Odysseia
Penelope’yi anlamanın ilk adımı kuşkusuz Odysseia’dır. Ancak onu yalnızca Odysseus’un eşi olarak okumak eksik kalır. Destan dikkatle incelendiğinde Penelope’nin aklı, stratejisi ve zamanı yönetme becerisi en az Odysseus’un yolculuğu kadar belirleyicidir. Özellikle dokuma hilesi, tanıma sahneleri ve son bölümde Odysseus’u sınadığı diyaloglar, Penelope’nin edilgen değil özne bir karakter olduğunu gösterir.
- Margaret Atwood – Penelopiad (Penelope Destanı)
Penelope üzerine yazılmış en önemli modern eserlerden biridir. Atwood, Homeros’un susturduğu sesi konuşturur. Bu kez anlatıcı Odysseus değil, Penelope’dir. Roman aynı zamanda tarihin kadınları nasıl anlattığını sorgulayan güçlü bir feminist yeniden yazımdır.
- Madeline Miller – Ben, Kirke (Circe)
Her ne kadar merkezinde Kirke olsa da roman, Homeros’un kadın karakterlerine çağdaş bir gözle bakar. Penelope’nin romandaki kısa ama etkileyici bölümleri, onu yalnızca sadık eş değil, zekâsı ve sezgileriyle öne çıkan bir figür olarak yeniden düşünmeye davet eder.
II. FELSEFİ DERİNLEŞME
- Hannah Arendt – İnsanlık Durumu
Arendt’in emek, iş ve eylem ayrımı Penelope’nin dokuma metaforunu anlamak için ilginç bir çerçeve sunar. Dokumak yalnızca gündelik bir uğraş değil, zamanı ve düzeni kuran bir eylem olarak okunabilir.
- Simone Weil – Kökler İhtiyacı
Weil’in dikkat, sabır ve kök salma üzerine düşünceleri Penelope’nin bekleyişini farklı bir açıdan anlamaya yardımcı olur. Weil’e göre gerçek güç çoğu zaman sessizlikte ve dikkatli bekleyişte ortaya çıkar.
- Byung-Chul Han – Zamanın Kokusu
Han, modern insanın hız saplantısını eleştirirken yavaşlamanın ve bekleyebilmenin önemini vurgular. Penelope’nin üç yıl boyunca her gece dokumasını sökmesi, bugünün hız kültürüne karşı bir direniş metaforu olarak okunabilir.
- Gaston Bachelard – Mekânın Poetikası
Penelope’nin evi yalnızca fiziksel bir mekân değildir; hafızanın, bekleyişin ve kimliğin kurulduğu yerdir. Bachelard’ın ev üzerine düşünceleri, İthaka’yı sembolik olarak yeniden okumayı sağlar.
III. EDEBİYATTA PENELOPE’NİN İZDÜŞÜMLERİ
- James Joyce – Ulysses
Romanın son bölümü “Penelope”, Molly Bloom’un kesintisiz iç monoloğundan oluşur. Joyce, Penelope’yi sadakatin simgesi olmaktan çıkarır; modern insanın bilinç akışına dönüştürür. Bu bölüm, kadın sesinin edebiyattaki en güçlü örneklerinden biri kabul edilir.
- Christa Wolf – Kassandra
Doğrudan Penelope’yi anlatmasa da mitolojik kadınların erkek anlatılarından kurtarılarak yeniden konuşturulmasının en önemli örneklerindendir. Atwood’un yaklaşımını anlamak için önemli bir eşlikçi metindir.
- Ursula K. Le Guin – Dümeni Yaratıcılığa Kırmak (Steering the Craft)
Le Guin’in kurmaca üzerine düşünceleri, Penelope’nin dokuma eylemini anlatı kurmakla ilişkilendiren çağdaş yorumlara farklı bir perspektif kazandırabilir.
IV. MİTOLOJİK ARKA PLAN
- Azra Erhat – Mitoloji Sözlüğü
Penelope, Odysseus ve Odysseia çevresindeki mitolojik kişileri ve kavramları anlamak için Türkçedeki en temel başvuru kaynaklarından biridir.
- Robert Graves – Yunan Mitleri
Penelope efsanesinin farklı anlatılarını ve antik kaynaklardaki varyasyonlarını görmek isteyenler için vazgeçilmezdir. Graves, mitlerin sembolik katmanlarına da dikkat çeker.
- Edith Hamilton – Mitologya
Akıcı anlatımıyla Penelope ve Odysseus mitine giriş yapmak isteyen okurlar için ideal bir başlangıç kitabıdır.
- Jenny March – Klasik Mitler
Mitolojik figürlerin tarihsel ve kültürel bağlamını açıklayan kapsamlı bir çalışma. Penelope’nin antik dünyadaki konumunu anlamak için yararlıdır.
V. MODERN DÜNYADA PENELOPE
- Rebecca Solnit – Kaybolma Kılavuzu
Solnit, bekleyişi, belirsizliği ve yolculuğu yalnızca fiziksel değil, zihinsel bir deneyim olarak ele alır. Odysseus’un yolculuğu kadar Penelope’nin bekleyişi de bu perspektiften yeniden okunabilir.
- Clarissa Pinkola Estés – Kurtlarla Koşan Kadınlar
Mitlerin ve masalların kadın psikolojisindeki karşılıklarını inceleyen klasik eserlerden biridir. Penelope’nin sabrı ve sezgisi, “vahşi kadın” arketipinin farklı bir yüzü olarak değerlendirilebilir.
Mitolojinin kudretli figürlerini bugünden okumak ve aslında kendi hikâyemizi yeniden yazmak için… Her ay yeni bir mitolojik izdüşümde buluşmak üzere.

HENİZE NİLGÜN KARATAŞ
Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar romanının yazarı, gazeteci, editör ve felsefe öğrencisidir. İlk romanı için Medusa ile Daphne eksenli mitolojik okumalar yaparken, araştırmalarını yoğunlaştıran yazar, bu anlatıları felsefi bir disiplin ve yeni bir bakış açısıyla harmanlıyor. Üretimlerinde mitolojiden beslenmeye devam eden Karataş, Suare Dergi için hazırladığı bu yazı dizisinde ise her ay bir mitolojik figürün günümüzdeki izdüşümlerini inceleyerek modern insanın hikayesini yeniden yorumluyor.

H. Nilgün Karataş, İstanbul’da doğdu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun oldu. Henüz öğrenciyken çalışmaya başladı, Milliyet, Dünya, Akşam, Günaydın, Business Week Dergisi ve Hürriyet’te gazetecilik yaptı. İlk romanı Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar’ın yanı sıra birçok kolektif kitapta öyküleri yayımlandı. Bianet, Yeni Sinema Dergisi ve Suare Dergi’de yazıyor. İkinci üniversite olarak da felsefe okuyor.


