HOMEROS’TAN NOLAN’A ODYSSEIA’NIN İZİNDE
Nevim Sel
Christopher Nolan’ın The Odyssey filmi vizyona girmeden önce, üç bin yıllık bir destanın neden hâlâ bizi çağırdığını yeniden düşünmek gerekiyor. Homeros’un Odysseia‘sı yalnızca bir savaş ya da macera anlatısı değil; aidiyetin, hafızanın, kimliğin ve eve dönüş arzusunun zamansız hikâyesidir. Bugünün insanı da Odysseus gibi algoritmaların, hızın ve yabancılaşmanın arasında kendine ait bir yere ulaşmaya çalışıyor. Belki de bu yüzden Odysseus’un yolculuğu hiç bitmiyor; sadece her çağda yeniden anlatılıyor.

Günümüz modern dünyasında neden hâlâ 3000 yıl önce kör bir ozan olan Homeros’un yazdığı Odysseia’yı konuşuyoruz! Neden bu kadar önemli bu destanlar? Bu kadar büyük ölçekte kabul görmelerinin sebebi ne olabilir? Bunun cevabı bana göre Homeros’tur. Onun tanrıları, tapınakları, savaşları, kurbanları, gücü, aşkı, öfkeyi, onuru düşünerek şekillendirip şiirsel bir biçimde anlatmasıdır. Masalsı bu anlatım mitolojiye olan merakı hep canlı tutmaya, günümüze taşıyıp anlamaya çalışmamıza neden olmuştur.
Hatta batının kabul ettiği bu en kadim en güçlü eseri kendi aramızda ya da bazı platformlarda konuşup anlamakla kalmayıp yüksek bütçe ve ünlü seçkin oyuncular ile gelişmiş son teknik ve teknolojiyle sinemaya aktarıyoruz;
Christofer Nolan’ın büyük merakla beklenen filmi The Odysseia 17 Temmuz’da sinemalara gelecek, şimdiden tüm biletlerinin satılmış olması gişede rekor beklentisini beraberinde getiriyor. Ünlü yönetmenin, bu dört gözle ve büyük heyecanla beklenen filmi çekmeden önce kendine birtakım sorular sormuş cevaplarını aramak içinde bu büyük anlatının şiirsel mısraları içinde kaybolmuştur eminim. Klasik anlatıyı modern anlatıya çevirip mitoloji ile sinema arasında bağ kurarak akademik çevreden koparıp popüler kültür sahasına taşımıştır.
Hayal etsenize bir tanrıca size ölümsüzlüğü teklif ediyor, sonsuza kadar yaşayacaksınız; hastalanmayacak, ölmeyeceksiniz bunun karşılığında sizden adada kendisi ile kalmanızı istiyor. Ama siz tereddüt etmeden reddedeceksiniz, çünkü kahramanımız Odysseus; tek başına aynı adada her şeyin aynı olduğu bir yaşamı birbirine benzer geçecek günleri değil ülkesi İthekayı, karısı Penelope’yi, oğlu Telemakhosu seçiyor yani kendini ait hissettiği ne varsa oraya dönmek istiyor. Çünkü orada geçmişi, hafızası, bir düzeni var. Tek başına adada hiç kimse olmaktansa yüzyıllar sonra bile insanların olup bitenler hakkında, kahramanlığı hakkında anlattıklarında yaşamak istiyor. Yaşamının sonlu olması ve bu yaşamın içinde zorluklar, mücadeleler daha gerçek ve anlamlı geliyor ona. Oysaki Odysseus döndüğünde hayatının ne kadarının kendisine ait olduğu hakkında bilgisi yok. Krallığı, sarayı eski dostları hâlâ onu beklemekte midir bu konuda tek bir fikri yoktur, ama o bilinmezliğe rağmen sonsuz bir arzu içindedir.

Destan bir savaş değil bir dönüş hikayesini anlatıyor. İlk kısım Odyseussun zorluklar içindeki deniz yolculuğunu, ikinci kısım ise bir dilenci şekilde geldiği sarayında; karısını isteyen taliplere karşı verdiği başka bir savaşı ele alıyor. Talipleri oyalamak için halı dokuması hilesine başvuran sadık Penelope, çocukluktan yetişkinliğe geçen babasız büyüyen oğlu Telemakhos, eski dostu Nestor onu tanıyacaklar mı? Bu uzun zaman yokluğunda kendi kaderini kontrol edemeyen Odysseusun kendi zekâsı sayesinde hayatta kalmayı başarmasını anlayabilecekler miydi? İşi daha da zorlaşan Odysseus şimdi de tanınmak ve yeniden kabul görmek için savaşır. Eseri günümüzde yeniden değerlendirdiğimizde felsefik alt katmanlarını tartışmadan tam olarak anlayamadan özümseyemeyiz. Nedir buradaki dönüş hikayesi? Yuvaya mı? Kendine mi? Ait olduğu değerlere mi? Dönüşü bu kadar uzun sürdüren tanrısal çatışmalara rağmen Odysseusun kararlılığını görürüz. Kimi zaman kral, kimi zaman savaşçı, kimi zaman dilenci, kimi zaman ‘hiç kimse’ kimliklerine girerek bir taraftan da kendi gerçek değerlerine sadık kalarak on yıl dönüş mücadelesi verir. Ve tüm bu yıllar sonrasında dönüş sessiz ve görkemsiz bir biçimde uykuda gerçekleşir.
Odysseusun yalnızlığı, bir yere ait olma arzusu günümüz modern insanının da en güncel ve en büyük derdidir. Modern insana özgü meseleler üzerinden bakmamız daha yerinde olur. Hızla akıp giden günlük yaşam koşturmacaları, ekrana düşen sonsuz bildirimler, algoritmanın dayattığı ekran kaydırmacaları; bireyin kendine, yaşadığı topluma yabancılaşması, odak süresinin saniyelere düşme hali Odysseusun yurtsuzluğu gibidir. Varlığının özüne yani onu kendisi yapan sebeplere doğru yönelmesi, araması onun mücadelesi gibidir.
Odysseus 3000 yıl önce eve dönmek için canavarlarla, fırtınalarla ve devlerle verdiği savaş; modern insanın günümüzde dijital çağın beraberinde getirdiği; çevrimiçi etkileşim ve bağlantılarla verdiği savaşın benzeridir. Aidiyet duygusunun iyice aşındığı zamanımızda yeni dönüş hikayelerinin kahramanları yaratılıyor her gün.
Bu yüzden Nolan’ ın Odysseusu sinemaya aktarması şaşırtıcı görünmüyor. Hepimiz eve dönmeye çalışan modern dünya Odysseuslarıyız.



