Duygu Görücü
Karanlık odaya girdiğinde yanan ışıklarla beraber kafasındaki tüm kötü senaryolar son buldu. Odanın her köşesinden “Sürpriz!” sesleriyle birlikte müzik ve ortadaki pasta cevap olmuştu. Tüm gün boyunca yapılan kutlamaların üstüne böyle bir şey beklemiyordu. Suratındaki kontrolsüz sırıtışla hepsiyle kucaklaştı. Günün yorgunluğunun üstüne böyle bir karşılama iyi gelmişti. Her ne kadar yalnız kalıp dinlenmek olsaydı da planı, yarın da dinlenebilirdi. Etrafındaki insanlara bakarken neredeyse tüm arkadaşlarının burada olduğunu gördü. Kim hangi ara organize etmişti? Merak etti ama sonra düşünmeyi bırakıp aralarına karıştı. Doğum günü pastasının üzerindeki sayılar yaşanmışlıkları hatırlatıyordu. Yıllar içinde yaşadıkları, yaptıkları aklından geçti o kısa mum üfleme sırasında. Sohbet, müzik, kahkahalar… Sevilmek güzeldi. İnsanlarla olmak iyi gelirdi.
Karanlık, birden etraf simsiyah oldu. Bir sürpriz daha mı derken uğultu halinde panik sesleri geldi kulağına, ne olmuştu? “Ambulans! Hemen arayın. Çabuk olun,” Kim hastalanmıştı? Nerdeydi? Sormak istedi sesi çıkmadı. Koşuşturmaca arasında sesler kısıldı ve tam bir sessizlik. Hiçbir şey duymuyordu. Vücudunu dinledi, ellerini kıpırdatmak istedi, yok, hareket edemiyordu. Ona mı bir şey olmuştu? Derken beyni iflas etti, düşünceleri de sustu.
Gözlerini açmak istedi ama göz kapakları izin vermedi. Sonra kulağına fısıltı şeklinde sesler geldi. Dinledi.
-Ne zaman uyanır?
-Doktor net bir şey söylemedi.
-Uyanacak ama değil mi?
– Evet, en azından ben öyle umuyorum.
Nasıl? Ne zamandır bu durumdaydı? Konuşanların sesi tanıdıktı ama bir türlü kim olduklarını çıkaramadı. Son hatırladığı doğum günü partisiydi. Sonrası… Karanlık, sessizlik. Derken bir erkek sesi geldi kulağına,
-Hastamızın durumuna bakmaya geldim.
-Ne zaman uyanır? Uyanır değil mi?
-Her an bekliyoruz. Değerleri iyi, öyle bir durumdan sonra daha geç olur sanıyorduk ama çabuk toparladı.
-Güçlüdür benim arkadaşım, teşekkürler.
Arkadaşım dediğine göre ailemden biri değil. Onlar nerede ki? Uyanmam gerek, her ne yaşadıysam ondan daha da çok ne olduğunun merakını gidermek için uyanmalıyım. Konuşanları düşündüm, hâlâ bulamadım kim olduklarını. Of! Dur… sanki…
-Kıpırdadı, bak gözleri kıpırdadı, doktor! Doktor!
-Dur biraz, iyice açsın öyle çağırırız.
-Hadi canım, korkutma daha fazla bizi, lütfen.
Yüzünde unuttuğu bir hareketle gülümsemeye çalıştı. Karşısında kırk yıl düşünse göreceğine inanmadığı insan vardı. Yıllar olmuştu. Doğum günü akşamını düşündü, yok, orada değildi. Nerden, nasıl duymuştu?
“Canım, canım benim,” derken gözleri dolu doluydu arkadaşının. Arka arkaya konuşmaya devam ediyordu. Heyecanlandığında hep böyle hızlı konuşurdu. Değişmemiş yıllar içinde hiçbir şey. Sözlerinin arasından yakaladığı kadarıyla yaklaşık iki aydır buradaymış. Başlarda gelenler ümidi kesip gelmeyi bırakmış ama o hep inanmış. Aralarda yakaladığı cümlelerin özeti buydu. Onca kalabalık, sayısız insan, sevgi gösterileri, sözler, vaatler… Neredeler? Birden gerçekler vurdu yüzüne, afalladı. Arkadaşının paniklemesini görünce yüzüne de yansıdığını anladı. Alabildiği kadarıyla nefes aldı. Elini uzatmak için hamle yaptı. Buse, arkadaşı, canı, hemen elini görüp tuttu. Sahi neden uzaklaşmışlardı? Hatırlayamadı. Bildiği tek şey uzun zamandır görüşmemiş olmalarıydı. İlk zamanlar umursamamıştı sonra da etrafındaki kalabalıktan aklına bile gelmemişti. Hayatın içinde savrulurken nerede olduğunu bile düşünmemişti. Her ne yaşandıysa şu an yanında olan oydu.
Hastaneden çıkalı altı ay olmuştu. Buse hep yanındaydı, gelemediği zamanlarda da arıyordu. Yattığı süreçte düşünecek çok şey olmuştu. Her zaman sosyal, çevresinde insanlar vardı. Peki gerçekten düştüğünde kaçı yanında olacaktı? Eve geldiğinde telefonundaki arama ve mesajların azlığını düşündü. Kalabalığın içinde yalnız olduğunu fark edince şaşırdı. Düşündü. Onlar için kendinden, isteklerinden vazgeçip, ertelediği günleri, zamanları. Hepsi ne içindi? Buse ve birkaç kişi daha vardı onunla sadece o olduğu için konuşan, çıkar, beklenti olmadan birlikte olan. Bu gerçekle yüzleştiğinde sırtından bir ürperti geçti. Pencerenin kenarında oturduğu koltukta başını çevirip dışarıya baktı. Gökyüzüne, ağaçlara, insanlara. Düşünceler sakinlerken ürperti de geçti, tatlı bir dinginlik sardı içini. Aklından geçen cümle ile yüzüne bir gülümseme yayıldı. Gözlerini kapatıp, içindeki sakinliğe bıraktı kendini.

Duygu Görücü, Balıkesir’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Balıkesir’de, liseyi yatılı olarak İzmir’de Maliye Okulu’nda okudu. 1996 yılında başladığı memuriyet hayatı devam ederken, öğrendiği günden bu yana okumayı, ortaokuldan bu yana da yazmayı seviyor. İki kolektif kitapta öyküleriyle yer aldı. Halen kızı ve kedisiyle Balıkesir’de yaşıyor ve yazmaya devam ediyor.

