Nihal Turan Yurdabak
Sarı motorumun ön sepetinde rengârenk çiçekler vardı. Arkasında ise yer yer derisi dökülmüş, köşeleri yıpranmış kahverengi bavulum duruyordu. O bavulun içinde ise yıllardır benimle yolculuk eden hayallerim… Kimi mavimsi turkuaz, kimi uçuk pembe, kimi sedef ışığı gibi renk değiştiren hayaller… Uzun yıllar aynı bavulun içinde sıkışıp kalmaktan biraz buruşmuşlardı. Bazılarının köşeleri kıvrılmış, bazıları eski bir mektup gibi kat izleri taşımaya başlamıştı. Ama beklemeyi biliyorlar, zamanı gelince yeniden doğrulmayı da… pes etmeyen cinstendiler.
Çiçekleri, hayallerimi ve kendimi aldım; atladık sarı motoruma. Kulaklığımdan usul usul yükselen notalar ruhumu okşarken, dağların arasından ağır ağır yükselen güneş de sıcaklığını soyulmaya başlayan omuzlarıma bıraktı. Yol boyunca müziğin ritmine kapılan buğday sarısı saçlarım özgürce savrulurken, şehir arkamdan kapıyı sessizce çekti. Ne sitem ederek ne de çağırarak…
Usulca.
Kendinden emin.
Sanki ikimiz de biliyorduk; bu gidişin bir kaçış değil, bir dönüş olduğunu. Yetişmem gereken bir yer yoktu. Bekleyen bir saat, acele eden bir takvim de… Bu yüzden rüzgâr nefesimi kesene kadar hızlandım. Yol yer yer tümsekti. Motor her sarsıldığında bavulun içindeki hayallerim hafifçe sallanıyor, birbirlerine çarpıp yeniden dengeleniyorlardı. Ama düşmüyorlardı. Çiçekler de düşmüyordu. Hepsi sarı motoruma sıkı sıkıya tutunmuştu. Yol uzadıkça yalnızca bedenim değil, düşüncelerim de hafifledi. İnsan bazen yıllardır taşıdığı yükün ağırlığını ancak yola çıkınca fark ediyor. Kafamın içinde birbirine dolaşmış sesler, yarım kalmış cümleler, ertelenmiş cesaretler vardı. Kilometreler geçtikçe hepsi geride kalan virajlarda çözülüp kaldılar.
Rüzgâr kulağıma eğildi.
“Çiçekler düşerse durma,” diye fısıldadı.
“Yenileri çıkar karşına.”
Haklıydı.
Bazı şeyler kaybolur diye yolculuktan vazgeçilemezdi.
Durmadım.
Üstelik ne çiçekler düştü ne de hayallerim.
Yol kenarındaki taş duvarları boydan boya saran begonviller güneşin altında parlıyordu. Morlar, pembeler, eflatunlar birbirine karışıyor; sanki görünmez bir gelin bütün yolu duvağıyla örtüyordu. Duvarların başında başlayan o beyaz tül hissi, kilometreler boyunca peşimden geldi.
Sonu denize çıkan yolları hep sevmişimdir. Belki de deniz, bütün yolculukların sonunda insana kendini yeniden hatırlatan tek şeydir.
Bir de motoruma eşlik eden martıları severim.
Martılar…
Onlar pusulam gibidir.
Nereye gidersem gideyim, denizin yakın olduğunu haber verirler. Kararsız görünürler ama aslında yönlerini herkesten iyi bilirler. Çığlıkları bazen dağınık düşüncelerimi toplar, bazen de unuttuğum bir çocukluğu çağırır.
Son viraja geldiğimde mavi başladı.
Önce ince bir çizgi.
Sonra büyüyen bir leke.
Sonra bütün ufku kaplayan dev bir çarşaf.
Deniz oradaydı.
Her zamanki gibi.
Davetkâr.
Kendinden emin.
Biraz mağrur.
Biraz mesafeli.
İnatçı maviliği gözlerimi kamaştırırken, yüzeyinde kırılan güneş ışıkları binlerce küçük aynaya dönüşüyordu. Bakmak istediğim ama baktıkça içimde bir şeyleri de rahatsız eden o tanıdık güzellik tam karşımdaydı.
Hem çağırıyor hem sınır koyuyordu.
Hem sarılıyor hem uzak duruyordu.
Motorumu durdurdum. Bir süre yalnızca sessizliği dinledim. Sonra hayallerim usulca inmeye başladılar bavuldan. Biraz sersemlemişlerdi. Kolay değildi.
Bazıları yıllarca beklemişti.
Bazıları unutulduğunu sanmıştı.
Bazılarıysa çoktan vazgeçildiğini…
Buruşuklardı.
Ama hâlâ güzeldiler.
Hatta belki de o buruşukluklar onları daha gerçek yapıyordu. Hiçbiri acele etmiyordu. Arkadaki öndekini itmeden, sırayla ilerliyorlardı. Her biri zamanı geldiğinde bir adım öne çıkıyor, çiçeklerden bir tane alıyor ve maviliğe doğru yürüyordu. Deniz onları sessizce karşılıyordu. Hayallerim sahnedeydi. Çiçeklerle süslediler kendilerini. Bir anda renkleri çoğaldı.
Turkuazlarına pembeler karıştı.
Pembelerine sarılar.
Sarılarına denizin mavisi.
Ayaklarını usulca suya soktular. Serinlik bütün bedenlerine yayıldı. Yıllardır taşınan yorgunluklarını deniz aldı.
Bekleyişlerini aldı.
Tozlarını aldı.
Ben ve sarı motorum kıyıda sessizce izledik onları. O an anladım. Bazı hayaller gerçekleşmek için değil, bizimle birlikte yol almak için vardır. Bazıları varacakları yere ulaşır. Bazıları sadece yol boyunca bize eşlik eder. Ama hepsi, insanın içinde biraz daha fazla gökyüzü açar.
Bu yüzden sonu denize çıkan yolları seviyorum.
Bir de sarı motorumu.
Ve yıllar geçse de bavulumdan inmeyi unutmayan hayallerimi.


